“Bir romancının en önemli özelliği yalancı olmasıdır”

Blaise Cendrars

Blaise Cendrars,  New York’ta 1912 yılındaki o paskalya günü bir kiliseye girer.  Üşümüştür. Niyeti hem biraz ısınıp dinlenmek hem de Haydn’ın ‘Yaradılış’ını dinlemektir. Bir süre oturup dinlendikten sonra kiliseden çıkıp evinin yolunu tutar. O gece oturup bir şiir yazmaya başlar. Öyle yorgundur ki yazarken uyuyakalır. Birkaç saat sonra uyanır ve tekrar yazmaya devam eder.  Ertesi sabah bitirdiği şiire ‘New York’ta Paskalya’ adını verir.

Blaise Cendrars,  üç ay sonra Paris’e gittiğinde* ilk işi yazdığı şiiri hayranı olduğu Apollinaire’e göndermek olur. Yazdığı mektuba bir cevap alamaz. Cendrars, aynı yılın eylül ayında bir kitapçıda Apollinaire’ın bir kitabına rastlar. Kitabı eline alıp heyecanla sayfalarını çevirir, Apollinaire’ın yazdıklarını okur. Kitabı satın almak ister fakat cebinde parası yoktur. Peki, ne yapacak,  arkasını dönüp gidecek mi dersiniz? Elbette hayır. Kitabı cebine atıp yoluna devam eder. Şansızdır. Bir polis tarafından fark edilir. En sevdiği şairin kitabını çalmaktan dolayı tutuklanıp nezarete konur. Kaleme kâğıda sarılıp Apollinaire’a bir mektup yazar yine. Başına gelenleri anlatıp yardım istediğinde bulunur. Peki, Apollinaire cevap yazar mı bu defa? Evet, yazar. Ancak, Apollinaire’ın yazdığı mektup gelmeden Blaise Cendrars çoktan özgürlüğüne kavuşur.

Çok değil, birkaç ay sonra Cafe de Flore’da görür onu. Robert Delaunay  ve Sonia Delaunay çifti vardır yanında. Cendrars, kendisiyle Rusça konuşan Sonia Delaunay ile konuşur bir süre. Sonia Delaunay, atölyesine davet eder onu. Cendrars, daveti kabul edip gider. Şansa bakın ki Apollinaire da oradadır. ‘New York’ta Paskalya’ şiirini ilk kez orada okur ve Apollinaire’ı etkilemeyi başarır. Blaise Cendrars, ilk kitabı çıktığında en büyük övgüyü yine ondan alır. Blaise Cendrars ve Apollinaire arasındaki arkadaşlık zamanla ilerler.

“Bir romancının en önemli özelliği yalancı olmasıdır” sözünün sahibi olan Cendrars’ın kimi şeyleri uydurduğu bilinir. Apollinaire’ın kimi kitaplarının bazı bölümlerinin yazıp yazmadığı gizemini korur ama Walt Whitman’ın cenaze törenine katıldığı yalanı ortağa çıktığında Apollinaire’ın başına iş açar.

Cendrars, aslında hiç katılmadığı Whitman’ın cenaze törenini tüm detaylarıyla anlatır ona. Törendeki yeme içme ziyafetini, hangi gazetecilerin geldiğini, Walt Whitman’ın tabutunu tekmeleyen insanları, sonrasında çıkan olaylar nedeniyle çağrılan polislerin elli kişiyi tutukladığı yalanı uydurur. Apollinaire, Cendrars’ın uydurduğu yalanı ‘Mercure de France’ dergisinde yazar. Yazı, 1 Nisan’da yayımlandığı için yazılanların bir şaka olduğunu düşünenler olsa da Walt Whitman’ı sapık ve alkolik bir olarak gösterdiği için tepkilerden kurtulamaz. Sekiz ay sonra da olsa okuyuculardan özür diler. Cendrars’ın adını vermeden yazıyı bir tanıdığının anlattıklarına dayanarak yazdığını söyler. Cendrars’ın söylediği yalanlar Montparnasse’ı karıştırırsa da Hemingway, “içmediği zaman iyi bir arkadaştır. Ve o dönemde başkalarını anlattığı öyküleri dinmektense yalanlar duymak daha ilginçti,” diye bahseder ondan.

Apollinaire ile Cendrars arası zaman zaman bozulsa da ikisi de birbirini sever ve hayranlık duyar. Kısa süre sonra I. Dünya Savaşı çıkınca  iki şair cephede savaşa gider.  Cendrars 28 Eylül 1915 günü Champagne’de bir havan mermisiyle yaralanır ve bir kolunu kaybeder. Apollinaire ise 17 Mart 1916 günü ‘Mercure de France’ dergisinin sayfalarını çevirirken miğferinin deliğindiğini fark eder.  Başından yanaklarına doğru süzülen bir sıcaklık hisseder. Elini başına götürür; Kandır. 150’lik bir havan topu mermisiyle yaralanmıştır. Apollinaire, sivil hayata döndüğünde eskisi gibi değildir. Sinirlidir, keyifsizdir. Çevresini şaşırtan milliyetçi düşüncelerle dolaşır durur. Cephedeki sefaletten uzak günü gün eden Paris düş kırıklığına uğratır onu. 9 Kasım 1918’de yaşamı son bulur. İki gün sonra da savaş biter.

Cendrars  ise savaştan sonra öyküler yazıp, çeşitli ülkelerde senaryo yazarlığı ve yönetmenlik yapar. Henry Miller onu ‘modern edebiyatın dehası’ olarak nitelendirir. 1961’de Paris Kenti Büyük Edebiyat Ödülü’nü kazanan Cendrars’ın hayatı 21 Ocak 1961’de Paris’te son bulur. Bir yanıyla anarşist, bir yanıyla şair ve gezgindi.

Not: Blaise Cendrars’ın Paris’e gidiş tarihi ile ilgili bilgiler çelişkilidir. Kimi kaynaklarda 1910 kimi kaynaklarda 1912 olarak yer almaktadır.