İllüstrasyon: Inhibiteur

[dropcap]S[/dropcap]everken öldürdüğüm civcivler, balkondan attığım kediler, borutüfeklerimden üfleyerek ateş ettiğim külahlarımın ucuna taktığım iğnelerle yaraladığım, hatta bazen öldürdüğüm tavuklar… Bunların hepsinin cezasını ilkokulda Ömer Seyfettin okuyarak çekmiştim zaten. Fakat bilmezdim karmanın bu kadar fil hafızalı ve kindar olduğunu. Yuvalarına su bastığım karıncalar, taşladığım köpekler, boyunlarını kopardığım güvercinler derken dilden dile yayılmış çocukluğumun zalimliği. Antartika açıklarında takılan bir fok balığını çok öfkelendirmişim. Dostu olan balinalardan birine açmış bu konuyu. O daha da sinirlenmiş. Attığı çığlığın yaydığı sinyaller tüm balinalara ulaşmış. Balinalar denizden, penguenler karadan yaymaya başlamışlar. Kuşlar derseniz, haberi zaten oraya kadar onlar götürmüş. Kaçınılmaz olarak bana tüm yaptıklarımı ödetmeye karar vermişler. Hem de Ömer Seyfettin’in bana ettiklerini hiç hesaba katmadan! Bir açığımı yakalamak için en uygun zamanı beklemişler. Tarkan Viking Kanı’ndaki ahtapottan deli gibi korktuğumu gören muhabbet kuşum beni ispiyonlamış. Hava, kara ve özellikle de deniz hayvanlarınca sevinçle karşılanmış bu haber. Böcekler bile bayram etmişler! Onlara ne oluyorsa, oldum olası sevemedim zaten kendilerini.

Tüm hayvanlar aleminin intikamını alacak tek bir hayvan; bir ahtapot. Ailesi olmayan, genç bir maceraperest. Gerekli formasyonu aldıktan sonra iki ahtapotla birlikte yollara düşmüş. Geçtikleri yerlerdeki hava, kara ve deniz canlıları da onlara eskortluk etmiş. Tam olarak nereden geldiğini bilmiyorum. Anlattıklarına dayanarak bir sonuca da varamadım. Coğrafyam berbattır da. Yalnız Almanya’da bir yerlerde trene bindiklerini söyledi. Ona eşlik eden ahtapotlardan birisini arkalarında bırakmışlar. Zannedersem açlık sebebiyle yemek zorunda kalmışlar kendisini. Bu durum birbirlerine şüpheyle yaklaşmalarına neden oldu mu diye sordum ama olumsuz yanıtladı. Kendi aralarında bir tür şehitlik mertebesi gibi bir şeymiş sanırım. Zaten bunun için yalnız çıkmamış yola. Diğerini de bana gelmeden önceki konakladığı son yerde yemek zorunda kalmış. Her neyse, Almanya’da trene binmişler işte. Orada vakit geçirdikleri süre zarfında üç gençten Almanca öğrenmişler.

[sws_blockquote_endquote align=”left” cite=”…” quotestyle=”style04″]Avrupa kıtasını gözümde canlandırmaya çalıştım da pek başarılı olamadım. Kuzey taraflarına gitti aklım. İzlanda açıklarından geliyordu belki de. [/sws_blockquote_endquote]

Avrupa kıtasını gözümde canlandırmaya çalıştım da pek başarılı olamadım. Kuzey taraflarına gitti aklım. İzlanda açıklarından geliyordu belki de. Güney sahillerinin sıcak varlıklarından olamazdı. Belki bana kin bile beslemiyordu güneyliler. Kesinlikle kuzeyden geliyor olmalıydı bu ahtapot. Hatta sıcakları sevmediği için güneye inmek yerine kara yoluyla gelmeyi tercih etmişti. Almanya’dan trene bindiğine göre böyle olmalıydı. O kadar da fena sayılmaz aslında coğrafyam.

Dün akşam yağmura yakalanmıştım. Eve geldiğimde sırılsıklamdım. Üzerimi değiştirdikten sonra ıslattığım yerleri silmiştim. Gereğinden fazla ıslaktı her yer. Dağınıklığımla açıklayabilirdim bunu. Kafa yormadım o sebeple. Penceremdeki karganın cırlamasına uyandığımda sol ayağımdaki yapışkan ıslaklığı hissettim. Onu görür görmez çığlığı bastım. Korkudan bayılmışım. Ayıldığımda hala oradaydı. Yine çığlığı bastım ama bu sefer korkudan bayılmak yerine ağlamaya başladım. Sol ayağımı sarıp sarmalamış turuncu bir ahtapot! Penceremde de erketeye yatmış bir karga. Hikayenin yarısını karga, yarısını ahtapot anlattı. Hak verdim ama peki ya tüm bunları çocukken yapmış olmam ve Ömer Seyfettin’in vicdanıma abanması? İlk Cinayet öyküsü? Okumamışlar Ömer Seyfettin. “Ne mutlu size!” dedim. Çocukluk da pek bir anlam ifade etmiyormuş onlar için. Godzilla’yı anlatacaktım, vazgeçtim. Bunu da anlamazlardı. Trt Belgesel’deki şu filin hikayesi. Bunu da pas geçtim. Şimdi ne olacağını sordum. “İntikam” dedi ve daha da kuvvetlice sarıldı ayağıma. Dişli dilini bacağımda gezdirirken koyverdiğim çığlığın ardından komşularımın nasıl insanlar olduklarını düşündüm bir an için. Ondan sonra bir daha da bağırmadım. Biraz sonra kollarını gevşetti zaten o da. Konuşmadan bekledik bir süre öylece. “Ders olsun bu” diyerek söz aldı benden ahtapot. “Ah, bu öğreticilik!” dedim içimden, tavana doğru bakarak. Söz verdim. Sözümü tutmayacak olursam beni bulacaklarını çok iyi bildiğimi söyledi. Evet anlamında başımı salladım. Muhabbet kuşumu da giderken götüreceklerini söyledi. “Buradan başka her yerde daha mutlu olur” dedim. Her konuda anlaşmaya vardık ama yine de hemen ayrılmadı oradan. Bacağımda kalmaya devam ederek kollarını bileğimde, parmak aralarımda, bacağımda gezdirmeye devam etti. Kimi zaman yumuşakça, kimi zaman kuvvetlice.

[sws_divider_basic]
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page