İllüstrasyon: Demet Özge Aykan

Maykıl kuşağının önde gelen vampirlerindendi. Yakışıklı, seksi, karizmatik, entelektüeldi. Tek gecelik ilişkilerin vampiriydi Maykıl. Kanını emdiğini bırakırdı. B rh+ en sevdiğiydi; sek içerdi. B rh- acı gelirdi biraz; sulandırıp içerdi onun için. 0 rh+’i şerbet, 0 rh-‘i yemeklerde sos olarak kullanırdı.

Aylık yayınlanan Vampirin Azı Dişi’nde düzenli olarak yazıları yayımlanırdı. Kişisel deneyimlerini aktarırdı daha çok. İngilizlerin kanının soğuk oluşuna dair yazdığı bir makale vampirler arasında ciddi tartışmalara yol açmış, onları ikiye bölmüştü adeta. Kimileri gerçekten de İngilizlerin kanlarının soğuk olduğunu söylüyordu. Bazıları ise buna karşı çıkarak İngilizlerin sıcakkanlı olduklarını iddia ediyordu. Gündemi uzun süre meşgul etti bu durum. Fakat vampirler bir sabah uyandıklarında İngilizlerin kanlarının sıcak mı yoksa soğuk mu olduğunu umursamadıklarını fark ettiler. Gereksiz olan her tartışma gibi bu da günün birinde unutulmuştu.

Vampir ve Vampirella Meslek Yüksekokulu’nda Isırma ve Emme derslerine girerdi Maykıl. Ağızlarını nasıl açıp dişlerini nasıl saplayacaklarını, dillerini nasıl kullanacaklarını ve akan kanı nasıl emeceklerini anlatırdı genç vampir ile vampirellalara. Öğrencilerin sevdiği bir eğitmendi Maykıl. Zaten keyifle yapardı işini. Eğitmenlikte çok para yoktu (saati 2 dolar, yol ve yemek okula ait), işin aslı Maykıl’ın paraya ihtiyacı da yoktu. Gerçekten keyif aldığı için yapardı bu işi.

Mirasyediydi Maykıl. Aile yadigarı şatoda yaşayıp taşınmazlardan elde ettiği kiralarla yuvarlanıp giderdi. Taşınmazlardan öyle iyi gelir elde ederdi ki bankadaki paralarına dokunmazdı bile. Yardımcısı Arçibıl ile birlikte yaşardı şatoda. Maykıl kendisini bildi bileli o şatodaydı Arçibıl. 0 rh- ile beslenir, yeni tenler ve tatlar keşfetmek için ayda bir seyahate çıkardı. Ama Maykıl’ın seyahate çıktığı zamanlar hiçbir yere kıpırdamazdı. Yine o zamanlardan birinde kendisi evde, Maykıl seyahatteydi. Sıradan seyahatlerden birisiydi işte. Sekiz, bilemedin on gün sonra gelecekti. Şaşmazdı. Yedi ya da dokuz gün olmazdı. Sekiz ya da on. Fakat bu sefer her ne olduysa on üç gün sonra döndü. Görünüşünde farklı bir şeyler yoktu ama içinde bir yerlerde bir şeyler eksilmişti. Bu durumu ilk fark eden kişi olan Arçibıl’a hiçbir şey söylemedi. Üstelediği zaman ise tersledi onu. Hiçbir şey anlatmak istemiyordu. Eski Maykıl değildi artık. Arkadaşlarına kan emme maceralarını anlatmıyor, Vampirin Azı Dişi için yazılar yazmıyordu. Isırma ve Emme derslerine girmeyi de bırakmıştı artık. Bazıları bunun dönemsel bir şey olduğunu, mevsim değişikliğinden falan kaynaklandığını iddia ettiler. Arçibıl’a göre ise durum bambaşkaydı. Son çıktığı seyahatte bir şeyler olmuştu Maykıl’a, ama her ne olduysa anlatmamakta ısrarcıydı.[/one_third] [sws_divider_line] [sws_pullquote_right] Eski Maykıl değildi artık. Arkadaşlarına kan emme maceralarını anlatmıyor, Vampirin Azı Dişi için yazılar yazmıyordu. [/sws_pullquote_right] Bir ay sonra Maykıl’ın zayıfladığını fark etti Arçibıl. Kemer takmaya başlamıştı. Vücuduna cuk diye oturan tişört ve gömlekleri az da olsa bol geliyordu artık. Fark edilen bir şeydi bu, ama Maykıl’ın umrunda değildi. İyi beslenmediğinden kaynaklandığını düşünüyorlardı doğal olarak. Fakat sonra Maykıl’ın kan emmeyi bıraktığı öğrenildi. Bunun öğrenilmesinden kısa süre sonra da Maykıl’ın kan emmemeye yemin ettiği anlaşıldı! Kan emmeyi ve içmeyi bıraktığı zaman, son seyahatinden döndüğü zamana denk geliyordu. Maykıl’a o seyahatte artık her ne olduysa kan emmeye tövbe ettirmesine kadar varmıştı iş.

Bu olay Bat News’ta manşetten yer buldu kendisine. Herkes kuşağının önde gelen vampirlerinden birisi olan Maykıl’ın geldiği acınası noktayı konuşur hale gelmişti. Bir vampirin kan emmeye yemin etmesi! Olacak iş değildi! Tarihte bir ilkti bu. Böylesi ne görülmüş ne de duyulmuştu. Vejeteryan vampirlerin varlığından herkes haberdardı. Bu bir sorun değildi çünkü serum ile besleniyorlardı. Fakat bir vampirin kan emmemeye yemin etmesi…

Maykıl dışlanacağını bildiği için dışarı çıkmamaya, vaktinin tamamını şatosunda geçirmeye başladı. Uydu alıcısı bağlatmıştı eve, durmadan televizyon seyrediyordu. Bin beş yüz tane kanal vardı elinin altında, hepsine bir tuş kadar uzaktı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordu o kutucuğa bakarken. Tüm gün berjerine kurulup o kutucukta neler olup bittiğine bakıyordu. Geceleri ise eğer canı çok sıkıldıysa ormanda uzun yürüyüşlere çıkıyordu.

Günün birinde garip görünümlü birkaç vampir ziyarete geldi Maykıl’ı. En az gece kadar siyah pelerinli, gündüz kadar beyaz tenli, ağaç dalları gibi uzun saçlı beş vampir. Kan emmemeye dair ettiği yeminin ciddiyetini sordular ona. Çok ciddi olduğunu söyledi Maykıl. Vampirler birbirlerine şöyle bir baktıktan sonra yavaşça Maykıl’ın üzerine doğru yürümeye başladılar. İkisi ani hareketlerle Arçibıl’ı etkisiz hale getirirken üçü Maykıl’a kara büyü yaptılar. Maykıl öyle büyük acılar hissetmedi ama ters giden bir şeyler olduğunu anlamıştı. Vampirler ile Arçibıl kendisine şaşkınlık içinde bakıyordu. Şaşkındılar çünkü Maykıl artık bir vampir değil, çikolata sosu kaplamalı bir dondurmaydı! Vampirler görevlerini tamamladıklarına kanaat getirerek oradan ayrıldılar. Çıkmadan önce bunun Vampirleri Koruma Kollama ve Yaşatma Derneği’nin kararı olduğunu söylediler. Romanya’dan gelen beş Dracula’ydı bu vampirler. Dernekte üst düzey yöneticiydiler. Bu göreve onlar seçilmemişti, kendileri seçmişti, gönüllüydüler bu işe. Vampir dediğin kan emmemeye yemin eder miydi hiç? Bu ne biçim saçmalıktı böyle? Yıldızın parlamaması gibi bir şeydi bu. Ya da dünyanın dönmemesi gibi. Veya bir çeşmenin akmaması gibi. Olmaması eksiklik olarak kabul edilecek bir şeydi.

Yeni görünümüne yabancılık çekmedi Maykıl. Eskiden her ne yapıyorsa hala onları yapmaya devam edebiliyordu. Yürüyor, koşuyor, yiyor, içiyor ve berjerine kurulup televizyon seyredebiliyordu. Zaten uzun zamandır vampirlerin arasına karıştığı da yoktu, onun için sorun değildi bu yeni görünümü. Yalnız, eski halinden yalnızca bir farkı vardı: Artık vampir dişleri yoktu. Onların yerinde minicik, insanlarda bulunan türden, olabildiğince normal azı dişleri vardı. Fakat bunu sorun etmedi Maykıl. Kan emmemeye yemin edeli uzun zaman olmuştu.

Canı çok sıkıldığında geceleri ormanda yürüyüş yapmaya devam etti. Çok dolaştığı zamanlar erimeye başlıyordu. Bu durumu hissettiği zaman koşturarak şatosuna geri dönüyor ve buzdolabına girip donmayı bekliyordu. Daha iyi bir çözüm olarak klima taktırdı şatoya. Tüm katlarına hem de. On beş katta da klima vardı artık, zemin kat dahil! Ama Arçibıl kendi katındaki klimayı çalıştırmıyordu genelde. Zaten yiyecek ve içecek servisi yapmaya başladığı zaman buz gibi odalarda gezinmek canını sıkıyordu, soğuğu sevmiyordu Arçibıl. Sıcak yerlerin vampiriydi. Onun için Akdeniz sahilleri en sevdiği tatil beldesiydi.

Klima iyiydi, güzeldi ama yaz mevsimi gelince sorun çıkarmaya başladı. Maykıl’ın vücut sıcaklığını dengeleyememesi ve orasından burasından erimeye başlaması canını sıkıyordu. Buzdolabı da klostorofobik gelmeye başlıyordu artık. Arçibıl’ın da tavsiyesiyle kuzeye gitmeye karar verdi Maykıl. Ama bu şekilde olmazdı. Bu şekilde herhangi bir tabutun içine sığmazdı. Sığsa bile tabutun soğutma sistemi olmadığı için eriyip giderdi. Uzun süren tartışmalardan sonra Avrupa’nın en iyi derin dondurucu fabrikasının yönetim kurulu başkanlığına uzunca bir mektup yazıp yüklü miktarda para gönderdiler. İkiye bir ebadında, elektrik akımı olmadan çalışabilecek, içten kilitlenebilir, darbeye dayanıklı, titanyumdan yapılma bir derin dondurucu üretmelerini istediler kendileri için. Ayrupa’nın en iyi derin dondurucu fabrikasının en iyi mühendisleri kısa sürede yerine getirdiler garip buldukları bu isteği.

Arçibıl nereye gitmek istediğini sorduğunda “İzlanda!” diye yanıtladı Maykıl. Arçibıl oraya kadar gidemeyeceğini ama kendisine refakat edebilecek birisini bulabileceğini söyledi Maykıl’a. İki gün sonra Mişel adlı genç bir vampirellayla geldi Arçibıl. Vampbar’da garson olarak çalışan ve kan grubu ayırd etmeyen, ne bulursa içen, etine dolgun bir vampirellaydı Mişel. Patronundan özel izin alarak kabul etmişti Arçibıl’ın bu isteğini. Maykıl’a İzlanda’ya kadar eşlik ettikten sonra geri gelecekti.

Vakit kaybetmeden özel yapım derin dondurucunun içine girdi Maykıl. Kendisine yardım ettiği esnada Mişel’in göğüslerine değdi vücudu. Onların esneyip yayıldıklarını hissetti ve bu uzun zamandır hissetmediği bir şeydi. Derin dondurucunun kapağı üzerine kapandığında aklı Mişel’in göğüslerindeydi. İzlanda’ya gidene kadar onları düşünüp durdu. Bir ara dayanamayıp kendisini tatmin etmeye kalkıştı ama soğuktan eli çubuğuna yapışınca öylece kalakaldı. Uzun uğraşlar sonucunda elini oradan geri alabildiğinde bir daha yaklaştırmadı.

İzlanda’ya vardıklarında Arçibıl’ın eski bir dostunun şatosunda kalacaktı Maykıl. İstediği kadar kalabilecekti orada. Ne de olsa sahibi uzaklardaydı.

Maykıl derin dondurucudan çıkar çıkmaz biraz daha kalmasını söyledi Mişel’e. Ve sevişmek istediğini açıkça belirtti. Cinselliği seven birisiydi Mişel ama daha önce çikolata sosu kaplamalı bir dondurmayla sevişmemişti hiç, doğal olarak. Bu işi nasıl yapacaklarını merak etti. “Çubuğum var ya” dedi Maykıl. “Evet, kocaman hem de!” dedi Mişel. Maykıl onu tutup kendisine çekti. Mişel yılların alışkanlığı olarak ısırmaya kalkıştı hemen. Çikolata sosunun çatladığını hissedince çığlığı bastı Maykıl. Özür diledi Mişel. Çatlayan çikolata sosunun altındaki şeye baktı. Vişne çürüğü renginde bir şeydi ve aktığı falan yoktu; öylece duruyordu. Organlarından birisidir diye düşündü Mişel. Maykıl kendisine aynada baktıktan sonra ciddi bir sorun olmadığına karar vererek sevişmeye kaldıkları yerden devam ettiler. “Isırma, sadece yala” dedi Maykıl. Mişel de denileni yaptı. Garip bir tecrübeydi. Daha önce yalamak hiç aklına gelmemişti. Arada bir kendisine engel olamayarak dişlerini yavaşça sürtüyordu Maykıl’ın çikolata sosu kaplamasının üzerine. Maykıl yalandıkça içten içe eridiğini hissetti. Sonra da az önce ısırılan yerinden akan sıvıyı gördü ve Mişel’e durmasını söyledi titreyen sesiyle. Sevişme oracıkta sona erdi. İkisinin de hevesi kursağında kalmıştı.

İlk uçakla geri döndü Mişel. Maykıl da çikolata sosu kabuk bağlayana kadar çıkmadı evden. Yarası iyileşince büyük kara pelerinini üzerine örterek gece gezmelerine çıkmaya başladı. O gecelerden birisinde Sigur Ros konserine denk geldi. Orada bulunduğu beşinci dakikada mest olmuştu. Daha önce duymadığı türde müzik yapıyordu adamlar. Ne dedikleri hakkında en ufak bir fikri bile yoktu ama müzik evrenseldi ve adamlar harika müzik yapıyorlardı! Konser bitimine kadar oturduğu yerden dinledi adamları. Müziğin içinde bir yerleri ısıttığını hissediyordu, soğukla ise zaten derdi yoktu. Kalabalıkla karşılaşmamak için konserin bitmesine az bir süre kala uzaklaştı oradan.

Eve dönüş yolunda bir barın az ilerisinde bekleyen iki fahişe gördü. Onlara doğru yaklaşarak dondurma sevip sevmediklerini sordu.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page