Batılıların gözünde Orient kavramı “Doğu ve Doğululuk” her zaman için gizemini koruyan bir yaşayış olmuştur. Batı medeniyetleri kendi kimlik sorgulamalarını, kıyaslamalarını yaparken Doğu’yu baz almışlar, ötekileştirdikleri Doğu’yu da takip etmekten geri kalmamışlardır. Rönesans’tan bu yana Batılı seyyahlar, Doğu’ya birçok gezi düzenlemiş, gördüklerini, yaşadıkları tecrübeleri kitaplaştırarak Batılı okuyuculara sunmuşlardır.

“Orient” kavramı Uzak Doğu, Yakın Doğu kavramları gibi Batı merkezli bir kavramlaştırmanın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Avrupa dünyanın merkezi olarak kabul görmekte ve dünyanın diğer bölgeleri bu merkeze olan uzaklıklarına göre “yakın”, “orta” ve “uzak” şeklinde kategorize edilmekteydi. Tarih sahnesinde eski Yunanlıların “Medeni güney” ve “Barbar kuzey” şeklinde ikiye ayırmaları daha sonra Avrupa topraklarında filizlenen Romalıların da “Doğu” ve “Batı” şeklinde ayrıma gitmeleriyle kutuplaşma devam etti. Bilindiği gibi Roma İmparatorluğu’nun iki merkezi vardı: Batıdaki merkezi Roma, Doğudaki merkezi de Constantinople idi. 395’te bu imparatorluğun Doğu kısmına “Bizans İmparatorluğu” adı verilmesi ve Roma merkezli imparatorluğun çökmesiyle, İstanbul “Doğu” dünyasının merkezi oluyordu. Ayrıca şunu da belirtelim bugün Sultanahmet meydanında yer alan Million taşı Bizans döneminde sıfır noktasını belirtmekte ve diğer şehirlerin uzaklıkları bu taş baz alınarak hesaplanmaktaydı.

Daha sonralarda Batı dünyasında “Doğu”; (Şark; Orient) olarak ifade edilmiş olan Osmanlı Devleti için kullanılan bu kavramlaştırma, elbette ki sadece bir coğrafî ifadelendirme değil aynı zamanda kültürel ve dini bakımdan farklı olan “öteki”ni ifade eden bir kavramlaştırma idi. Aslında insanların kendi bulundukları yeri merkez alarak dünyanın diğer yerlerini merkez olarak aldıkları yere göre adlandırmaları sadece Avrupalılara özgü bir yöntem değildir. Mesela Osmanlılar Batı dünyası için coğrafi adlandırmadan çok etnik vurguyu öne alan “Frengistan” kavramını kullanmaktaydılar.

Efemera dünyasında yola çıkarak Batılıların gözünde Orient kavramının diğer karşılığı da kadınlar olmuştur. Ya da şöyle diyebiliriz; Harem hayatı. Doğu’nun güzellikleri uzak gelmiştir Batı’nın “Beautee Orientale” söylemine. İçine kapanık yapısı, sadece belirli kişilerin girebildikleri sarayların Harem yaşayışı merak uyandırmıştır belki de Batılıların gözünde. Harem özeldir, girilmez. Ne kadar girilmez olursa, o kadar çok merak uyandırır. Belki de kapalı peçelerin altında yatan güzelliğe ulaşamamazlığın verdiği bir ihtiras. Birçok batılı ressam tuvaline taşımıştır haremi. Çıplak kadınlar, sınırsız hizmet, bitmeyen alemler. Öyle düşünmüştür dışarıdan bakan ressamlar fakat gerçek bu değildir. Cezbedici yanı belkide Batılıların bir tek burnunu oraya sokamamalarıdır.
1900’lü yıllarında başında “Doğu’nun güzelleri” temalı kartpostallar basılmıştır. Sizlere bu kartpostallardan örnekler sunarken birşeyi tekrar dile getirmekten kendimi alamıyorum. Eskiler nedendir bilinmez balık etli kadınlara farklı bir ilgi duyuyorlar…

Yararlanılan kaynak: Davut Dursun / Ortadoğunun ekonomik, sosyal ve siyasi yapı özellikleri üzerine genel tespitler [Link]

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page