Adem’den bu yana insanoğlu ile kol kola evrimleşip kompleks bir boyuta giren suç unsuru popülerliğini hiç kaybetmemiş, insan doğasının kötü niyetli ve şiddete eğilimli olduğu iddiasının her daim somut göstergesi olmuştur. Yaratıcı zekânın nimetleriyle şekilden şekle giren suçların sahipleri ise kimi zaman cennetten kovulmuş; kimi zaman aslanlara yem olmuş; kimi zaman da diri diri kuma gömülmüştür. Aydınlanma ile başlayan hümanist açılım, modern devletin de kurumsallaşmasıyla suç ve ceza alanında ciddi düzenlemeler getirmiş, hukuk kuralları ve insan hakları temelinde yükselen adil bir ceza sistemini olası kılmıştır.

Son yıllarda idam cezasının da yavaştan tedavülden kaldırılmasıyla gittikçe tekdüzeleşen ceza çeşitleri en azılı suçlular ile adi suçluları bile aynı mekân içerisine sokmuştur. Böylesi bir sistem de suç ve ceza terazisinin eşit ve adil olduğu konusunda kafada her daim soru işaretleri bırakmıştır. Bir hayatı yok eden ya da yaşanamaz hale getiren bir suçluya verilecek cezanın ne olacağı konusunda, yargı ve ceza yasasının adil bir karar vereceğine şüpheyle yaklaşanlar da pekâlâ vardır.

Ya dünyada adaletin var olduğuna inanmayanların, diğer taraftaki ilahi adaletle de pek ilgili olmayanların ellerine “Ölüm Defteri” adlı büyük bir fırsat geçerse?

2003 yılında Tsugumi Ooba tarafından yazılan, serüvenine manga olarak başlayıp, 2006 yılında tv dizisi haline getirilen Japon anime harikası “Death Note”, odak noktasına suç ve ceza ilişkisi arasındaki ince ve sorunsal çizgiyi yerleştirip; suçun neden işlenildiğinden çok, nasıl engellenebileceğini kendisine tartışma konusu olarak seçiyor. Hikâye, tüm hayatı defterine ölecek kişilerin isimlerini yazmak ve poker oynamakla monotonlaşan ölüm meleği (Shinigami) Ryuk’ün, sırf atraksiyon amaçlı defterini insan dünyasına düşürmesiyle başlıyor. Defteri bulan şanslı(!) kişi ise Einsteinvari hayli yüksek bir zekâya sahip, küçük yaşına rağmen kariyeri bol ödül ve başarılarla yükselen lise öğrencisi Light Yagami* oluyor. Günden güne yükselen suç oranı ve dünyanın kötüleşmesi karşısında küçük vicdanı rahat etmeyen, sosyal sorumluluk bilincine sahip kahramanımız, bu dünyada var olmadığına inandığı adalet ve iyiliği kendi inisiyatifiyle yaratmaya çalışacaktır.

İlk başta “Ölüm Defteri”ni ciddiye almasa da kısa sürede ona büyük bir vatandaşlık misyonu yükleyen Light, ilk olarak yaşadığı Tokyo’daki hapishanelere odaklanır. Defterine yazdığı kişilerin ölebilmesi için tam isimlerine ve yüzlerini görmeye ihtiyaç duyan Light, günlük gazetelerde ve TV haberlerinde adeta suçlu avına başlar. Özel bir ölüm şekli yazılmadıkça deftere ismi yazılan suçlular kalp krizi geçirerek ölmektedir. Kısa sürede yüzlerce suçlunun ölmesi tüm dünyada sansasyonel bir durum yaratır. Light’nun tahmin ettiği gibi suç oranında da azalmalar görülür. Kimliğini saklayarak Azrail görevini üstlenen Light, tartışmaların odak noktasıdır ve halk arasında Kira olarak anılmaya başlar. Kimine göre dünyada mutluluk ve iyilik getirecek olan bir kahraman; kimine göre ise suçlu bile olsalar her şeyden önce birer insan olan mahkûmları öldüren ve ölüm cezasıyla suçlanması gereken bir katildir. Yaptığı şeyin ahlaki olarak yararlılığına inanan ve önüne çıkan her engeli  -suç işlememiş masum insanlar bile olsalar- öldürmeye başlayan Light, “Ölüm Defteri”nin sırrını saklı tutmayı başarır, taa ki birisi sahneye çıkana dek…

Ergen çocuk psikolojisini en iyi kim anlayabilir? Tabi ki aynı yaştaki diğer bir ergen. Light’nun kıvrak zekâsıyla yarışacak, onun davranış psikolojisini çözerek bir sonraki adımını tahmin edebilecek dizinin diğer kahramanı “L“, varoluş amacını Kira’nın deşifre edilip adalete teslim edilmesi olarak belirleyecektir. Dünyada Interpol’ün bile çözemediği en çetrefilli davaları bile nev-i şahsına münhasır stratejileriyle apaçık eden L de, güvenlik ve prensip bakımından kimliğini saklamaktadır. Kısa süre içinde yan yana gelecek olan L ve Light’nun zekâlarıyla insanı mest eden şovları iki cambazdan birinin ipten düşmesiyle sonuçlanacaktır, lâkin hikâye burada bitmeyecektir.

Her ne kadar Light ve L yaş, zeka ve davranış bakımından tıpkısının aynısı konumunda olsalar da suç ve ceza nosyonlarına bakış açıları bir hayli farklıdır. Öldürdüğü suçluların insanlara ibret olacağı düşüncesiyle kısa zamanda kurmayı planladığı suç ve kötülükten arındırılmış yeni bir dünyanın efendisi olmayı amaçlayan; zeki ve yakışıklı olduğu kadar şukela ve hırslı da olan Light, tüm insanlık adına yararlı olarak gördüğü sonuç uğruna, ahlaksız yolları meşrulaştıran Machiavellian tarzı bir düşünce yapısına sahiptir. Light’nun tek ve en büyük rakibi L ise sonuçlardan çok sürecin adil ve insancıl olmasına dikkat eden, Light kadar zeki ama bir o kadar dağınık ve absürt bir tarza sahiptir. Seri katil olarak gördüğü Kira’nın adaletin yüce ellerine teslim edilip idam cezası ile çarptırılması gerektiğine gönülden inanan L, acaba hedefine ulaşabilecek midir? Yoksa Light’nun ayakları altına alınıp yeni dünyanın efendisinin kölesi mi olacaktır?

20’şer dakikalık 37 bölümden oluşan “Death Note” ilk bölümünden final bölümüne kadar zeka ve yaratıcılık dolu diyalogları ve sofistike kurgusuyla izleyicinin kafasını bir an olsun bile boş bırakmayan bir yapım. Karakterler her ne kadar boya kalemleriyle yaratılmış olsa da kısa zamanda anime sınırlarını aşıp, zihinlerde ete kemiğe bürünüyor, izleyiciyle duygusal bir ilişki kuruyor. İlginç bir konuyla süper bir başlangıç yapıp birkaç bölümden sonra saçmalayıp kendi kendini imha eden bazı yapımların aksine, Death Note her bölümde yan kahramanlar, ölüm defterinin yeni kuralları ve dallanıp budaklanan enteresan hikâye kurgusuyla kendini sürekli yeniliyor. Kanımca sinema ve tv tarihinin en kaliteli yapımlardan birisi olarak adlandırılması abes kaçmayacak bu yapım, küçük, çalışkan ve de zeki insanların diyarı Japonya’ya bir kez daha sevgi, saygı ve hayranlık içinde bakmamıza neden oluyor.

*Light Yagami’nin ismi, İngilizce olmasına rağmen Japonca okunuyor; Light-o. Hatta çok sevenleri Light-o-san diye de seslenebilir…

Notlar:

1- 37 bölümün sonunda diziyi, dünya çapında kazandığı başarı sonrası beyaz perdeye taşıyan yapımcılar maalesef aradıklarını bulamamışlardır. Dizinin tamamını kısa bir süreye sıkıştıran yapımı şahsım henüz görmese de görmek de istememektedir. Light, L ve ileriki bölümlerde tanışacağınız Misa Misa’nın çizgilerde yaşatılması gerektiğine inanaraktan filmi izleme şansına(!) erişmiş dostların ağzından da pek hoş şeyler duymamaktayım. Ki illaki izlicem derseniz paşa gönlünüz bilir…

2- Ben anime sevmem, ayhh, ıyhh, o ne bee, çocuk işi diyip burun kıvıranlara sözüm. Bu sözlere bizzat şahit olmuş bir şahıs olaraktan (ben de öyle demiştim ayrıca) böyle diyenlerin 2 bölüm sonra tövbe çekip Death Note diye diye nirvanaya ulaşmalarına da tanıklık etmişliğim vardır.

3- Jenerik müziğine istediğiniz her şeyi söyleyebilirsiniz. Cidden çok çok kötü :)

4- L mi Light mu diye sorarsanız şahsıma sapına, pazara ve mezara kadar “L” derim… Candy’nin yavuklusu Terry’den sonra 2. anime aşkımdır kendileri…