[Norgunk Yayıncılık] Alpagut Gültekin: Kitapların sesini duymak

Sanat ve felsefe kitaplarının şık yayıncısı Norgunk Yayıncılık zihin açan kitapları, nokta atış seçimleri yayımlamayı sürdürüyor. Alpagut Gültekin, yayınevinin öyküsünü ve kitapların seslerini duyma sanatını anlattı.

norgunk


Futuristika! [Barış Yarsel]: Öncelikle, Oğuz Atay’dan başlayalım. Yayınevi için Norgunk ismini seçmenizdeki etken neydi? Yayınevleri tarafından defalarca reddedilen Oğuz Atay’ın, en sonunda bir yayınevinin olumlu cevabı üzerine, “Kimse yayımlamak istemedi, emin misiniz?” dediği söylenir.

Norgunk Yayıncılık [Alpagut Gültekin]: 80’lerin başında birçoğumuz o öyküdeki (Korkuyu Beklerken) karakter gibiydik bir bakıma, sıkışıp kalmıştık, birşeyler bekliyorduk. İşte tam o sırada Oğuz Atay çıkageldi. Selim Işık, Turgut Özben, Süleyman Kargı, Hikmet ve komşuları, ve Beyaz Mantolu Adam, hepsi tam zamanında geldiler. İçine yuvarlandığımız o çukurdan çıkabilmeyi düşleyebildik böylece. Kimseden korkumuz yoktu, açıkça tekrarladık!

Bir tarzı tasarlayamazsınız, tarz sizden çıkıp dünyaya giden şeydir. Bunu da size hiç belli etmeden yapar.AG

Duyduğumuza göre, ismi resmileştirme sürecinde, devlet dairelerinde birtakım sıkıntılar yaşanmış. Sıkıntıyı, kelimenin anlamını “burkarak” çözdüğünüz söylenir. Bir Atay ironisini andıran bu olayın aslını öğrenebilir miyiz?

Yayınevinin kuruluş işlemlerini yürüten kişi aradı bir gün ve Norgunk adının Ticaret Odası tarafından “uygun” bulunmadığını bildirdi. Sözcüğün ne anlama geldiğini çıkaramamışlar. Çok eski Türkçede “dostlukla” anlamına geliyor, dedim, o zamanlar mektuplar böyle bitiriliyormuş, diye de ekledim. İşe yaradı.

“Butik yayıncılık” dedikleri kavrama nasıl baktığınızı, kendinizi bir yayınevi olarak belirtilen yayıncılığa göre nasıl konumlandırdığınızı öğrenmek isteriz.

Butik yayıncılık derken ne demek isteniyor, çok emin değilim. Yaptığı işe kolayından sınıf atlatmaya kalkışanlar pek seviyor daha ziyade bu terimi; kasabın bile butik olanı var artık! “Butik kasap Ali dostumdur.” Biz düz yayıncılık yapıyoruz. Kitap ne istiyor bizden ona bakıyoruz, kitabın sesini duymaya çalışıyoruz (evet, kitaplar yazılırken de, yapılırken de, okunurken de ses çıkarırlar). Bir tarzı tasarlayamazsınız, tarz sizden çıkıp dünyaya giden şeydir. Bunu da size hiç belli etmeden yapar.

Yanlışsa lütfen düzeltin, yayımladığınız ilk kitap Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “İçimdeki Şiir Hayvanı”. Bu kitabı yayımlamaya karar verdiğiniz ve gerçekleştirdiğiniz dönemi biraz anlatabilir misiniz?

İlk kitabımız, biraz da yayınevinin “güya-manifestosu” olarak okunsun diye tarafımdan yazılmış olan “Cesaret, kaçalım!” Beş-on cümleyi kese biçe, çeke uzata kurguladığım cüzi bir kitap. Dağlarca serüvenimiz ise başlı başına bir yazıyı alır götürür. Onun gibi biriyle ne daha önce ne de sonrasında karşılaştık. Gerçek bir şiir hayvanıydı. Her tarafı şiirdi. Bir gün aradı, matbaadaydık, “bak” dedi, “şu an yanımda bir editör var, ona ne diyorum biliyor musun sizin için, onlar ateşe yemek koymazlar, kitap yaparlar diyorum” dedi ve kapattı telefonu. Nietzsche gibi, Cézanne gibi dağlarla ölçülebilecek biriydi.

“Sevdiğimiz, beğendiğimiz kitapları yayımlıyoruz daha ziyade. Aslına bakarsanız, yol filmi çeker gibi götürüyoruz Norgunk’u.”

Norgunk kitap tasarımları da hep övgü alır. Türkiye’de kitap tasarımları genelde eleştirilir. Sizin hem güncel (2000’li yıllar) hangi tasarımları/tasarımcıları beğendiğinizi hem de kendi yayınlarınızda hangi kitapların tasarım olarak tatmin edici ve hangilerinin “daha iyi olabilirdi” dedirttiğini merak ediyoruz.

Kitaplarımızın tasarımlarını kendimiz yapıyoruz başından beri. Çok fazla bir numara yoktur aslında bizim kapaklarda. Tasarımcı değiliz sonuçta. Kitabın içeriğiyle kapaktaki görselin ilişkisi üzerine biraz kafa patlatıyoruz, hepsi bu. Enis Batur kitaplarımızın tasarımları hep iyi olmuştur, tutarlı olarak. Michaux’nun “Çin’de İdeogramlar”ını da beğenirim ben. “Ulysses”in tasarımını Bülent Erkmen’den istedik. Kitabın kütlesini öne çıkaran tipografik uygulama kusursuz bir malzeme seçimiyle birleşince “Ulysses”in şanına yaraşır bir hacimsellik ve tekstür çıktı ortaya. Arada işi ustasına bırakmayı bilmek gerekiyor. Esen Karol’un “Leyla Gencer” kitabı, Vahit Tuna’nın “Hüseyin Bahri Alptekin” monografisi iyi oturmuş tasarımlardır bence. Yenilerde kurulan Lemis’in ilk kitabı “Gordon Matta-Clark”ı da çok iyi bulduğumu söylemeliyim.

2006’da yayımlanmaya başlayan mekân, tasarım, eleştiri dergisi Doxa, 9. sayısından itibaren, ayrı olarak İngilizce edisyonla devam etti. Dergi yayıncılığı konusunda eşsiz bir mezarlık olan memlekette süreli yayınların sıkıntıları malum. Doxa nasıl gidiyor? Mecrasını bulduğunu düşünüyor musunuz?

Doxa bizim boynumuzun borcu. Biz onu bıraksak da o bizi bırakmaz. Şu sıralar dinleniyor kendileri. Ayak değiştiriyor diyelim. Yakında 11. sayısıyla arz-ı endam buyuracaklar. Tabii İngilizce edisyon epey yük bindirdi üzerimize, yetmezmiş gibi çok daha pahalı bir kağıda transfer oldu Doxa son iki sayıdır. Bunlar bir dergi için aleni intihar denemeleridir aslında, bilenler bilir. İşin özü, buradan dünyaya bir dergi gider mi, bunu yoklamak istedik.

Yayın planlamasını nasıl yapıyorsunuz? Hangi yayınlara yer vereceğinizi neye göre belirliyor, çeviri ve tasarım aşamasında ne kadar vakit geçiriyor ve dağıtımı nasıl hallediyorsunuz?

Deleuze-Guattari kitapları dışında uzun vadeli bir planlama yapmadık açıkçası. Sevdiğimiz, beğendiğimiz kitapları yayımlıyoruz daha ziyade. Aslına bakarsanız, yol filmi çeker gibi götürüyoruz Norgunk’u. Hiç belli olmuyor, aklımızın ucundan geçmeyen bir kitap çıkıveriyor birden karşımıza, ayartıyor bizi. Şu sıralar Lewis Carroll yayımlamak gibi bir isteğe kapıldık mesela. Norgunk Harikalar Diyarında. Fena mı?.. Günün birinde Vüs’at O. Bener külliyatını, bir de Spinoza’nın “Etika”sını layıkıyla yayımlayabilirsek, daha ne isteriz. Dağıtım konusu malum. Birkaç kitabevine doğrudan veriyoruz kitaplarımızı, internet siteleri falan alıyor, gidiyor bir şekilde.

İnternetten yayın yapan kendi çapında bir ekip olarak, dijital yayıncılığın gelişimine pek meraklıyız. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? E-kitaplar, çevrimiçi internet dergileri, hypertext içerik, multimedya siteleri gibi giderek daha da hızlanan kültür-sanat tüketimi konusunda düşünceleriniz neler? Norgunk’u gelecekte buralarda görecek miyiz?

Kafamızda bir şeyler var ama, bu konuda çok donanımlı değiliz. Biraz daha zamana ihtiyacımız var doğrusu. İyi işleyen birliktelikler kurabilirsek neden olmasın. Gerçi yayınevinin sitesini biraz olsun maksadının dışına taşırmaya çalışmıyor da değiliz. Derdimiz bir kesişim düzlemine çevirebilmek orayı, herkes çizgisini, kıvrımlarını alıp gelsin. Öte yandan, kağıtla yapmayı düşündüğümüz o kadar çok ve çeşitli şey var ki, başka şeye pek zaman kalmıyor. Elimiz, aklımız hep oraya çalışıyor.

Geçen yıl, Armağan Ekici çevirisiyle “Ulysses”i yeniden yayımladınız. Kitabın tasarımı çok güzel. Tek eleştirimiz, kapak daha kalın olabilirdi. Kitap size nasıl geldi, nasıl karar verdiniz?

Armağan kitabın bizden çıkmasını istemiş. Hikâyenin esası bu. Enis Batur aracılığıyla bir-iki haberleştik önce, sonra hemen kapıldık birbirimize. Gülden Hatipoğlu, Mehmet Nemutlu, Enis Batur ve Bülent Erkmen ayrı ayrı çok önemli katkılar yaptılar kitaba. Joyce’a yaraşır bir “Ulysses” yayımlayabildik böylece.

Standart F! sorusu, bu aralar neler okuyor, neler dinliyor, neye bakınca iyi hissediyorsunuz?

Pasolini okuyorum şu sıralar, yazılarını, söyleşilerini… Fırsat buldukça Schubert dinliyorum, Vüs’at O. Bener etrafında bir buluşmalar dizisi başlatacağız yakında; plakları, öyküleri, dostlukları… 50’li-60’lı yılların Macar filmlerine bakıyorum, müthiş şeyler var, insanlar var en azından, ağzım açık seyrediyorum.

NORGUNK YAYINCILIK

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page