Punk’ın britanya topraklarında doğmuş olması, adanın müzikal refleksi ya da genlerinin ötesinde nedenlere dayanmalı. İkinci Dünya Savaşı sonrası sanayi hamlesinin de etkisiyle “kalınlaşan” bir işçi sınıfı, yoğun emekçi yaşamların fabrikalar etrafında vakit geçirmesi, üretimin artarken sıkıntılı ekonomik hayatlar süren kitlelerin, sermayenin hızla enjekte edilmesine rağmen bu döngüye giremeyen (çünkü döngü döngü ve Çelik) insanların, geleceğe dair bir umutsuzluktan çok, gelecekle ilgilenmeme, umursamama şeklinde tepki vermesine neden oldu. Hızlı koşmasına rağmen punk’tan düşen bok frekansı yüksekti. Sistemde yarattığı tahribat, ortaya çıkardığı müzikaliteden güçlüydü, olması gerektiği gibi. Sonra hızla dönüşen ve post-punk diye adlandırılan ortama zemin hazırlayan müzisyenler, hayata ve müziğe biraz daha “sanatsal” açıdan bakmayı tercih etti. Aslında, ilk dönem punk ile çoğunlukla fikirsel açıdan farklı düşünmeseler de, müziği farklı yorumlamayı tercih ettiler.

Bugün hala karşı kültür denen bir tavır yol göstermeye devam ediyorsa, farklı bir hayat kurgusu içinde yer almaya çalışanlar için, bunda dönemin edebiyat, müzik ve diğer sanatlarla dirsek teması yapmış insanların katkısı büyük.

Boyd Rice böyle bir ortamda Amerika’dan çıkageldi. Deneysel seslerle, gürültüyle ve sahnede enteresan denemeleriyle dikkat çekti. Ayakkabı boyayan makinelere gitar takıp, ses kayıt cihazlarını esntrüman gibi kullandı. Robert Turman’ın da katılımıyla NON isimli grubuyla, noise-ses sample’larından oluşan albümler yaptı. İlk albüm The Black Album, 12 inçlik (30 cm) plaktı ve devir sayısı fark etmiyordu. İkinci albüm Mode of Infection/Knife Ladder sonrasındaki EP’leri Pagan Muzak ile Boyd Rice dikkat çekti.

O dönemde, Şeytan Kilisesi kurucusu olan Anton LaVey ile yakın dost olan Rice kiliseye katıldı ve rahip oldu. Fikirleri 90ların sonuna dek nazizme ve faşizme yöneldi. Anti-demokratik söylemleriyle, güçlünün zayıfı yönettiği, akıllıların da güçlülüleri yönettiği bir topluma inandığını söyledi. 2000ler sonrasında faşist görüşlerinden uzaklaşıp okültizm ve ezoterizme yoğunlaşsa da bugün hala benzer sembolleri kullanmayı sürdürüyor.

Pagan Muzak, Rice’ın, John Cage’in bir röportajını okuması sonrasında ortaya çıkıyor. Cage röportajında, plakların kısıtlı imkanlarıyla kayıt yapmayı istememesinden bahsediyor. Rice ise bu fikre karşı, plakların ortasını delmek suretiyle, farklı loopların, gürültünün elde edilebileceği bir albüm yapmaya niyetleniyor ve Pagan Muzak ortaya çıkıyor. Herkese göre değil, dinlemesi kolay değil. Boyd Rice’ın post-punk, noise-endüstriyel musikinin kökenlerini merak edenler için bakılabilir bir kaynak.

1983 yılında Industrial Culture Handbook isimli kitabıyla, hem endüstriyel müziğe hem de karşı kültürün başta DADA olmak üzere köklerine gönderme yapan Boyd Rice, kitabında Survival Research Laboratories, Throbbing Gristle, Cabaret Voltarie, SPK, Non, Monte Cazazza, Johanna Went, Sordide Sentimental, R&N, and Z’ev gibi, erken dönem post-punk/endüstriyel grupları anlatıyor. [ReSearch yayınları]. Boyd Rice kitapta, “Endüstriyel derken, sanayi devrimi sonrasındaki toplumun baskı altına aldığı mitoloji, tarih, bilim, teknoloji ve psikopatalojiyi, kültür derken ise, aşırı yüklü olan mevcut bilgi düzeyinin dışarıda bıraktığı gerekli ve önemli kitapları, filmleri, dergileri, plakları kastediyorum” diyor.

Boyd Rice, bugün hala yayıncılığa devam ediyor ve [Modern Drunkard Magazine] editörlerinden biri olarak ağzına geleni söylemeyi sürdürüyor.

[BoydRice]

[DL]

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page