Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Futuristika’yı kotaranların hemen hepsi, ülkenin en eski blog yazarları arasındadır. Bu muğlak ifade şunu anlatır: aralarında Ekşi Sözlük ilk blog zirvesini yapanlardan, chatkapi.com takipçisi olan dönemleri, Blogger’ın açılmasının ardından Türk blog küresinin toplamda yüz adeti bulmadığı günleri hatırlayanlar vardır.

Ancak, blogların Türkiye’de, en azından şu andaki yolu, bize pek doğru görünmüyor. Alternatif araç -medium- olma şansını Türkçe bloglar, an itibarıyla kaybetmiş durumdadır. Bunda belirli blog yazarların sadece Google Adsense’den daha fazla nasıl kazanırım derdinin dışında, blogların çıkış noktası olan, orjinal/ilginç internet içeriğinin paylaşılması yerine, blogların kişisel kusma alanlarıyla sınırlanması da bir sebeptir. Bu yöntemi yargılamıyoruz, ancak bunu içselleştirmiyoruz da.

Ek olarak, önemli bir yanılgı da, Türk blog yazarlarının, yine bir genellemeyle, okumaktan çok yazmayla ilgilenmesi, hatta çoğunlukla da gayet kötü bir dil kullanımıyla yazmasıdır. Sosyal ağların da artışıyla birlikte, sosyal ağlarda kullanılan dil bloglara, sosyal ağlardaki arkadaşlık bloglara sirayet etti. Bu da bir yanlış değil kuşkusuz, ancak biri varsa öteki niye var ya da her ikisinin de var olma nedeni aynı mı? Bu anlayışı da içselleştirmiyoruz.

Futuristika’nın bloglarla tek ortak yönü, altyapısının WordPress gibi bloglar tarafından kullanılan bir sistemi tercih etmesi, ancak bunu da elinden geldiğince bozarak gerçekleştirmesidir. WordPress’in de artık kendisini bir blog sistemi değil CMS (İçerik Yönetim Sistemi) olarak nitelediğini ve sürümlerinde bu yönde ilerlediğini belirtmek gerekir.  Bloglar, en azından çıkışları itibarıyla, weblogların/ağ günlüklerinin yazı hiyerarşisinde son yazı başta gelecek şekilde/tersten sıralanmasıyla oluşur. Bu durum, istisnalar dışında, dünyadaki milyonlarca blogda hala aynıdır. Futuristika’da ise, siteyi CSS manyağı yaptığımız bu durumda, ağır PHP tahrifatıyla birlikte bu hiyerarşi bozulmuştur. Yazılar sadece tarih indeksiyle değil, tıpkı bir geleneksel dergi gibi, kendi bağımsız köşeleri, yazı dizileri, tasarımın içinde serbest alanlarla girilmektedir. Blog ise bu bölümlerden sadece bir tanesi olup, bilinen blog yazı hiyerarşisi ile yayınlanır.

Bu durum beraberinde bazı zorlukları da getiriyor elbette. Futuristika’da yayınlanan yazılar, editöryal bir süreçten geçiyor. Ne demek bu? Yazılar redaksiyon kontrolünden geçiyor, yazarının aksini belirtmemesi durumunda yazılara spotlar hazırlanıyor, yazılara görseller ekleniyor, bu görsellerin sahiplerinden izin alınıyor, okuyucuya dergi okuma hissi verilmesi için fontlar vs. internetin elverdiği ölçüde değiştiriliyor. Burada belitmediğimiz ek mesai isteyen çabaları da eklediğimizde, ortalama beş dakikada hazırlanabilecek bir blog “post”u değil, yazarının günlük hayatta referans gösterebileceği bir yazı ortaya çıkıyor (En azından sevgili yazarlarımıza şimdilik sadece bu keyfi yaşatabiliyoruz).

Tabii bu yayıncılık anlayışının belirli dezavantajları da var. Kafanızdakine ne kadar yakınlaşırsa yakınlaşsın online dergiciliğin, günlük hayatta okunabilecek, basılı yayına karşı hala üstesinden gelemediği bir farkı var. O da okuma hissinin, okuma keyfinin verdiği ya da yeteri kadar veremediği keyif. Dergiler evin belirli köşesinde saklanır, web ise “arşivlenir” vs. Ancak, bu, yapmak istediğinize bir engel değildir. Sadece, okuyucu ile ortak noktayı bulacağınız bir zaman meselesidir. Buna en iyi örnek olarak, arkasında Newsweek ya da The Washington Post gibi devasa bir yayın kuruluşu olan Slate.com‘u verebilirim. Bu işlere ucundan bulaşan herkesin feyz alacağı bir başarı üyküsü olan bu online dergi, bugün İngilizce konuşan dünyanın en önemli yayın organlarından biri haline gelmiştir. Türkiye ve Türkçe konuşan dünya da, medyanın konumlandırmasını daha sağlıklı yapmaya başladığı an, fırsatlar artacak, daha da önemlisi, ülkede yanlış gittiğini düşünüğümüz noktalar azalacaktır. Belki fazla iyimserlik. Belki de bir hayal. Ancak hissetiklerimiz budur.

Peki neden, dışarıdan sıkıntılı görünen bu süreci yaşıyoruz? Öncelikle keyif alıyoruz. İşim ve okulum gereği de, online yayıncılık, yeni medya, çağımızda iletişim konularına kafa patlatıyorum. Dünyada olduğu gibi, Türkiye’de de kaliteli içeriğin, kültür yayıncılığının takipçisinin olacağına inancım tam. Daha da önemlisi, sürecin hep daha iyiye gideceğine inanıyorum. Dünyada da belli başlı bloglar nereye gidiyoruz diye düşünüyor. Milyonlarca blogdan milyarlarca içerik yayınlanıyor. İnsanlar bir zamanlar çözüm olarak gördükleri RSS’lerini artık takip edemiyor. Linkleri toparlayan siteler, linkleri yayınlayanlardan daha çok ilgi görüyor. Bu durumda, bu akışa katılmak yerine nefes alıp, sakin olmayı tercih ediyoruz.

Futuristika’nın, on ay içinde bazılarını gerçekleştirdiğini düşündüğü kısa ve uzun vadeli hedefleri de var. Bu kısa süreci değerlendirdiğimizde; standart üstü, orjinal bir çizgi yakalayıp bunu geliştirirerek devam ettirmeyi düşündük. Geçen zaman içinde, hem yazın hem görsel anlamda ulaştığımız sanatçılarla, yayınlanan yazılarla buna ulaştığımızı görüyorum. Futuristika’yı, nihayetinde bir web sitesi olduğu gerçeğiyle, sayı formatına değil, günlük güncelleme yolunu tercih ettik. Üzerinde daha çok çalışılmış yazıların, röportajların manşette daha uzun kalması bu tercihin devamıdır. Ancak Türkçe içerikle sınırlı kalmayıp, üç ayda bir çıkacak sayılarıyla Futuristika Magazine ismiyle İngilizce versiyonunu da hazırladık. FuturistikaMag’de sayı formatında ilerlediğimiz için, (şimdilik sınırlı/istek üzerine) basımı yapılan derginin PDF versiyonu dışında, yazılar da yeni sayıyla bağlantılı olarak ekleniyor olacak. Ayrıca, bizimle bir röportaj yapan koordinatörleri vasıtasıyla oluşan heyecanla, 2009 yılında ikincisi düzenlenecek Uluslararası Bağımsız Dergiler Bienali/Sempozyumu’na da katılmayı düşünüyoruz.

Tüm bunların yanında, burada yer verme gereği duymadığımız ancak bilenlerin bildiği, çizgisini hiç bozmadan kaliteli içerik üretmeyi yıllardan sürdüren küçük ya da büyük blog sitelerinin çok ama çok önemli olduğunu, yaptıklarının da çok değerli olduğunu belirtmeliyiz.

Ayrıca, Futuristika’nın ilk açılışından itibaren, bize iyi ki yapıyoruz dedirten, yazılarıyla, yorumlarıyla güzellikler katan yazarlarımıza, okuyucularımıza, abonelerimize :), orada olduklarını hisettirenlere teşekkür ederiz. Pınar ilkiz, Ali Abaday, Özkan Şahin, Emrah Doğan, FuturistikaMag PDF versiyonunda mükemmel tasarım yeteneğini yansıtan, logomuzu yapan ve düşündüklerimizi hayata geçiren, gelecekte daha büyük işler yapacağını düşündüğümüz sanat yönetmenimiz Fatih Gül, teknik imkanlarda bize hep yardımcı olan Eray Endes ve İlker Utlu olmasa, yapmaya çalıştıklarımızı yapamazdık. Onlara da ayrıca tekrar teşekkür ederiz.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page