Nechayevschina, Yunanistan çıkışlı, güzide bir grup. Türlerin kökenine inmek gerekirse, Darwin sağolsun, stoner/psychedelic/saykodelik/drone/krautrock hissiyatının yoğun olduğu anlaşılabilir. Yakın zamanda çıkardıkları EP’leri “Yeniçeri” ile dikkat çeken grup, davulda Giannis, baslarda Vasilis ve gitarda Dimitris ile Stamatis’den oluşuyor. 14 Nisan gecesi Peyote’de yine Yunan post rock grubu Afformance ile birlikte uçurucu bir konser verecek olan Nechayevschina‘dan Stamatis ile iki kelam ettik. Sufizm, çiftetelli, anarko nihilizm ve kraut hallerden girip, futboldan çıktık. B Yüzü Booking Agency’den Hemi Behmoaras, kendilerine ulaşmamıza oldukça yardımcı oldu, Futuristika! kendisine selam eder…

[Nechayevschina Myspace sayfası]

WordPress plugin

Futuristika: Öncelikle, grubun ilginç adını merak ediyoruz. Bir şekilde Rus anarko-nihilist devrimci Sergey Nechayev ile ilgisi var sanırız. Myspace sitenizde “İsmimize rağmen, aslında oldukça nazik adamlarız ve zalimlikle suçlanabileceğimiz tek nokta Stalinistlere oy vermemizdir.” diyorsunuz.  Sarkastik. İsminiz tam olarak ne anlama geliyor?

Stamatis: “Nechayevschina”, Rusça’da “Nechayev’in taktikleri/metodları” demek. Sergey Nechayev, devrimciliğin arketipini, ilk örneğini alıp onu oldukça uç noktalara sürükledi. Öyle ki, pratikte uygulanamaz olup en kötüsünden bir ütopyaya dönüştü. İdeallerinin arzu ettiği kadar yayılmamasının nedeni bu olabilir. Bizim grubun adı ise, kısmen saygı duruşu, kısmen mizah. İsmimiz ayrıca, “Amaca giden her yol mübahtır.” anlayışının, amacın, ‘nihayet’in belirsiz olduğu durumlarda erken olduğunu ancak saf bir düşünce olduğu hissiyatını taşıyor.

Hem yayıncı, hem de kenarından köşesinden müzisyen olarak, grupların etiketlenmesinden hoşlanmıyorum. Ancak müziğinizin, tür belirtmeden, bazı “büyük” grupları andırdığı söylenebilir. Can, Guru Guru, Faust, Neu! ya da Grails tadı alınabiliyor, ki bu grupların tümünü pek severiz. Nechayevschina’yı kurmanızda etkili olan grup/ses/kitap/film/anlar ya da kişiler nelerdir?

Can, Faust ve Neu!, doğrudan etkilendiklerimiz. Krautrock’dan ayrı olarak, başta Joy Divison olmak üzere post-punk etkilenimi de yoğun. Ayrıca bazı çağdaş saykodelik gruplardan, Wooden Shjips ve Religious Knives’dan da bahsedebiliriz. Bireysel olarak ise, grubun her üyesi farklı türlerden etkilenmiştir. Bahsettiğim etki, tekerrür ve saykodelyanın estetiğinde harmanlanmıştır tabi.

Nechayevschina öncesinde neler yapmaktaydınız? Müzikle karın doyuyor mu?

Bahsedilmeye değer şeyler değildi pek. Orada burada bazı stoner rock çabaları. Zaten çoğumuz, etkilerimizi tam olarak ortaya koyup ne çalmak istediğini gösteremeyecek kadar ufaktı. Vasilis istisnadır. O daha öncesinde “Panama Hut” isimli bir etnik/rock grubuyla oldukça kayda değer bir konuma ulaşmıştı. Grubun liderliğini yapıyordu ve şu anda Nechayevschina’da çaldığından tamamen farklı bir işti. Ne yazık ki o grup aniden sona erdi.

Müzikle yaşamaya gelince, hepimizin oldukça genç olduğunu ve dünyanın en kötü eğitim sisteminde öğrenci olmayı sürdürdüğünü belirtmekten gurur duyarım. Bu durum, sorunsuz biçimde turneye çıkmamıza izin veriyor. Zaten, Yunanistan’da müzikle hayatını kazanmak şaka gibi…

Myspace, Twitter gibi sürüyle sosyal medya araçları sayesinde, insanların neler yaptığını ekranlarımızda görüyoruz. Oysa Futuristika! olarak, ilk elden, soruları cevaplayan sanatçıların ya da müzisyenlerin o an ne yaptığını öğrenmeyi tercih ediyoruz.

Şu an soruları cevaplarken bir yandan da Yunan kahvesi içiyorum; kahvenin bize nereden miras geldiğini biliyorum. Bir yandan da ud ile çalınmış geleneksel Yemen şarkılarından oluşan mükemmel bir cd dinliyorum. Ayrıca belirtmem gerekir, Twitter boktan bir şey.

EP’niz “Yeniçeri”de iki şarkı var. Çok güzel bir çalışma. Kendin yap/DIY-Do it yourself etiğinde yapılmış gibi. El yapımı ve özgün kopyaları var. Üretim süreci nasıldı? Profesyonel bir sözleşme tercihiniz olur mu ya da interneti, müziğinizin yayılması için uygun bir araç olarak görmeyi sürdürecek misiniz?

EP’yi öncelikle, Atina’da nispeten yeni sayılacak bir stüdyoda kaydettik, sonrasında mastering çalışması için, malzemeyi, İstanbul’da beraber çalacağımız Afformance grubunun çok iyi bir prodüktör olma yolunda ilerleyen davulcusuna verdik. Olaylar hızlı ve sorunsuz gelişti. Bu açıdan şanslıyız. DIY stiline gelince, her EP kabı mukavvadan kesilip baskıya gönderildi. DIY stili, ekonomik olsun ya da olmasın, mevcut sınırlarımızı bilip yapabileceğimizin en iyisi. Kitlesel üretime karşı değiliz; yapılabilir. Estetik, kaliteli ve ayakları yere basan fiyatlarda kopyalar istenecekse tabi.

Özetlersem, grubun ürettiğiyle ilgili estetik görüşü sürdükçe, DIY düşüncesinin süreceği fikrindeyiz. Bugünlerde profesyonel sözleşmelerin tamamen modasının geçtiğini düşünüyoruz. Para, özellikle Yunanistan’da, ağaçlarda yetişmiyor. Kolay yakalanır melodilerle pop müzik yapıyor olsa bile kimse yeni kurulmuş bir gruba inanmıyor ve para yatırmak istemiyor. Internet, müzisyenleri daha çok “freelance” çalışmaya itti. Bu durum çoğu için daha zor bir ortam yaratırken, genel olarak daha sağlıklı bir konum ortaya çıkardı. Şarkılarınız, bir dağıtımcıya ihtiyaç dıymadan internette yer alabiliyor. Eğer olumlu geri dönüş alabilirseniz, kendi başınıza risk almaya zorlanıyorsunuz.

“Yeniçeri”de şarkılar, trans hissi yaratırken, dinleyiciyi halüsünatif ve hipnotik bir duyguya sürüklüyor. Sahnede emprovize takılıyor musunuz yoksa her notanızı saniyesi saniyesine hesaplıyor musunuz?

Serbestçe jam yapmak her şeyin temeli. Bazı fikirleri yakalayınca koruyup, bir yapıda karar kılıp o yapının üzerinden inşa ediyoruz. Hesaplama ise oldukça minimal. Sesi izlemeyi seviyoruz, sesin bizi izlemesini değil. Müzisyen terimleriyle söylemek gerekirse, şarkıda, birimizin, diğer riff/beat ya da bas partisyonuna taşıyacağı bir noktasını temel alıyoruz.

Facebook fan sayfanızda bir “Semazen”in olduğu güzel bir çalışmaya denk geldik. “Yeniçeri” ocağı askerlerden oluşurken, Semazenler, belki sizin de bildiğiniz gibi, Tanrı sevgilerini belirten dini dansçılardı. “Semâ” ses,  sizi transa geçiren ses anlamına geliyor. “O ses ki, sema yapanları evrenin güzelliği, insaniyetin güzellik duygusuyla doldurur” derler. Sizin müziğinizde (ve yukarıda belirttiğimiz gruplarda) benzer bir tavrı modern zamanlarda görüyor gibiyiz. Tüm bu isimleri ve imgeleri bilinçli mi kullanıyorsunuz yoksa sadece trans halinin yansımaları mı?

Sufi kültürünün farkındayız ve yakınlık duyuyoruz. Din hakkında genel fikirlerden bağımsız olarak, keyifli, sevgi dolu ve musikiyle yoğrulmuş bir din konsepti heyecan verici olabilir. Bu noktada, isimler ve imgeler kesinlikle bilinçli kullanılmıştır. Ancak bir yanıyla da semboliktir. Bir yanıyla, kadim dönemlerle modern zamanların tefekkürü belirtme şekli arasında bir bağ olabilirler. Notalara yönelik daha derin bir yaklaşımın duygusunu gösterme çabasıdır. Ayrıca, müziğin sadece birkaç yıl önce oluşmadığını da eklemeliyiz.

Öte yandan, “Yeniçeri”, neo-Yunan kültürdeki saldırganlıkla el ele giden ağır bir kelime. Tempolu hatta neredeyse histerik bir şarkıda bu kelimeyi kullanmak hoş olur diye düşündük.

Yunanistan’dan son yıllarda, bazı “geleneksel olmayan” gruplarınn çıktığını gözlemliyoruz. Takip ettiklerimiz arasında, Misuse, Interstella Overdrive, Absent Without Leave (Süper eleman!), Adolf Plays The Jazz var. Ancak sizin tarzınız, bize daha özgün geldi. Doğuya ait kulağa yakın, Orta Doğu melodileri… EP’nizin adı Yeniçeri ve Myspace’deki iki şarkınızın Istanblues I&II olması gibi nedenlerle, sanki buradan bir saykodelik/elektronik grup dinliyor gibiyiz. Sound’unuzun bu yanının asıl etkisi nereden geliyor?

Yunanistan her zaman doğu estetiğine yakın duran bir ülke oldu. Bunun asıl nedeni varlığının uzun yıllar Osmanlılarla birlikte sürmesidir. Doğu melodileri ve ritm yapıları Yunan müzik geleneğinde de bulunur. Biraz değişik olsa da, yine de yoğundur. Yukarıda belirtilenlerle benzerlikler olsa da, biz Arap-İran-Türk uygarlığının alameti farikası olan minör harmonic scale‘i (Futuristika notu: armonik minör dizisi / harmonic minor scale) çeşitli rock formlarında kullanmaya yatkınız. Ayrıca, Yunan geleneksel müziğinde de sık kullanılan çiftetelli gibi bariz Türk ritmlerine de yatkınız.

Kültürel etkilerin dışında, etkilendiğimiz gruplar da var. Istanblues ise, bu güzel şehre bir saygı duruşudur.

Sound’unuz Nekropsi [http://www.nekropsi.com/] ya da Replikas [http://www.replikas.com/] gibi Türk gruplarına yakın, en azından bize göre, hiç dinleme fırsatı buldunuz mu bu grupları?

Bu soruyu detaylı olarak ancak ben, Stamatis, cevaplayabilirim. Çünkü, gruptaki herkes çalarken Doğu sound’una yakın olsa da özellikle Türk müziği olmak üzere, geleneksel ya da deneysel olsun, çeşitli formlarda Doğu müziği benim özel ilgi alanım. Birçok Türk grubu takip ediyorum. Eklemeliyim ki, internet olmasa bu imkansız olurdu. Nekropsi’yi biliyorum. Türk turist rehberime bu grubu benimle iki yıl önce tanıştırdığı için teşekkür etmeliyim. Replikas ise hem favorim hem de feyz alınacak bir grup. İlk albümleri “Köledoyuran” muhteşemdi. Ancak daha sonra, daha az deneysel ve daha az oryantal bir yöne doğru dönüşüm geçirdiler sanırım. Yan projeleri Reverie Falls on All da çok iyi. Baba Zula’yı da seviyorum. Geleneksel müziğe deneysel yaklaşımları heyecan verici. İstanbul’dayken konserlerine gitmeyi planlıyoruz. Neyzenlerden ise Ömer Faruk Tekbilek tüm zamanların klasiği. Mercan Dede ise benim için her zaman tüm zamanların favorisi olmaya devam edecek. Fatih Akın’ın başyapıtı “Crossing the Bridge, İstanbul’un Sesleri”ni, o dönemde ilk izlediğimde, ne kadar etkileyici bulduğumu söylemeye gerek bile yok. Ancak yine de, çoğunlukla Myspace’den olmak üzere, yeraltı müziğini de takip ediyoruz.

Futbola gelirsek. Hatırladığım kadarıyla Vasilis bir konserinizde Galatasaray forması giyiyordu ki, hardcore bir Fenerbahçeli olarak hiç hoşuma gitmedi :) Grupta kim hangi takkımı tutuyor? AEK’li var mı? Hem Yunanistan hem de genel olarak modern futbol hakkında ne düşünüyorsunuz?

Vasilis Galatasaraylı olduğunu iddia ediyor. Benim Türk takımım ise Fenerbahçe. Aslında bunun tam bir açıklaması yok. Her ülkede destekleyecek bir takım istiyoruz. Ben kişisel olarak Fenerbahçe’yi seçtim çünkü İstanbul’un doğusunda. Ayrıca Rüştü Reçber de önemli bir neden. Ben ve Vasilis hardcore Panathinaikos taraftarlarıyız. Dimitris hafiften Olympiakos’ludur, John ise, Atina’da hangi futbol kulüplerinin olduğunu bile bilmez. Ne yazık ki ne AEK ne de PAOK olmak üzere İstanbul sonrasına ait takımları tutan yok.

Dürüst olmak gerekirse, Yunan futbolunun sefilleştiğini düşünüyoruz. İki iyi takım (ki bu da kesin değil) ve varlık amaçları olmayan 13 diğer takım. 13 yılda 12 kupa almış Olympiakos ve daha yararlı işler yapacaklarına Panathinaikos’un yeni stadının yapımını boykot eden devleti protesto etmeye hazır binlece kişi. Biz futbolu bir spor ve daha çok folklor gibi seviyoruz. Ancak şu anki konumunda bunlarla herhangi bir bağ göremiyoruz.

Umarız bu konser Türkiye’de sizi sahnede görmek için başlangıç olur ve gelecekte albümlerinizle birlikte daha çok karşılaşırız. İstanbul konserinizde görüşmek üzere.