Modern toplumun ve devletin bir ikiyüzlülüğü de, günlük yaşam, teknoloji ve porno ilişkisinde. Teknoloji sayesinde kadın bedenine sanal görüntülerle de olsa daha rahat ulaşan kitle, sokakta bir hayat kadını görünce onu aşağılıyor, küfrediyor. Ancak yanında kendi toplumundan biri olmadığında, aynı hayat kadınını elde etmenin yollarına bakıyor. Günlük hayatta genel ahlak normlarının dışında bir durumla karşılaşıldığında hemen saldırıya geçiliyor. Aslında düşünülenin orada olması da değil de, görünür olması, daha doğrusu, toplumda “yanında” yer alan tarafından görülebilir olması bu şiddetli tepkiyi doğuruyor.

19.yy sonu ve 20. yy’ın genelinde, bu ikiyüzlü ahlak anlayışının derin örnekleri daha çok orta sınıfta yoğunlaşmıştı. Devir değişti, Çelik’le birlikte sınıfsal ayrım da değişti. Çarpık gelir düzeyinin oldukça altında ve neredeyse en üstte yer alanların cep telefonları, kullandıkları (varsa) dizüstü bilgisayarlar hemen hemen aynı artık. Birbirlerinden çok da farklı olmayan internet bağlantılarıyla dünyaya açılıp, kendilerine ait o küçük internet alanlarında, topluluklarında vakit geçiriyorlar. Zaman ilerledikçe, diğerinin varlığını unutacaklarını düşünerek, diğerine içten içe büyüyen bir kini, kimi zaman fark etmeden ama kimi zaman da gayet bilinçli olarak, büyüterek.

Dolayısıyla, özellikle Türkiye gibi, yıkılmaz bir muhafazakar-demokrat kimliğinin kalın çizgilerle belirlendiği ülkelerde, toplumun (iletişim olanağının dikey ve yatay olarak yere düşmüş yoğurt gibi patlar biçimde yayılmasıyla) saydamlaşmış ve saydamlaştıkça diğerinden iyice nefret eder hale gelmiş sınıfların, hem de zihinsel, ahlaki ve gönül bağlarını birbirinden koparmış –sınıf olmayan- daha çok –sadece dini değil, kültürel ve yaşam tarzı anlamında- cemaatlere ayrılmış toplumun varlığı, devlet için bir üzüntü ya da tedirginlik değil, kendi varlığının sağlamlaşması adına uygun ortamın oluşması için mutluluk vericidir denebilir. Devlet denen aygıtlardan oluşan makine, travmatik bölünme yaşayan bu yığınlar üzerinde ayrı ayrı birer “sanal bellek” açarak, içine o kesimin ahlaki ve kültürel değerlerini doldurup, bunun kendi güvencesinde olduğunu belirtir. O bellek içindekiler, bir yandan devlet huzurunun ortadan kalkması korkusunu yaşarken, diğer yandan, komşu sanal belleklere karşı nefretini artırır.

Böylesi bir toplumda, herkesin, her cemaatin parası dahilinde keyif ve eğlence sınırları oluşur. Şehirler ve kasabalar, bu toplulukların yoğunlaştığı “sıcak” bölgelere göre ayrışır. Diğerini görmedikçe mutluluk hissinde de artış olur. Para kavramı olmasa, toplumun tüm katmanları istediklerine ulaşabilecekleri konusunda derin bir umutsuzluk beslerdi. Para sayesinde –kendilerinde olmasa da- nefret ettikleri gibi olabilme ihtimali, gayet uyarıcı/cinsel bir zevkle bir kenarda durmaktadır. Zaten devlet, kendilerinde olmayan bu parayı elde edebilmenin tüm yollarını açmıştır. Ahlak kuralları yeri geldiğinde esneyebilir, tarih bunu göstermiştir, her şey unutulabilir, devletin yönetimsel aygıtlarının küçük birimlerinde, ya aynı camiden birileri, ya köyden birileri, ya bir amcaoğlu, ya karısının akrabası, ya da bir hocası vardır. Ekonomik olarak küçülen devlet, bu küçük birimleri sayesinde devasa bir cerahat gibi, sivil başlıklar altında toplumdaki bu sanal belleklerin içinde, bir parazit gibi büyümüştür. Her farklı bellekte farklı yüz, ahlak değerleri ve hatta beslenme alışkanlıklarıyla çıkar ortaya. Devlet bu kanallarda farklılaştıkça, çeşitli aygıtlarla bu kanallara pompaladığı “güvendesiniz”, “gelecek sizin” mesajları, dönem dönem belirli karşı saldırılarla sekteye uğrar.

“Bir Sırp filmi/Srpski Film (aka: A Serbian Film)” o tür saldırılardan olabilir. Olabilir diyoruz çünkü açıktan açığa toplumsal bir eleştiri getiriyor değil. Öncelikle şunu belirtmek gerekir, hayatınızdan ve dünyadan memnunsanız bu filmi izlemeyin, memnun değilseniz de izlemeyin. Oyunculuklar kötü sayılabilir, ancak meram zaten orada değil de, hikayenin gelişiminde, gelişirken yaşananlarda. Bugüne kadar extreme filmlerin tamamından sağ salim çıktım diye gerinerek gezenler olabilir, ancak bu film pek başka bir örneğine rastlanmayacak kadar şiddet dolu.

Eski bir porno yıldızı olan Milos, eşi ve çocuğuyla normal bir hayat sürerken, eski tanıdıklarından biri, Milos’u porno sektöründe önemli bir yere sahip olan ayrıca politik bağlantıları da güçlü olan Stefan ile tanıştırır.

Kendisine sunulan teklifi, maddi sıkıntı çekmesiyle kabul eden Milos, başrolde olacağı “sanatsal” bir snuff filmde [[1. Ölüm sahnelerinin, özel efekt olmadan, gerçekten çekildiği, şehir efsanesi film türü]] yer alarak, ailesinin kalan hayatlarında sıkıntısız yaşamasını sağlamayı amaçlar. Ancak, olaylar farklı gelişir, insan aklının alabileceği sınırları geçmeyi düşünen film yapımcılarının çizgiyi geçmesi ve Milos’un ailesine zarar verileceği korkusuyla insana dair ne varsa (gurur, ahlak, iğrençliğe direnme, ölüm korkusu) kaybetmesinin öyküsü. Şiddet, çocuk pornosu ya da ölüsevicilik değil sadece, yeni doğmuş çocuk pornosu da, yeryüzünde ilk kez bu filmde, yönetmen/senarist Srđan Spasojević tarafından dile getirilmiş oldu.

Kuşkusuz, sinemadan ya da hayattan ne beklediğinizi bilemeyiz ey okur. Ancak hemen her festivalde yasaklanan, uncut versiyonu hemen hiçbir ülkede bulunamayacak, izleyen herkesin binlerce kez küfredip yerden yere vurduğu bu film hakkında, yönetmeni Spasojević şunu söylüyor:

“Film aslında, Sırbıstan hükümetinin bizleri nasıl taciz ettiğinin güncesidir. Sarsılmaz gücü elinde bulunduran ve sizleri hipnotize edip istemediğiniz şeyleri yaptıran liderler hakkındadır. Bunu anlayabilmek için ise, bu şiddeti hissetmelisiniz. Sırbıstan’da son 10-15 yıldır devlet sansürü altında yapılmış olan bu filmlerin gerçek Sırbıstan’la ilgisi yok. Şimdi, devletin bize verdiğini, biz onlara geri veriyoruz…”

————————————————-

Şimdi, bu filmi izleyip lanetleyen, insanın buralara nasıl gelebileceğini aklı almayan ahlaklı(!) seyirciler için, basit bir google news araması yaptık ve sadece son iki günün haberlerinden derledik, sadece son 48 saatte, Türkiye’de kayda alınmış tecavüz haberleri:

Anestezi sırasında uyuttuğu hastaya tecavüz etti

‘Tecavüz etmek istedim ama gerçekleştiremedim’

“ESKİŞEHİR’de, 4 Eylül 2010 tarihinde kaybolduktan 10 gün sonra dün sabah ormanlık alana gömülmüş cesedi bulunan 11 yaşındaki Öznur Uluişden’i boğarak öldürdüğü suçlamasıyla tutuklanan 48 yaşındaki A.H.K “Tecavüz etmek istedim ancak ilişkiye girmedim” dedi.”

İnsanın kanını donduran tecavüz

“TEKİRDAĞ’da ağabeyinin 13 yaşındaki kızına tecavüz ettiği gerekçesiyle 5.5 yıl hapis yatan 39 yaşındaki maden işçisi Z.K., 16 yaşındaki öz kızı M.K.’ye tecavüz ve 42 yaşındaki baldızı A.A’yı da taciz ettiği iddiasıyla tutuklanarak cezaevine konuldu”

Tecavüzde adalet utancı

2003 yılında Mardin’de 12 yaşındaki kız çocuğuna ettikleri tecavüz iddiasıyla yargılanan, bazıları kamu görevlisi 27 kişi hakkındaki davanın 34’üncü duruşmasında da karar çıkmadı

Askerdeki kuzene, ‘Banyoda tecavüz etti’ suçlaması

SAMSUN’da, 15 yaşındaki S.T., amcasının oğlu 20 yaşındaki Sertan T.’nin kendisine tecavüz ettiğini iddia ederek şikayetçi oldu. Bugün yapılan duruşmaya genç kız gelirken tutuksuz yargılanan Sertan T. askerde olduğu için katılmadı. S.T. ifadesinde, “Ailem tarlada çalışırken eve gelip, beni zorla banyoya sürükledi. Elbiselerimi çıkardı. Karşı koymaya çalıştım ama bana tecavüz etti” dedi.

———————————————

Devlet, orta-radikal sağ, muhafazakar halk yığınlarının yıllarca şu telkiniyle, toplumsal düzeni sağlama yolunda belirli bir motivasyon kazandı: “Devletsizlik, otoritesizlik, toplumlarda kaosa neden olur. Anarşistlerin savunduğu model kargaşaya ve birbirini yok etmeye gider. Bu nedenle devlet otoritesi, adli düzeni ve onun sistem koruyucusu polisler, devletin gerekliğinin ispatıdır.” [[2. Harun Yahya / Devlet Kurumunun Önemi – Genel alıntı]]

Bu tabi ki, önemli bir yanılgı ve bir karalamadır. Anti-otoriter görüş, kelime anlamı ile kaos veya düzensizlik manasına gelse de, kavramların toplumların yaşadığı çağa göre değerlendirilmesi daha mantıklıdır. Tek adam yönetimlerinin zamanında demokrasi ve cumhuriyet gibi kavramları kötülemesi örneğiyle paralellik taşır bu önyargı. Aslında toplumda bu derin önyargıyı oluşturan devlet ve yukarıdaki örnekte görülen dini telkinler bu gerçeğin gayet farkındadır. Ancak daha önce bahsettiğimiz bu farklı “sanal belleklerin” birbiriyle çakışmadan yönetilir olmasının devamı da bu yalanı tekrarlamaktan ve toplumdaki (devletin kimi zaman dolaylı, kimi zaman ise töre, gelenek, inanç vs gibi alt kavramlarla doğrudan destek verdiği) yozlaşma örnekleri varlığının ağırlığını legalleştirmek için silah olarak kullanıp, sistemin çizgilerini kalınlaştırmak daha önemli hale gelebilir.

Bu noktada, Errico Malatesta’dan alıntı yapmak gerekir:

“Hükümet’in gerekli olduğuna ve hükümet olmadan ancak düzensizlik ve karmaşa olacağına inanılırsa, doğal ve mantıksal olarak; anarşinin, hükümetin olmamasını önemle vurgulaması açısından, düzenin yokluğu anlamına gelmesi gerekir…. Ne zaman ki fikirler değişir, ve toplum hükümetin gerekli olmadığı, ve bunun da ötesinde zararlı olduğu konusunda ortak bir kanaat sahibi olur; hükümetsizlik” vurgusunu yapan anarşi kelimesi, “doğal düzen, herkesin çıkar ve ihtiyaçlarının uyumluluğu, tam dayanışma ile beraber tam özgürlük” demekle özdeş hale gelir… “

Maximoff ise şöyle ekler: “Hiç kimsenin bir diğerini baskı altına almasının imkansız hale gelmesini mi hedefliyorsun ? Öyleyse, hiç kimsenin güce sahip olmamasını sağlaman gerekir.” [[3. Maximoff, G. P., The Political Philosophy of Bakunin: Scientific Anarchism, sf 271 – Bakunin’in Siyasi Felsefesi: Bilimsel Anarşizm]]

Aslında bu yoz örneklerin varlığı, devletin anti-otoriter içgüdülerin engellenmesi için beslendiği önemli kaynaklardan. Toplum katmanları sorunların varlığını yönetici makinede değil kendi içinde aramaya dönüyor. Bu durumda, kendisinin daha çok izlenmesine, daha çok dinlenmesine (sözünün değil, yasadışı dinleme), daha çok yasaklanmasına sıcak bakıyor, tepki süresi ve derecesi sıfırlanıyor.

Bir başka örnek, Youtube ile birlikte yasaklı porno sitelerinin 14-16 Eylül Türkiye’sinde yukarıda çıkan haberleri engellemediği görülüyor. Yukarıda, genel ahlakin kusursuz olduğunu bilinçaltında taşıyanlarca lanetlenen bu filmin ortaya çıktığı topluma benzer olarak, yoğun bir ulusal milliyetçilik/mikro-etnik milliyetçilik davranış ve düşünce biçiminin oluştuğu Türkiye’de ya da başka merkezi yönetimlerde, aslında anlatılanın başkalarının iğrenç hikayesi değil de, dolaylı da olsa kendi fanusumuzdaki detaylar olduğu gerçeği, belirsiz bir kabullenmeme derecesinde olsa bile mevcudiyetini koruyor.

Bu filmi izlemeyerek kendinize bir iyilik etmiş olursunuz, bu filmi izleyerek bir ağırlık altına girip, her başarılı sinema çalışması gibi etkisinden sıyrılamadan ortalıkta dolaşabilirsiniz de, kendi seçiminiz. Önemli olan aygıtın tekerine bir çomak sokabilmek, insanların filmdeki (ya da yaşamdaki) örneklerin yer almayacağı bir tüketimsizlik/ahlaki estetik derecesine kavuşabilmesi. O cesarete kavuşunca (ya da egoları ve bedeni o noktaya “indirince”), bu tür haberlerin yok olacağı günlerin hayaliyle… ya da o ruh haline ulaşılamayacağını telkin eden devlet aygıtlarının gölgesinde…