Arap asıllı, Belçika doğumlu Natacha Atlas, müziğinde mükemmel bir karışımla sunduğu birbirinden farklı oryantal ve elektronik öğelerle değil, iç içe geçmiş kültürlerin nadide bir örneği olarak da öne çıkıyor. Fas, Mısır ve Kudüs doğumlu bir ailenin torunu ile, sonradan islam’ı seçmiş bir ingiliz annenin çocuğu olarak Avrupa’da doğmuş Atlas için ataları yahudidir diye saldıranlar olmuştu. Atlas’ın cevabı ise, büyük büyük dedesinin Yahudi olduğu ve Araplarla birbirinden ayrılmaz kültürel bağları olan Yahudiliğin onun için sorun teşkil etmediği şeklindeydi. Çok dilli bir kültürde büyümesinin sonucu olarak, şarkılarında da Arapça, İngilizce ve Fransızca kullandı.

Doksanlı yılların başında Transglobal Underground ile eklektik bir elektro-dans müzik örneği sunan Atlas, ilerleyen yıllarda solo albümleri, aralarında Burhan Öçal, Jean Michel Jarre gibi müzisyenlerle ortaklıkları ve Kim Ki-Duk’un Boş Ev isimli filminde olduğu gibi soundtrack çalışmalarıyla nadide ve özgün bir ses olarak güzel bir kişisel tarihe sahip oldu.

2010 yılında çıkardığı Mounqaliba isimli albümle yine dikkatleri üstüne çekti. Albümde Nick Drake’ten River Man ve Françoise Hardy’den La nuit est sur la villeyorumlarına da yer veren Atlas, son dönemde olduğu gibi, geleneksel olarak tanındığı arapça pop-füzyon tavrından iyice uzaklaşmış ve piyano ile yaylılara ağırlık veren şarkılarla müzikal tavrını yenilemişti. Son albümünde de bu yenilikçi tarzını sürdüren şarkıcı, özellikle piyanist Zoe Rahman’ın eşliğinde ördüğü şarkıların yanı sıra, 20 kadar Türk müzisyenin eşlik ettiği ve kökleri 12. yüzyıl Endülüs Araplarına dayanan şarkı/ağıt formu Muwashah/Muvaşşah’da kanun ve ud’un modern şarkı formatlarında kullanımıyla müthiş bir iş çıkarıyor ortaya.

Albümü dinlerken, kendini bir Anglo-Ortadoğulu olarak niteleyen Atlas’ın, çocukluğunda Belçika’da bir kulüpte duyduğu Arapça şarkıyla içindeki doğululunaniden ortaya çıkmasına benzer olarak şarkı aralarında konuşmaya yapan insanların ciddi seslerini duyuyoruz. Bu konuşmaların nedeni aslında albüm çıkmadan önce Natacha Atlas’ın myspace sayfasına yazdığı blog’da saklı. Atlas, yazdığı notta Zeitgeist isimli bir film izlediğini özellikle de devam filmi olan Addendum’u herkesin seyretmesi gerektiğini söylüyordu. Filmi izledikten ve sosyal mühendis Jacque Fresco’yu dinledikten sonra, çocuklarımız için bir gelecek umudunu tekrar kazandığını belirtiyordu.

Atlas’tan Venüs’e yeni bir toplum rüyası

Natacha Atlas’ın son albümünde şarkı aralarında yer alan ses kayıtları Zeitgeist: Addendum filmine gönderme yapan sosyal teorisyenler Peter Joseph ve Jacque Fresco’ya ait. İkili, özellikle internette ücretsiz dağıtılan ve altyazı çevirilerinin gönüllülerce yapıldığı belgesel dizisi Zeitgeist ile “Venüs Projesi” olarak da bilinen, tasarlanabilir bir gelecek projesini anlatıyor.

Özellikle Atlas’ı etkileyen ikinci filmde, dünyada yozlaşmaya neden olan para ve sermaye odaklı anlayışın yerini kaynak kullanımını odak alan alternatifler üreten çözümlere odaklanılıyor. Mevcut düzende en güçlü kolektif bilinç olan internetten başlayıp nano-teknoloji ya da ortak kullanıma göre tasarlanmış yeni kentler çevresinde bir geleceğin resmedildiği belgesel, bir yanıyla sistemin açıklarını ve eksiklerini gösteren sağlam bir eleştiri olsa da, zaman zaman gayet akıllı endüstriyel tasarımcıların yarattığı futurist bir gelecek hayaline sıkışmış izlenimi veriyor.

Yine de Addendum ve Venüs Projesi sayesinde çok kültürlü yaşam umudunun arttığını söyleyen Nataca Atlas’ın hatırına, bahsettiği filmler izlenebilir. Üzerine bir de, aralık ayında İstanbul’a geleceği belirtilen Natacha Atlas yeni albümünden şarkılarla canlı izlenirse, gelecek o zaman herkese daha aydınlık gözükecektir.

Not: Bu yazı 27 Ekim tarihli Taraf gazetesine yayımlanmıştır

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page