Mülksüzlerin Son Yönetmeni (Sylvain Chomet'in 3 Animasyonu Üzerine) 2

[dropcap size=big]İ[/dropcap]lerlemenin korkunç hızı ve yıkıcılığı; insana dair her şeyi mekanikleştirmesi, ruhunu yabancılaştırması karşısında avangart geriye sıçrayışları bir direnç hamlesi olarak görmüştür. Benjamin’in “eskimiş/gözden düşmüş”, Dali’nin ise “demode” diye yücelttiği bu parıldamalar; modern uygarlığın uçurum aşağıya yolculuğuna karşı acıyla çekilmiş birer el freni özelliği taşırlar.

Her şeyin ilerlemeye odaklandığı bir çağın ruhuna karşı geriye sekme açmak, eskiyi canlandırmak, unutulmuşu güncele vurmak Gerçeküstücü bir refleksti. Kuşkusuz bu dirençte sürekli yanan parıltıyı zamanla reklamcılığın, kültür endüstrisinin, tarz mühendislerinin keşfetmemesi imkansızdı.

Modernin sönen imgesi karşına post-modern bitmez ve döngüsel bir retro sevdası ile çıkar. Yirminci Yüzyıl sonu itibarı ile eskimiş ya da gözden düşmüş diye bir şey kalmaz; çünkü artık her şey bitmek bilmez bir şimdinin tüketim hevesi için “yeniden ve yeniden” canlanmak, geri dönmek, irtifa kaybettiği yerden yükselmek zorundadır. Yani geçmişte; yoksulluk, açlık, acı, zalimlik çıkarılıp, onu bir kolay yutulur bir hazır tüketim biçimi haline getirilecektir. Tam da tarihin sonu söylemlerine eşlik edecek bir retro aroması şeklinde.

Benjamin ya da Dali’nin yöntemi geçmişi ruhuyla(bir heyyula gibi) gibi getirip “an” da kısa devre yapmayı arzular. Post-modern nostalji salgını ise geri dönüşte mutlaka ve mutlaka dünün ruhunu geçmişte bırakılıp, bugün tarafından emilmek durumundadır.

Geçmişi bitmek bilmez bir imge, tasarım ve tüketim döngüsü olarak ele alan bu anlayış ile20. Yüzyıl avangard’ının yaklaşımları kuşkusuz taban tabana zıttır.

Tavizsiz Geçmişe Dönmek ya da Sylvain Chomet

Mülksüzlerin Son Yönetmeni (Sylvain Chomet'in 3 Animasyonu Üzerine) 1Çizgi roman geleneğinden sinemaya geçen Sylvain Chomet’in filmleri ise retro furyasının bu güne geçmişi yerleştirme yönelimine karşı, bize pure halde geçmişi verir. Yani ortada bir nostalji yoktur, o bu gün, 70-80 sene önce çekilecek şeyler çekmeye soyunur.

Bu geçmişe dönüş bir çok insana fazlasıyla muhafazakar bir refleks gibi gelebilir. Ve hatta bu refleks filmlerde alttan alta sürekli yürüyen Amerikan toplumu eleştirisiyle birlikte, bir çeşit Fransız milliyetçiliği gibi de görülebilir. En genel tanımıyla Chomet’in geçmişi; hüzünle mutluluğun yan yana geldiği küçük yoksulluk dünyalarıdır. Kuşkusuz Chomet filmlerinde, Benjamin’in Gerçeküstücülükte gördüğü “Sefaletin, yalnızca toplumsal değil, aynı zamanda mimari sefaletin, iç mekanların sefaletinin, köleleştirilmiş ve köleleştiren şeylerin birden nasıl bir devrimci nihilizme dönüşebileceği” yıkıcı enerji yoktur. O daha çok 1930-40’lı yıllarda ortaya çıkan Fransız Şiirsel Gerçeklik akımının karanlık ama naif şiirine göz kırpar.

Fakat pedal çevirerek çalışan bir film makinesinin Fordizm ile, açlık dünyasının da natürmort resmiyle ilişkisi bir vardır. Bu yüzden Chomet filmleri; izleyicisine sürekli kötülüğün sınıfsal bir karakteri olduğunu anımsatır. Dünyada bitmez/tükenmez bir yoksulluk vardır. Zaman önemli değildir, 20 yüzyıl başı Belleville’de ya da 60’ların başının İngiltere’sinde; gündelik hayat hep ağır bir emek sömürüsü üzerine kurulmuştur. Modern şehrin çarkları ardında devasa bir ıskarta ordusu bırakıp gitmiştir. Ki kuşkusuz işsizlik terimi buradaki durumu açıklamak için oldukça kifayetsiz kalır. Küçük ve sıcak yeteneklerle icra edilen bir çok serbest meslek erbablığı ve zanaatkarlık yok olmuştur nitekim. Sihirbazlık, mim, sirk, kabare, gezici çalgıcılık ve hatta yaşlılık gibi.

Ve yoksulluğun en büyük travması hiç kuşkusuz sürekli yoksunluktur. Açlık her zaman vardır; sadece sokakta değil binlerce yoksul banliyöde de. Ve çalışanlar da neredeyse sadece ev kirası ödemek için çalışır dururlar(tanıdık geldi mi sadece mülksüz değil alt ve orta sınıf İstanbul?). Bu cehennemde ayakta kalmayı ancak düşmüşlerin, yoksulların, ucubelerin dayanışması sağlayabilir; gerekirse sabah akşam kurbağa kaynatarak.

Chomet’in bugüne sırt çevirişindeki romantizmde, modernin başında gotiğe dönmek isteyen Willam Morris’in hüznü belirgindir.

Mayıs 2014

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page