“Hepimiz birlikte yaşamayı ve daha toleranslı olmayı öğrenmeliyiz, ve babalarımızın bize milletler arasındaki düşmanlık hakkında öğrettiği zırvalıklardan kurtulmalıyız.” Joe Strummer

8 Temmuz Perşembe. Hedefimiz olan Mondiali Antirazzisti’nin yapıldığı Casalecchio Di Reno’ya gitmek üzere arkadaşlarla Floransa’dan ayrılıyoruz. İlk olarak Bologna tren istasyonunda iniyoruz, buradan Casalecchio Di Reno’ya gidecek treni beklerken 1980’de neo-faşistlerin istasyona yaptıkları bombalı saldırıda ölenler anısına asılan plakayı görmeden etmiyoruz. Şehir daha girişte sol yanımıza yatırıyor bizi. Trenimiz geliyor, Mondiali heyecanı ufaktan artmaya başlıyor bünyede. Casalecchio’da kalacağımız yere çantaları bıraktıktan sonra hiç vakit kaybetmeden festival alanına doğru yola koyuluyoruz. Bugün Mondiali’nin ikinci, ama başlangıç açısından en can alıcı günü çünkü tüm gruplar-takımlar sahalara inip el sıkışıyor, tanışıyor.

5-10 dakika sonra kendimizi festival alanının girişinde buluyoruz. Bu sene festival insanları “Equal rights for all/Herkes için eşit haklar” sloganıyla karşılıyor. Yaşam haklarına dikkat çeken bu slogan, 2010 Şubat’ında Reggio Calabrio bölgesindeki Rosarno kasabasında yerel halk tarafından bazı göçmenlerin havalı silahla yaralanması ve göçmenlerin gösterdiği reaksiyona karşı festivalin gösterdiği hassasiyeti temsil ediyor. Festival kitapçığında da anlatılan olayın, İtalya’ya gelen işçi göçmenlerin sıklıkla yaşadıkları bir sorun olduğuna dikkat çekiliyor.

Bununla beraber paylaşım ve çok-kültürlülük, cinsiyet ayrımcılığı ve homofobiye karşı mücadele, özgür bir şekilde cinsiyet yönelimi hakkına sahip olmak ve organize suç şeklinde gerçekleşen kadın ve çocuk ticaretinin önüne geçmek bu sene festivalin dikkatleri üstüne çekmek istediği diğer temel konular.

2009’daki festival bu seneki festivale oldukça yük bindirmiş durumda. Geçen seneki festival iki büyük fırtınayla büyük maddi hasar almış ve bu sene, finansal açıdan toparlanmak için çok önemli. Mondiali Antirazzisti katılımcılarından hiçbir şekilde para almıyor. Festivale giriş, kamp alanı, konserler ve diğer etkinliklerin hepsi parasız. Üstelik satılan yiyecek ve içkiler İtalya standartlarına göre oldukça düşük bir seviyede. Festival kitapçığı ve broşürlerde bu mali krizden bahsediliyor ve insanlardan kendilerince bir maddi yardım yapmaları bekleniyor. Bu sene Afrika’da yapılan Dünya Kupası’yla festivalin eş zamanlı olması bir bakıma daha dikkat çekici olmasını sağlıyor(Dünya Kupası’ndaki maçlar dev ekrandan herkes tarafından izlenebiliyor).

Daha girişteki pankartlar ve afişlerin yanından yürümeye başladıkça hissediyoruz; evet evdeyiz! Daha çok sayıda ve daha göze çarpan yerlerde “Kick Sexism” pankartları görüyoruz. Festivaldeki ilk durağımız olan Piazza Antirazzista’da gördüklerimizi pekiştiren bir ruh hali hakim zaten. Piazza Antirazzista, festival alanı içinde bulunan çok büyük bir çadır. Çadırın bir yarısı etkinlikler için ayrılmışken, diğer yarısında posterlerin asılması için sütunlar ve küçük standlar var. Festivale katılan gruplar buraya diledikleri büyüklükte poster asmakta serbestler, hatta insanları buna teşvik etmek adına poster asan gruplara turnuvada 3 puan verilmesi gibi şirin bir kural da var. Biz de hazırladığımız İngilizce ve İtalyanca posterleri asarak 3 puanı kapıyoruz hemen, artık rakipler düşünsün!

Futbol turnuvasına ismimizi yazdırmamıza rağmen eksik kişi olduğumuz için maçları nasıl oynayacağız diye endişelenirken, sahaya girdiğimizde tüm stres üstümüzden kalkıyor. Kimse turnuvanın derdinde değil, mühim olan sahada tanışmak-paylaşmak-‘paslaşmak’. Festival alanı dünyanın dört bir yanından ezgilerle mezeleniyor, turnuvada kendi grubunda bulunan takımlar çember oluşturup tek tek kendilerini tanıtıyorlar. İsmini yazdırıp gelmeyenler elbette var ama gelenlerin çoğu kalabalık bir şekilde gelmişler. Biz iki kişi dalıyoruz çembere, anlatıyoruz: İstanbul-Fenerbahçe-Vamos Bien. İstanbul’u duyanlarda hemen ufak bir şaşkınlık ve tebessüm beliriyor. Anlaşılan buralara İstanbul’dan pek uğrayan yok! Festival katılımcılarının %70-80’lik kısmını İtalyanların, özellikle de Bologna’dan gelenlerin oluşturduğunu söyliyeyim.

Sahalar dışında en kalabalık yerler, yemek ve bar alanları. Buralar özellikle, öğlen vakti kavuran Temmuz sıcağında istediği biraz gölge, çokça bira olanlar için. Konser sahnesi ve kamp alanı bu yerlere oldukça yakın; bu yüzden kalabalık hiç parçalanmıyor, festival kalabalığı hep tek bir gövde olarak kalıyor(özellikle geceleri). Konser alanı ile yemek alanlarını ayıran yol, grupların açtıkları standlara ayrılmış; buralarda sıklıkla tişört ve diğer aksesuarlar satılıyor. Tişörtlerin çoğunu ACAB’dan türetilmiş farklı dizaynlar oluşturuyor, diğer tişörtler ise grupların kendilerini temsil eden tişörtler. Meşaleler festival alanının her an bir noktasında alevlenebilir ve kulağınıza tezahüratlar doluşabilir(Berlusconi ve polise yönelik tezahüratlar en popüler olanlar, hayret!).

Festival alanında bulunan Bar Kakaluta insanların oturduğu bir başka alan, ama diğerlerinden farkı günün belli saatlerinde burada yapılan festivalin radyo programı. Çoğunlukla bazı kişilerle (bunlar organizatörler veya bazı katılımcılar olabilir) sohbet programları yapılıyor. Elbette hepsi İtalyanca olduğu için biz birşey anlamadık, ama festivalin böyle bir parçası olması, değinilmek istenilen konularla bilgilendirme yapılması açısından çok iyi. Gelecek yıllarda daha fazla İngilizce içerik için katılan grupların bizzat işe el atması gerekiyor gibi gözüküyor.

Hem dil sorunundan kaynaklanan insanlardaki hafif çekingenlik, hem de grupların toplu halde beraber oturmaları, maç öncesi el sıkışmalarını insanlarla tanışmak için en iyi yol haline getiriyor. Biz eksik olmamıza rağmen tüm maç saatlerinde sahada olup, maç yapacağımız takımlarla tanıştık ve onlar bize oyuncu vererek dostluk maçları yaptık. Viyana’dan Goodball (bu takım aynı zamanda festivalde çalan bir müzik grubuydu), Bologna’dan üniversite öğrencilerinin oluşturduğu Deportivo La Carogna, Roma’dan takımlarının aslında başka türlü olduğunu söylemeye gelen Start MyLazionet kendi grubumuzdaki iletişim kurduğumuz takımlardı. Takım listesinden ve Piazza Antirazzista’daki posterlerden dikkatimizi çeken grupları, maç yaptıkları sahalarda bulmak da insanlarla tanışmak için diğer iyi bir yol oldu. Bunların arasında Reggio Emilia’dan Polisportiva Zelig (İsmini Woody Allen’ın Zelig filminden alan kalabalık grup, ortasında Woody Allen resmi olan kocaman kızıl bayraklarıyla ve güzel posterleriyle festivale renk katanlardandı.), daimi sarhoş Red Manchester, Padova’dan formalarına ACAB reklamı almış! Real Shock vardı.

Festivalin 3. ve 4. günü, önceden bağlantılarımız olan Marsilya, AEK ve Livorno’dan gelen katılımcılarla buluştuk. Marsilya ve AEK, Ultras Original isimli karma grupla festivale katılmışlardı. Ultras Original’ın davetiyle bir maçlarında onlara katıldık. Takımda davetli Virtus Verona’dan insanlar da vardı. Virtus Verona Serie D’de mücadele eden kendi halinde bir takım ama festival alanına bakılacak olursak taraftarları oldukça sağlam. Onlardan biri, Toni ile maç öncesi tanışırken İstanbul’dan olduğumu öğrendiğinde, Venedikli olduğunu ve iyi bir tarihimiz olamadığını (deniz savaşları) söyleyip ekledi: “Siktir et, gel bu akşam beraber içelim!”

En çok zaman geçirdiğimiz diğer grup Livorno Curva Sud’du. Onlar da uzun bir araba yolculuğundan sonra festivale hem geç, hem de eksik bir şekilde gelmişlerdi. Onlarla da Livorno Curva Sud forması altında 2 maça çıkıp bol bol içtik, bol bol konuştuk. Onlarla beraber, Bologna’dan Dinamo 7 Fonti’ye karşı oynadığımız maç oldukça zorlu geçti çünkü karşı takımın çoğu 10 yaş civarı çocuklardan oluşuyordu. Bizi dağıttılar ama 2 şans golüyle maçı almasını bildik! Dinamo! Dinamo!

Mondiali Antirazzisti 2010’deki son gün,  Dünya Kupası final maçıyla beraber noktalandı. Son gün kimi gruplar sabah kahvaltıdan sonra, kimi gruplar turnuvanın final maçından sonra birbiriyle vedalaşıp ayrıldı. Yani Dünya Kupası final maçına kalan çok az kişi vardı, ve aslında ilgiyi insanların nereye göstermesi düşünüldüğünde olması gereken de buydu. 5 gün boyunca herkes kendini gerçekten evinde hissetti ve tek ses olmanın dayanılmaz keyfi bir kez daha hissedildi. Yaklaşık 150 takımın katılımıyla gerçekleşen bu harika festival organizasyonu ve insanlar, her geçen gün çok da ihtiyacımız olan yalnız olmadığımız hissini yeniden uyandırdı. Eğer bu yazı festival hakkında bir tavsiye ile bitmesi gerekirse, tam da söyleyeceğimi tecrübe etmiş biri olarak söyleyebilirim ki, iki-üç kişi olsanız hatta tek olsanız bile, hiç düşünmeden zaman ayırıp en azından bir kere mutlaka gidiniz. Dostları bekletmeyiniz!

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page