– Emine Aslı Karabilgin


21.yüzyıl beraberinde pek çok yenilik getirdi. Postmodern olarak adlandırdığımız bu çağda, sadece teknolojik gelişmeler değil, insan ufkunun pek çok olaya tanıklık etmesinden mütevellit, sürekli bir değişim ve gelişim hali mevcut. Şüphesiz bu gelişmelerin en fazla görüldüğü alanlardan biri de edebiyat. İnsana dair her şeyi içinde barındıran edebiyat, postmodern dönem olarak adlandırdığımız, yeni bir akım ile bizlere yeni hikâyeler, yeni senaryolar ve içinde kendimizi kaptıracağımız yeni maceralar sunuyor.

Edebiyatta postmodernizm, daha önce hiç dile getirilmemiş konuları sorunsallaştırmasının yanında, tıpkı neo-klasik dönemde olduğu gibi geriye dönüşler de yapabilmektedir. Neo-Klasik dönemde mevcut olan Barok döneme hayranlık, Yunan mit ve tragedyalarını yeniden kaleme alınıp, hayata döndürme isteği, o dönemde yazılmış eserler kadar estetik eserler yazma arzusu, 21.yüzyılın postmodern edebiyat anlayışında da mevcuttur. Neo-Klasik dönemde yazılan eserlerin çoğunda,  geçmiş dönemlerde çığır açmış yazılı ve sözlü eserlere referans vermenin yerini, postmodern çağda geçmiş dönemde büyük ilgi görmüş ve yenilik sunmuş olan eserleri “yeniden yazmak” anlayışı almıştır. “Yeniden yazmak” söylenilmeyeni, o dönem de söylenilmemesi gerektiği için susulanı çarpıcı bir dille bizlere sunmanın yanında geçmişte yazılmış eserlere daha farklı bir okuma yapmamızı, metindeki sessizliğin üzerine gitmemizi sağlamaktadır. Michel Tournier’ın Cuma ya da Pasifik Arafı romanında “ yeniden yazmak” Daniel Defoe’nun 1719 yılında kaleme aldığı Robinson Crusoe ile sağlanmıştır.

Cuma ya da Pasifik Arafı, satır araları dikkatlice okunduğunda hiçbir şeyin tesadüfen kullanılmadığını göstermek üzerine kurulu bir roman. Roman içindeki  yer ve kişi isimleri ve bunların sembolize ettiği kuramlar okuyuculara Jacques Lacan ve kendisinin geliştirdiği psikoseksüel gelişim kuramını da sunuyor zaman zaman. Michel Tournier’ın yalnızca Robinson Crusoe’yu değil, mitleri de yeniden canlandırmak istediği roman boyunca dikkat çeken bir diğer önemli unsur. Bu nokta da Camillie Paglia’nın Cinsel Kimlikler adlı kitabı giriyor devreye. Mitoslar hakkında önemli bilgiler sunan bu kitap, Cuma ya da Pasifik Arafı’nı okurken roman içindeki seksüellik, Oedipal Kompleks, gorgon, dişli vajina miti ve daha bunun gibi pek çok mitik olay ve kavramları anlamada oldukça kolaylık sağlıyor, pek çok nokta da Tourner’ın bu kitabı referans olarak kullanmış olabileceği sorusunu da akıllara getiriyor.

Cuma ya da Pasifik Arafı, Michel Tournier’ın mitlere olan tutkusunu gözler önüne seren bir roman diyebiliyoruz biz okurlar olarak kitabın içine girdikçe. Roman boyunca, Robinson’un çocukluk hatıralarından edindiklerimiz ile Speranza adasına ne denli anlamlar yüklediğini görüyoruz. Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe romanından hareketle, postmodern bir Robinson karakteri ile karşılaşıyoruz. 21.yüzyıl insanının ihtiyaçlarını her zaman birincil tuttuğu ve bunları gözler önüne sermekten çekinmediği gerçeği geçmiş yüzyılların toplumsal ahlak normunu yıkmakla birlikte, cinsel sapkınlıkları görmezden gelme gibi bir durumun artık mümkün olmadığını da ispatlıyor. Robinson Crusoe yeniden yazılarak, mitler ile harmanlanarak çıkıyor karşımıza bu kez. Pasifik Araf’ında ya da daha başka yerlerde, belki de büyük şehirlerde, ya da üç tarafı deniz ile çevrili küçücük bir yerde,  insanların bir mekân, bir yer ile bağdaşlaşmaları üzerine düşündürtüyor, sürüklüyor, alıyor, götürüyor. Cuma ya da Pasifik Arafı, yeni bir Robinson sunuyor bizlere.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page