2013 yazında Kadıköy sokaklarına işerken Meth Shop Boyz’u kurma kararı alan heriflerin amacı yontulmamış leş powerviolence/hardcore yapmaktı.

Futuristika!: İri yarı, eşek kadar adamlarsınız, yakışıyor mu size böyle çiğ hardcore yapmak? Ne zaman bir araya geldiniz, olayınız neydi? 

Meth Shop Boyz / Batu: 2013 yazında Kadıköy’de şahsen sıkıcı bulduğum bi konserin ya çıkışında ya da molasında laf arasında dönen bir muhabbetti. Stüdyoya girene kadar da pek bir şey olacağını sanmıyorduk açıkçası fakat bir anda bir sürü şarkımız oldu ve müzikten hiç anlamadığımız için hoşumuza gitti.

Meth Shop Boyz / Sezgin: Olayımız politik ve absürd mizah içeren sözlerle çiğ, agresif ve hızlı hardcore yapmak. Benim dışımdaki elemanlar pek iri yarı değil ama yine de bize karışmak pek akıllıca olmaz. Batunun bahsettiği konserden çok önceden beri arkadaş olan insanlardık zaten, o konserde böyle bi fikir ortaya sunuldu ve olaylar gelişti.

Meth Shop Boyz / Faruk: Grupta sadece bir tane iri var. Geri kalanlar standart ya da minyon.

Hem şeytancı hem antifa bir haller tavırlar, sözler var. “Yereli koru” diyebileceğimiz şekilde semte sahip çıkma, Kadıköylü olmak tavrı da öne çıkıyor. Kentsel dönüşümün de etkisiyle, dokusu, gündüz hayatı, gece hayatı değişen Kadıköy’de yaşanan değişim ve gelişmelere dair düşünceniz nedir? 

Meth Shop Boyz / Çağatay: Barların, meyhanelerin dibinde oturup, sokakta alkol alanlara “gürültü ediyorsunuz” diye bağıran zırlayan yaşlılar görüyorum son zamanlarda. Barların olduğu yerde alkol almak yerine pandomim yapmamızı bekliyorlarsa bilemem. Rahatsız edici taraflardan biri bu var, sorsan bir de hepsi İstanbul beyefendisi, hanımefendisi olmakla falan övünürler. Kadıköy’ün Yeldeğirmeni ve Barlar Sokağından Moda’ya kadar olan kısımları ortadan kaldırılırsa eğer, İstanbul’un tam manasıyla biteceği apaçık ortada. Her ara sokak “Kadıköyde Kimyasal” da dediğimiz gibi bizim birer evimiz gibi. Gece bir tanesine kurulup yatsanız asla doğru mu yapıyorum diye tereddüt etmezsiniz. Kadiköy bana göre panklar ve metalciler için hazırlanmış başlı başına bir şehir. Yeldeğirmeni tarafına ise işgalevi biraz daha hareketlilik getirdi, birkaç kez gidip yakından gördüğüm kadarıyla her gün çeşitli aktiviteler gerçekleşiyor fakat henüz tam olarak verimli kullanım anlamında bakarsak rayına oturmuş değil.

Sezgin: Yıllardır, yaşadığım her evden neredeyse daha fazla zaman geçirdiğim, her sokağının her köşesini bildiğim semte tabi ki sahip çıkma ihtiyacı duyuyorum. Özellikle Kadıköy’de yaşanan çatışmalar ve Kadıköy’deki ev sahiplerinin tavrı da bizi bu durumun üstünde durmamıza itiyor diyebilirim. Kentsel dönüşümden çok şahane paralar indirecek cebe bu ev sahipleri ama evlerini, sokaklarını bu standartlara taşıyan, onları maddi açıdan zenginleştirecek olan da sokaktaki bu serseriler. Kadife Sokak başta olmak üzere yaşanan şiddet olaylarının altında ise belediye / mahalleli / polis unsurlarının parmağı olduğunu düşünüyorum. Belki paranoya – belki komplo ama bence durum bu ve bu yeni bir şey de değil. 2 temmuz 2011’de belli bir çetenin sokakta içki içen insanlara bıçaklarla saldırması ve arkasından herkesin bildiği bu adamların hiç ceza almayıp üstüne Kadıköy’de birkaç mekan daha satın almaları çok da normal bir durum değil, haksız mıyım? Son olarak da Ermenilerin, Rumların evlerine çöküp de mahallede başka unsur istemeyen salakların aklını sikeyim, onlardan nefret ediyorum.

Batu: Semte sahip çıkma olayını “yaşam alanına sahip çıkmak” gibi görüyorum ben de. Zira çoğumuz Kadıköy merkezde oturmuyoruz fakat evlerimizden daha çok Kadıköy’de vakit geçiren insanlarız ve her tarafını kendi odamızmış gibi biliyoruz. Birisi gelip yaşadığınız yere kafasına göre müdahele etse değişiklik yapsa hoşunuza gitmez sonuçta. Ve bir yeri yaşam alanı olarak algılamak için kira vermenin orada mülk sahibi olmanın gerekli olduğunu düşünmüyorum. Orada yıllardır içki içiyoruz, arkadaşlıklar kuruyoruz, manitacılık yapıyoruz, türlü türlü anılar ediniyoruz ve bizim de en az ev sahibi olarak yaşayan insanlar kadar söz hakkımız var Kadıköy’de. Sokak ve sakinler arası bi kutuplaşmanın varlığı görülüyor son zamanlarda ve bu durumdan şahsen tedirginim. Bunda yalnızca sakinleri suçlamıyorum tabii.

Faruk: Hiç söz yazmadım ama sokakta, tuvalette, hamamda nasıl davranıyorsak, neler konuşuyorsak gruba aynen yansıyor diyebilirim. Kentsel dönüşüm İstanbul’u dev bir şantiyeye, insanları da oradan oraya sürülen değersiz canlılara dönüştürmeye yarıyor aslında, başka bir şeye değil. Ha bir de bazı godomanların cepleri doluyor. Semtin merkezinde, yani genellikle takıldığımız yerde bu anlamda henüz bir dönüşüm yaşanmıyor olsa da sokak – mahalle sakinleri arasında bir takım tansiyonu yüksek durumlar yaşanıyor bir süredir. Şu an için tarafların ikisi de -hatta üçüncü taraf olan belediye de dahil- sorunları ortadan kaldırmak için doğru adımları atabilmiş değil. Yapıcı yorumlarda bulunmak ve meselenin üzerinde biraz daha düşünmek gerekiyor. 

Kadıköylü bir grubun adını lanse ettiğinizde yeraltında şeytani black-thrash-death kovalayan elin Brezilyalısı mutlaka biliyordur.

Eskiden Bakırköy-Kadıköy çekişmesi vardı, şu anda böylesi durumlar var mı?

Sezgin: Bence yok ama hala Bakırköy’de abuk subuk konuşan insanlar var, Kadıköy’de olduğu gibi. Bakırköy’den uzun zamandır müzik çıkmadığı için de sönmüş olabilir bu çekişme.

Çağatay: Şu an böyle bir çekişme yok, Kadıköy’ün zaten tamamen yurtdışına yönelik kendine has punk ve metal sahnesi var. Bunu sakın kimse götü kalkıklık algılamasın çekişmemiz için ortada rakip bir sahne olması gerekir. MSB de bu sahnenin bir parçası, Kadıköy’de yapılan her iş Türkiye şartlarının üstünde ve Avrupalı labellarla sonuçlandığı gerçeği var. Örneğin; Kadikoy’ün metal sahnesi için konuşursak mesela Fransa, İtalya, Kanada ve Şili’den tutun da Tayland’a kadar bilinen bir sahnedir. Hatta son örnek; daha geçtiğimiz yıl Tayland da bir fanzinde Kadiköy sahnesiyle ilgili yazı çıktı. Kadıköy’lü bir grubun adını lanse ettiğinizde yeraltında şeytani black-thrash-death kovalayan elin Brezilyalısı mutlaka biliyordur. Ancak hardcore ve punk anlamında sahnenin çok daha ileri gitmesi gerektiğini, bu da demektir ki bu tarzlarda grup sayısının artış göstermesi gerekir, düşünüyorum.

Diğer konu ise mekan sıkıntımız büyük, Kadıköy konserlerini Kadıköy’e çekmemiz lazım fakat şu an yeni açılanlar arasında bunu kaldırabilecek mekan olsa bile henüz bunu rayına oturtamadık.

Faruk: Çekişme yok. Ben şahsen Kadıköylüleri de Bakırköylüleri de öpüyorum. Hepsi aynı.

Konserlerdeki nezih ortam konuşuluyor. Bilmeyenler için, standart bir hardcore konserini nasıl tarif edersiniz?

Faruk: Bugüne kadar bir tek konser verebildik. Herkes için oldukça eğlenceli bir konser oldu sanırım. Fotoğraflara erişimi olanlar anlayacaklardır, herkes çok mutluydu.

Çağatay: Üstlerin başların çıkarılıp herkesin siyah atletle gezmediği ve vokalisti “ve ve ve de ve ve ve” diye vokal yapmayan bir grubun sahne aldığı, kas şovu sergilenmeyen, ayakta adidas ayakkabı ve adidas beyaz çorap ile moshpit’te Mustapha gibi 360 derece tekme atarak dönülmeyen bir yıkımın gerçekleştiği konser diyebilirim muhtemelen. Sadece bu değil tabi.

Sezgin: Benim için standart bir hardcore konseri; birbirini tanımayan ama yine de arkadaş olan insanların eğlendiği, antifaşist tavrın korunduğu terli bir ortam.

Batu: MSB’nin konserinde pek de nezih bir ortam yoktu orada bence. Standart bir hc konserini de nasıl tanımlasam bilmiyorum, maço tavırların güç ve erkeklik gösterilerinin girişte vestiyerde bırakıldığı herkesin ortaklaşa birbirinden hasar görüp mutlu olduğu bir ortam diyebilirim sanırım. Tabi bir de faşistlerin varolmadığı.

Legalleşse fıstık gibi olur

Legalleşse ne olur legalleşmese ne olur?

Sezgin: Legalleşse ne içtiğimizi biliriz, her alışveriş sürpriz olmaz, “yalnız bu sefer iyi çözdük abi” muhabbeti biter, ruh halimize göre sigaramızı yaparız. Bakınız indica vs satica. Abuk sabuk insanlarla abuk sabuk diyaloglar kurmak zorunda kalmayız. Her cigara dumanı alan “kanka ya çok güzel koktu da bi fırt alayım mı” diye yanlamaz. Sentetik uyuşturucu kullanımı ve buna bağlı ölümler azalır filan.

Batu: Legalleşse güzel olur, rahatlarız.  Ayrıca buralarda bulamadığımız ve imrenerek baktığımız mamullerin tadına bakma şansımız olur. Fakat acaba yeni bir pazar olarak iyi mi olur kötü mü olur bilemem. Sonuçta suyun toprağın üzerine binen pezevenkler onun da üstüne binip faydalanıcaklar. Legalleşmese de yine kovalayabildiğimiz kadar kovalarız napalım.

Faruk: Legalleşse fıstık gibi olur, legalleşmediği sürece maceradan maceraya koşacak insanlar.

Nevermind Pet Shop Boys, here is Meth Shop Boyz
Nevermind Pet Shop Boys, here is Meth Shop Boyz

Futbol var mı?

Sezgin: Grupta benim dışımda futbolla ilgilenen yok.

Sokaktaki insanın iğrenç diyebileceği şarkı sözleriniz var, biz sevdik, çok yerde taşı gediğine koymuşsunuz canlar. Selamlıyoruz.

Çağatay: Belki de sözlerimiz için şu denilebilir; biraz Seth Putnam iğnelemesi aldık ve damarımıza enjekte ettik, ve bunu artık alışılageldiğin dışına çıkmak istediğimiz tarzda, ki bunu yapabildik mi biz de emin değiliz, anti otoriter sözlerle birleştirip biraz satanizm ile süsleyerek MSB’nin liriklerini ortaya çıkardık. Tabi bunlar sadece özet, sözlerde illa bir sınırlama yok. Saçmalığın olduğu yerde biz varız sanırım. Mesela ben bizim sokağın köşesindeki Alüminyumcu içinde söz yazabilirim, gerçi o kadar da olmaz sanıyorum.

Batu: Ayrıca birbirinden kötü fikirler/lirikler arasından seçtiğimiz en kötü olanlarını kullanıyoruz. Antifa’yız evet, ama kafamız da pek çalışmıyor bunu da inkar etmez kimse. Her kötü fikri de MSB için kullanmayalım diye bir “depo grubu” kurma fikrimiz bile var. O grubun da yakın zamanda kayıt yapmasını arzuluyoruz ama henüz sadece arzulama ve heyecanlanma evresindeyiz. Fakat bana kalsa sokaktaki insanın leş diyeceği sözler gibi de değil aynı sözleri bağlamayla okusak türkü olurdu muhtemelen. Öyle işte.

Faruk: Beğendiyseniz ne mutlu bize. Güzel sorular için teşekkür ederiz. Çok saygı selam ederiz.

Sezgin: Sokaktaki insan biziz ya, değil miyiz? Selamlar ve saygılar bizden.


 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page