…dünyası aslında o güne kadar hiç kimsenin göremediği renkte ve huzurdaydı,
bunu daha önce bir başkasına söylediğimi sanmıyorum.

…dünyası o güne kadar aslında hiç kimsenin göremediği heyecanda ve umuttaydı,
akrep ile yelkovan, günde sadece iki kere, bir dakikalığına, seyretmeye durdu.

…hiç kimsenin göremediği dünyası o güne kadar aslında karamsar ve değişkendi:
bugün ilk defa sonbaharı hissettim, kravatımı kesiyorlar, kış yakın, yanılmışım, bahar daha, yaz, sen daha.

…dünyası o güne kadar hiç kimsenin aslında göremediği çizgide ve gözdeydi,
kadıköy sokaklarında sevgililer, sadece gün ışığında, müthiş bir kaygısızlıkla, birbirlerine gerçekleri söylerler, kayıtsızca.

….hiç kimsenin göremediği dünyası aslında o güne kadar neşeli ve hüzünlüydü,
her sabah tanrı- olarak uyanıyor, her gece yanıma bir tek -çam süzülüyor.

…aslında dünyası hiç kimsenin o güne kadar göremediği değişimde ve benzerlikteydi,
yeni hayat şimdi başlıyordu, kadim saatlerde, ikindi vakitlerinde, bu cümleyi daha önce kaç kişi kurmuştu?

hatırlamıyorum.

…dünyası aslında o günden sonra hiç kimsenin göremeyeceği bütünlükte ve eksiksizdi,
çünkü güneş battıktan sonra sadece bukalemunlar aynı renge bürünerek uyurlar, kucaklayarak ölümü ve sonsuzluğu.

o gece, geç saatte evine döndüğünde, biraz olsun kendine gelebilmek için yüzünü yıkamak istedi. güç bela banyoya girip ışığı açtığında ortalık fır dönüyordu. musluğu açtı, cılız suyu avucunda toplayıp bir iki kez yüzüne çarptı. birdenbire hızlandı su, musluğu çevirip gelen suyu azaltmaya çalıştıysa da, tersine, suyun akışını iyiden iyiye hızlandırdığını anladı. her iki yana da son yive kadar çevirdi musluğu, sonuç değişmedi ama: musluk, sarsılarak, çatlayacakmışcasına su saçmayı sürdürdü.

kim inanırdı ki, son tufanın o lavabodan başlayacağına?

*e.b.’dan apartılarak kotarılmış bu kısa öykünün sonunda düşünceler sonsuzluğu gökten size, bize ve onlara…

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page