[intense_dropcap]F[/intense_dropcap]ilm Alex’in babasının intiharıyla başlar. Kendisinden sadece “Amerikalı” diye söz edilen mafyavari bir kadın Marc’a borcunu ödemesi için iki haftalık süre tanımıştır. Marc borcu olan miktarı devletin elindeki gizli bir serumu çalarak elde edebileceğini düşünür. Bunun için de “el çabukluğu”yla tanınan Alex’i işin içine çeker. Aşık olmadan sevişen insanlara bulaşan ölümcül bir virüs olan STBO hastalığının panzehirini çalıp kendisine vaadedilen yüz elli bin doları da alarak yurtdışına kaçmayı planlamaktadır Alex.

Şu özet sağlam bir aksiyon filmi izleyebileceğinize dair güzel bir hissiyat uyandırabilir içinizde. Fakat hiç de öyle değil. Genel olarak sinemayla ve anlatı çeşitleriyle ilgili derdi olan bir yönetmen Leos Carax (Özellikle Amerikan sinemasıyla). Bunu da genel geçer anlatı kalıplarını deforme ederek veya onlarla dalga geçerek gösteriyor. Polisiye soslu bilimkurguymuş gibi açılan Mauvais sang (Kötü Kan) romantik drama olarak ilerliyor ve başlangıcına benzer bir şekilde, Amerikan sinemasına olan giydirmeleriyle son buluyor. Önemli bir soygun gerçekleştirmesi istenen Alex’in en büyük artısı el çabukluğudur. Bu da sadece “bul karayı al parayı” türünden bir oyunda sergilediği meziyetidir, o kadar. Hırsızlığına bir katkısı olmaz. Zaten kapsülü çaldığı sahne de her zaman gördüğümüz şekilde gerçekleşmez. Yani Alex soygun yerine girmekte zorlanmaz. Bir ekip olarak onlarca engeli geçmek zorunda değildir. Özel kıyafetler giymeye, ışınları aşabilmek için ıkınıp kıvranmaya, hoplayıp zıplamaya, bedenini eğip bükmeye de gereksinimi yoktur. Laboratuvara girer, ellerini ışınların arasından uzatır ve kapsülü ele geçirir. Silahlı polislerin arasından sıyrılması da bir o kadar evlere şenliktir. Hızlıca ilerleyen motorsiklete bir hamlede binmesinden söz etmiyorum bile.

Amerikan sinemasına giydirmediği bölümlerde aşkın bizi seveni istememizle ilgili değil de, sevdiğimizi istememizle ilgili bir şey olduğunu anlatıyor Carax. Alex kendisini çok seven Lise’i terk etmiştir. Artık Anna’ya ilgi duyuyor ve onunla kaçmayı planlıyordur. Lise için bu önemli değildir; Alex’i seviyor ve istiyordur. Anna ise kendinden yaşça büyük Marc’a tutkundur. Alex’in kendisiyle yeni bir hayata başlamak istemesi, dünyanın en sıcak gecesinde onu kucaklayıp yalın ayakla yolun karşısına geçirmesi falan o kadar da önemli değildir. Anna’nın Marc için yapmayacağı şey yoktur. Lise’in de Alex için. Alex’i işe bağlayansa Anna’yla kaçabilme ihtimalidir biraz da. Ve bu “sevgi olayı” Casablanca vasıtasıyla Amerikan sinemasına göndermede bulunduğu bir finalle son bulur. Aslında o kadar da açık bir gönderme değil bu, benim bir tespitim sadece. Casablanca’daki “bir kadın iki adam” durumu burada da mevcut ve her şey bir hangarda son buluyor. Buradaki “iki kadın bir adam” durumu çift yönlü işliyor ayrıca. Anna – Alex – Marc, Lise – Alex – Thomas kümeleri var elimizde. Bulaştıkları tehlikeli durumdan kurtulmak adına da kimsenin kimseye yararı dokunmuyor. Casablanca’da olan bitenin tersine işliyor yani olaylar. Amerikalı ve şürekası da ölüyor zaten. Ortada Marc’în borcunu ödeyeceği kimse kalmıyor, Hans’ın altı çizilen doktorluğu bir işe yaramıyor, Lise Alex’i tekrar elde edemiyor, Alex işi bitirmesine rağmen kendisine vadedilen yüz elli bin doları alamıyor, dahası o uçağa binemiyor, zaten uçak da kalkmıyor. Ama Anna kollarını kanat yapıp pistte son sürat koşturarak biraz olsun teselli ediyor bizi.

Filmin dikkate değer özelliklerinden birisi de ses kurgusu. El çabukluğunun yanı sıra bir vantrolog olan Alex’in bu özelliğinin bir izdüşümü olacak şekilde bazı sesler kıpırdamayan ağızlara yerleşir. Alex ile Anna’nın karşılıklı binalarda telefonlaştığı sahne ve Lise’in Alex’i motoruyla kaçırdığı sahne ses kurgusunda yapılan bu değişikliğin kullanıldığı en güzel bölümlerdendi. Zaten Alex ile Anna’nın karşılıklı (yan yana desek de olur) sahneleri tadından yenmeyecek türden bölümler. Carax çok iyi bir yazar. İnsana güzel bir kitap okumuş hissi veren cümleler söylettiriyor karakterlerine. Birbirlerine karşı bir şeyler besleyen kadın ve erkeklere çok güzel şeyler anlattırıyor. Alex’in Anna’ya vedalaşma anında uzun uzun baktıktan sonra “Sensiz geçireceğim geceler için malzeme biriktiriyorum,” demesi de bunlardan biri. Anna’nın Alex’e “Bir albüm seçer misin? Çabuk ol, depresyona yenik düşmek üzereyim,” demesi mesela. Kitap olsa altı çizilesi pek çok güzel cümleyi barındıran iyi bir film Mauvais sang.