[sws_3_columns title=””] Neil Gaiman, kendi blogunda Sendak sevgisini [özetlerken], The New Yorker dergisinde yayımlanmış olan iki sayfalık Art Spiegelman ve Maurice Sendak sohbetinin çizgi romanını okuyuculara açmasını twitter üzerinden rica etmiş. The New Yorker da kendisini kırmayıp açmış. [Buradan] okunabilir.

O çizgilerde Maurice Sendak, “Çocukken, bilmemem gereken birçok şey biliyordum. Ancak bunları bildiğimi ebeveynlerimin bilmemesi gerektiğinin farkındaydım. Onları korkuturdu…” diyor.

Sendak’ın bir çocuk okuruna gönderdiği mektubun zarfı

Okuma parçası: Bir düşle yürümenin kitabı

[/sws_3_columns] [sws_3_columns_2thirds_last title=””]

Uğurlama

Maurice Sendak, 83 yaşında hayata veda etti, kendi deyimiyle “gitti”. 100’den fazla kitabın illüstrasyonunu yapmış, 20’den fazla kitap yazmıştı. 1963 yılında yayımlanan ve sadece dokuz cümleden oluşan kitabı Where the Wild Things Are ile çocuklar için edebiyatın önde gelen ismi olmuştu. Çocuklar için derken, kitabı okuyanlar bilir ki, tam anlamıyla garip çocuklar için yazardı.

Sendak, 8 Mayıs 2012 Salı günü gitti. Hayata ve insanlara gerektiğinden fazla önem vermemeyi başarmış büyük bir yazar ve çizerdi. Babası Polonya göçmeni bir Yahudiydi ve ailesinden birçok kişi Soykırım sırasında hayatını kaybetmişti.

Spike Jonze’un kitaptan yola çıktığı filmle ve Dave Eggers’ın kitabı genişletip yeniden yazmasıyla, yazarın son yıllarda onu hiç bilmeyenler tarafından dünya çapında da ilgi görmesini sağlamıştı. Gerçi kendisi bunu pek kafaya takacak biri değildi, “Beni rahat bırakın, ben fahişe değilim” diyordu.

Sendak, 2011 Eylül’ünde 30 yıl aradan sonra ilk kitabını yayımlamıştı. Hiç doğumgünü kutlama fırsatı bulamamış bir domuzu anlattığı kitapta ebeveynler lezzetli öğünler oluyordu.

Sendak’ın çocukların sınırsız hayalgücünü yazdığı kitapları doğal olarak yetişkinler dünyasında sıkıntı yarattı. 1970’li yıllarda çıplak bir oğlanın bir düşünde gerçeküstü bir mutfakta yaşadıkları resimli kitabı yasaklanmıştı.
17 milyondan fazla kopya satan Where the Wild Things Are, Sendak’ın yarattığı karakter Max ile birlikte, yine yayımlandığı 1963 yılında yasaklanmış olmasına rağmen, dünya edebiyatında hep var olacak. Kitaptaki gibi, kendini canavarların karşısında bulan çocuklar, onlarla yüzleşmekten korkmayacaklar.

Sendak’ı diğer çocuk edebiyatı yazarlarından ayıran da zaten bu tavrı. Çocukları, gerçek ile hayalin karıştığı dünyada kötülükleri şirinlik muskası olarak gösterip kandırmak yerine, şiddetin ve has “sinsiyetin” çoluk çocuk dinlemeden acı verebileceğini anlattı. Bir çocuğun da bu dünyayı gayet net algılayabildiğini gösterip, çocukları kandırmak yerine, onları birey olarak anlatılan hikayenin kahramanı ve gerçek dinleyicileri olduğunu söyledi, canavarların varlığını ve onlarla başa çıkmak gerektiğini gösterdi.
[sws_divider_basic]

Son kitabı Bumble Ardy vesilesiyle Sendak anlatıyor:

Domuzları neden seviyorum?

Domuzları her zaman sevdim. Şekillerini, görünümlerini ve zeki oldukları gerçeğini. Sanırım onları, küçük insan evlatlarından fazla seviyorum. Domuzları çizmek bana devam etme şansı verdi ve devam etmeye ihtiyacım vardı. Bu proje çok zor şartlar altında gerçekleşti. Benim için çok önemli biri ölmekteydi, acı içinde, korkutucu biçimde, ağır ağır… Ve bu durum seni her şeyi sorgulamaya götürüyor.

Müzik ve çalışma

[Çalışırken] Belirli kitaplara bağlı olarak belirli müzik seçimlerim var. Bilmesem bile, bu seçimlerin kendi mantıkları var. Burada ise Verdi’yi seçtim. Erken dönem Verdi’yi sevmiyorum, geç dönem Verdi’yi ise çok seviyorum. 83 yaşındayım. O 83 yaşındayken, Aida sonrasında –ki bunu Aida öncesinde söylememesi çok yazık- “Yeter” demişti, “Artık yeter.” Artık bitmişti, tamamına ermişti, kaputtu. Sonra o genç adamla tanıştı. Boito, Mefistofele’nin bestecisi. Boito O’na “Sende daha var yaşlı adam, senin içinde daha var!” dedi. Böylece Boito Otello ve Falstaff için libretti yazdı. Bittiğinde, Verdi 85 ya da 87 yaşındaydı ve öldü. Fakat bana kalırsa, bunlar da varolan Verdi operalarının en iyileri. O çalışmalar inanılmaz taze, genç, fantastik güzellikte.

Verdi’den Schubert’e geçtim, ki kendisini kahramanım olan Mozart yüzünden çokça es geçmiştim. Schubert’in oda müziğini dinlemeye başladım ve bir başka dostum olduğunu fark ettim. Müziğin altında kokluyordum, yeraltındaydı, bir köpek gibi ya da bir domuz gibi, neler olduğunu hissedebiliyordum. Böylece Schubert’in sonatlarına ve kuartetlerine ve piyano parçalarına karşı derin bir sevdaya düştüm. Schubert, tanıdığım en dürüst sanatçılardan biri.

Doğumgünlerine nefret

[Doğumgünleri ve doğumgünü partilerine önem] vermiyorum. 83. doğum günü partiminin haziran [2011]ayında olması gerekiyordu. Ne mutlu ki tüm dünyayı alt üst eden o sonsuz fırtına çıktı ve elektrik gitti ve her şey karanlığa gömüldü. Böylece kimse gelmedi. Böylece sevgili Bumble ile paylaştım doğumgünümü.

[Son kitabının kahramanı domuz Bumble hakkında] Bumble kendine göre cesaretli bir karakter. Vahşi Şeyler Kralı gibi değil belki. Tüm kargaşanın kontrolü kendisinde değil tam olarak. Bumble basit bir kafa karışıklığı ile uğraşıyor: ‘Kaç yaşında olduğumu bilmiyorum.’ Kendi kendini yok eden, donmuş, ilerleyemeyen bir karakter. Görüyorsunuz, Bumble benim yetişkin olmayan halim. Yaşayacağından emin olmayan, büyümesine izin verilecek mi bilmeyen küçük bir oğlan çocuğu. Ölümden korkmuyorum. Ama daha FAZLA şey bilmek istiyorum. Gitmeden önce biliyor olmayı istiyorum.”

[/sws_3_columns_2thirds_last]
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page