Marcus Boon’un, Walter Benjamin’in Marsilya’da bir otel odasındaki esrar deneyimlerinin detaylarını anlattığı deneme, bilgimiz dahilinde Türkçe’de bir yayında ilk kez yayımlanıyor. Suat Kemal Angı’nın çevirdiği metin, aynı zamanda sonda bir alıntıya da yer verdiğimiz ve İmge Yayınları tarafından yine Suat Kemal Angı çevirisiyle yayımlanmış Walter Benjamin’in Esrar Üzerine isimli kitaba giriş niyetine de okunabilir. Sevgili Suat Kemal Angı’ya, çeviriyi yayınlama izni için teşekkür ederiz.
– Futuristika!

 

Hep aynı dünya – gene de sabırlıyız.”
Walter Benjamin,
Esrar Üzerine, Tutanak 12

Esrarı uyuşturucular hakkında okuduğu kitaplar yüzünden deneyen birisi aranacak olsa, bulunacak kişi Walter Benjamin olurdu. 1919 gibi erken bir tarihte, Baudelaire’in esrar üzerine anahtar metni Yapma Cennetler’i okumayı bitirir bitirmez şu notu düşer: “Bu tecrübeyi bu kitaptan bağımsız olarak tekrar etmek gerekecek.”[1] 1927’deki ilk esrar deneyi hakkında tuttuğu notlarda, “Poe’yu şimdi çok daha iyi anladığımı hissediyorum” demiştir. Aslında, bu kitaptaki ‘tutanaklar’ın bilimsel süslerine rağmen, Benjamin’i esrar incelemesine yönelten, Paris pasajlarını araştırırken keşfettiği farkındalıkla benzeşir – bu pasajlar, on dokuzuncu yüzyılın yeni bir tür arkeolojisi/tarihi için temel oluşturacaktı. Louis Armstrong ve arkadaşı Mezz Mezzrow’un ot içmeyi New York City’de moda haline getirdiği ve Narkotik Şube Müdürü Harry Anslinger’ın esrar içmenin kötülüklerine karşı kongrede kampanya yürütmeye başladığı günlerde, Benjamin, “henüz modası geçmiş” olanın bu en büyük erbabı, Marsilya’da bir otel odasında uzanmış, on dokuzuncu yüzyılın büyük littérateur’leri tarzında esrar içiyordu.

‘Esrar’ sözcüğünün en azından iki farklı anlamı vardır: Tarihsel olarak, kenevir otundan yapılan psikotropik ilaçlar için kullanılan genel bir terimdir (Alice B. Toklas’ın ‘esrarlı şekerlemesi’, aslında, toz haline getirilmiş kenevir yapraklarından yapılıyordu); günümüzde kastedilense, genellikle, bitkinin tomurcuklarından (çiçekler, çevresindeki yapraklar) çıkarılan ve bej, kahverengi ya da siyah kalıplar halinde preslenen reçinedir.[2] Kenevirin psikotropik etkileriyle ilgili bilgi büyük olasılıkla Neolitik döneme tarihlenirken, uyuşturuculara yapılan yazınsal göndermeler, kenevirin Müslümanlara yasaklanmış olup olmadığıyla ilgili tartışmaların tüm şiddetiyle devam ettiği orta çağlarda, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da mistik ve polemik şiirlerin yayımlanmasıyla başladı.[3] Kenevir otundan çıkarılan özler, muhtemelen, Avrupa’da yüzyıllardır halkın başvurduğu çareler arasında bulunuyordu; ne var ki, esrar Avrupa’da ancak on dokuzuncu yüzyılda, o dönemde moda olan şarkçılığın etkisiyle tanındı. Napoléon’un ordularının esrarı Avrupa’ya Mısır seferlerinden (1798-1801) dönerken getirdikleri söylenir. 1809’da, büyük Fransız şarkiyatçısı Sylvestre de Sacy, şimdiki Türkiye-İran sınırında yaşayan radikal bir İsmaili grubu olan Ortaçağ Suikastçılarının⚚ esrar kullanmalarıyla ilgili olarak Paris’te bir bildiri sundu.[4] ‘Esrar’ı ‘suikast’la ilişkilendiren etimoloji muhtemelen yanlışsa da, bu bağ Parisli bohemlerin imgelemlerini harekete geçirdi ve nihayet 1845 yılında Paris’te, Ile Saint-Louis’deki eski bir otelde, aralarında Baudelaire, Balzac, Gautier, Delacroix, Daumier ve daha başkalarının da olduğu Parisli birçok önemli yazar ve sanatçının, yaylı sazlar dörtlüsünün müziği eşliğinde, esrarı bademle karıştırıp macun gibi çiğneyerek yediği, biraz çorbayla birlikte yuttuğu bir salon olan Club des Haschischins’in (Esrarkeşler Kulübü) kurulmasına yol açtı. Bu kulüp, Gautier’in “Le Club des Haschischins” adlı büyüleyici kısa gotik öyküsünde ölümsüzleşti (‘hashish’ sözcüğünün telaffuzu ve akraba sözcükleri, uyuşturucuya atfedilen etkiler kadar çeşitliydi). Bu öyküde rastlanan halüsinasyon çağlayanı ve Amerikalı yazar Fitz Hugh Ludlow’un abartılı Hashish Eater’ı (1857) gibi başka yapıtlar, az çok duman solumuş çağdaş okurlara olanaksızmış gibi gelebilir. Bu aşırılığın sorumlusu sadece gotiğin yazınsal gelenekleri değildi; yirminci yüzyıl yazarlarının mideye indirdikleri esrarın dozu da, uyuşturucunun halüsinojen işlevini yerine getirmede yeterince etkili olmuşa benziyor – üstelik, akşam yemeklerinden sonra sarılıp içilen esrarlı sigaradan daha fazla.

Baudelaire, esrarla ilgili olarak yakıcı, nerdeyse düşmanca iki metin yazdı. 1851 tarihli makalesinde, devrimsel bilinçle ilintilendirdiği “insanların şarabı” ile esrar arasında sakıncalı bir benzerlik kurdu.[5] 1860’da, Yapma Cennetler kitabının yarısını esrar tartışmasına ayırdı – diğer yarısı Thomas De Quincey’nin genellikle uyuşturucular konusunda ilk edebi tartışma olarak kabul edilen Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtiraflarıᛝ adlı kitabının serbest çevirisine ve Baudelaire’in konu hakkındaki son sözüne ayrılıyordu. Baudelaire esrarı “gerçek bir şeytan” olarak ilan etse de, “Şeytana Yakarışlar”ın yazarından gelen bu yorumu nasıl anlamamız gerektiğini söylemek zordur. Baudelaire eğer esrarla kötülüğü ilişkilendirdiyse, o zaman bu kötülük on dokuzuncu yüzyıl burjuva Avrupa’sının korku ve uyuşukluklarına açılan bir geçit olarak görülebilir. Eğer bu geçidin ölü bir sona ulaştığı doğruysa ve eğer Baudelaire bir görev bilinciyle bu gerçeğe işaret ettiyse, bu gerçek Fransız ve Avrupalı diğer genç kuşakların –Dekadanlar, Sembolistler ve diğerleri– uyuşturucuyu Baudelairevari imgelemi tetikleyen potansiyel bir katalizör olarak yeniden ve yeniden keşfetmelerini engelleyemedi.[6] Ve Benjamin de, Pasajlar Yapıtı’nda bulanan çeşitli göndermelerden açıkça anlaşıldığı üzere, esrarın Baudelaire’i –özellikle onun uyuşturucu benzeri bir halüsinasyon olarak mala doğru meyleden erken dönem kavrayışını– anlamak için çok önemli olduğunu düşünüyordu.

Uyuşturucuları çevreleyen koşullar Benjamin’in yazdığı dönemde hızla değişiyordu. Uyuşturucu kullanımını düzenleyen ilk ulusal ve uluslararası anlaşmalar I. Dünya Savaşı yıllarına rastlayan dönemde onaylandı ve uyuşturucu maddelerin on dokuzuncu yüzyıl boyunca az çok rastlanan serbest dolaşımı yerini, bu güne dek süregelen ve giderek daha da karmaşıklaşan bir düzenlemeye bıraktı. Başlangıçta, bu kurallar özellikle afyon içeren maddeleri (afyon, morfin ve eroin) hedef aldı; ama Almanya’da, kullanımı 10 Aralık 1929’da kanunlaşan uyuşturucu yasasıyla denetlenen maddelerden biri ‘Hintkeneviri’ idi.[7] Benjamin, 18 Nisan 1931 tarihli esrar deneyinden söz ederken, “Merck firmasına güvenilebilir” demektedir (Tutanak 9); dolayısıyla onun bilimsel araştırma grubu uyuşturucular temin edebildiğini varsayabiliriz – bu Alman ilaç firması aynı zamanda meskalin üreticisiydi.

Yasal ya da değil, uyuşturucu kullanımı, Benjamin’in entelektüel çevresinde pek de övgüye değer bir şey olarak görülmüyordu. Bu maddeler hakkında bir kitap yazmak istese de, mektuplaştığı arkadaşı Gerhard Scholem’den kitabına ilişkin planlarından kimseye söz etmemesini rica etmesi, Benjamin’in ünü için kaygılandığını gösteriyor.[8] Benjamin’in 1933 yılında Jean Selz’le birlikte İbiza’da yaptıkları deneylerde tuttuğu notlarda ‘afyon’u ifade etmek için ‘crock’⚵ sözcüğünü kullanması da, benzer bir çekinceyi akla getiriyor. Öte yandan, yaşadığı esrar deneyimini kendi ağzından anlattığı bir yazıyı 1932 yılında Frankfurter Zeitung’da yayımlattığı düşünüldüğünde, Benjamin’in bu denli yoğun bir kaygı taşıdığı söylenemez. Aslında, Benjamin’in açık yürekliliğiyle, ömrü boyunca yaptığı uyuşturucu deneyleriyle ilgili düşüncelerinin yayımlanmasını 1970 yılına dek ihtiyatla bekleyen Alman arkadaşı, hapçı flâneur Ernst Jünger’in açık yürekliliği arasında, bu tür yayınlar için iklimin önemli ölçüde değişmiş olduğunu gösteren dikkat çekici bir fark vardır.

[Marcus Boon] Walter Benjamin ve Uyuşturucu Edebiyatı  3

 

 

 

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, uyuşturucuları çevreleyen koşullar edebi koşulları da değiştirdi. Bazı Gerçeküstücüler uyuşturucu kullansa da, popüler inancın aksine, André Breton uyuşturuculara ve bilincin kimyasallar kullanılarak araştırılmasına şiddetle karşıydı ve uyuşturucu kullanan bazı üyeleri gruptan kovdu. İki savaş arasındaki dönemde uyuşturucu kullanımına ilgi duyan bu yazarlar –Antonin Artaud, Polonyalı modernist Stanislaw Witkiewicz, René Daumal, Benjamin– için vakit çok erkendi, yazıları çoğunlukla görmezden gelindi ya da Beat kuşağı ve 1960’ların radikal hareketleri tarafından keşfedilene dek yayımlanmadı. Bir anlamda, Benjamin’in sarhoşluğa ilişkin solcu bir politika tasarısı (ki onu Bataille ve Fransız Sosyoloji Koleji yazarları gibi figürlere bağlayan bir projedir) başarılı olamadı ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra uyuşturucular, Jünger, William Burroughs, R. Gordon Wasson ve Aldous Huxley gibi özgürlükçü ya da sağcı yazarlarla veya Henry Michaux gibi diğer zamansız gezginlerle ilişkilendirilir oldu. Bugüne dek Marksizm’le sarhoşluk arasında, proletaryanın alkolden aldığı gelenekselleşmiş zevklerin ötesinde varılmış herhangi bir uzlaşmaya pek rastlanmaz.[9] Benjamin’in ikinci uyuşturucu tutanağında birlikte çalıştığı felsefeci Ernst Bloch, esrar içtiğinde hiçbir etki hissetmediğini iddia etmiştir.[10]

Benjamin’le edebiyat arasında çok sıkı bir bağ kurduğum için, topladığı notlarla gerçekten yapmayı amaçladığı şeyin son derece belirsiz olduğunu belirtmek zorundayım; ve eğer, görünüşte bilimsel uyuşturucu tutanaklarından, psikolojik fragmanlardan, felsefi gözlemlerden, denemelerden, kısa hikâyelerden ve benzer başka tuhaflıklardan oluşan bu düzensiz karışım için ‘edebiyat’ terimini kullanıyorsak, kısmen bu, edebiyatı geleneksel disiplinlerin sınırları içine sığmayan bir yere koyduğumuz içindir. Modern anlamları içinde ‘uyuşturucular’ ve ‘edebiyat’ sözcükleri hemen hemen aynı zamanda (1800 dolaylarında, Romantiklerle birlikte) ortaya çıkar. Her ikisi de, faydacılığın giderek acımasızlaştığı bir zamanda, bilincin genişlemiş anlamıyla birlikte, insanın imgelem gücünün açık ve tam tezahürleridir. Ve her ikisi de, imgeleme ait tehlikeli aşırılıkların imha edilmek için boşaltıldığı kavramsal atık alanlarına –kişiye verdikleri yasak bir iş yapma, sınırı aşma duygusu yüzünden çekicilikleri gittikçe artan yerlere– dönüşür. Nelerin bu yerlerde ıskartaya çıkartılacağı konusunda her zaman seçici davranılmaz. Esrar, afyon ve meskalinin etkileri farklı olsa da, metinler ve gözlemlerle yapılan bu montaj –tıpkı Benjamin’in kolayca göze çarpan kişiliğinin ve onun görkemli yazma biçeminin yaptığı gibi– bu uyuşturucuların arasındaki sınırları bulanıklaştırma eğilimindedir.

Benjamin, elbette, uyuşturucu etkisi altında büyük bir felsefi kitap tasarlayan ilk yazar değildi (De Quincey ve Coleridge’in de başarısız olmuş tasarıları vardı); ne var ki, Esrar Üzerine yalnızca bir dizi fragmandan ibarettir. Yoğun bir bütünlükten ya da yapıttan –tamamlanmamış fragmanlardan oluşan ve kendi anaforu içine terk edilen bu düzensiz karışımdan– duyulan endişeyi, sarhoşluğun kendisiyle ve uyuşturucuya bağlı kavrayışların ve deneyimlerin kendilerini sarhoşluk sona erdiğinde tutarlı bir şekilde sürdürememeleriyle ilişkilendirmemek zordur. Muhtemelen Benjamin bu yolu tercih etti. Alman sağcı yazar Ernst Jünger bu konu hakkında çok geniş, görünüşte daha eski bir kitap yazmayı büyük azmi sayesinde nihayet ‘başarmıştır’ ama, bugün bu tasarıya ilişkin iyimser ya da gerçekten ateşli duygular besleyen birine rastlamak çok zordur. Burada bir araya getirilen metinlerin sihri, kısmen, öznelliğe ilişkin olarak sergiledikleri (amacı öznellikten söz etmek olmayan) yoğun karışıklıktan kaynaklanır: Bazen kullanıcının kendisi, bazen bir gözlemci ve bazen de her ikisi tarafından yazılan bu “tutanakları”, ya da Benjamin’in diğer yazarlardan yaptığı alıntıları dantel gibi işleyerek bir montaja dönüştürdüğü ‘kendi’ yazılarını okurken, kimin yazıyor ve kim hakkında yazılıyor olduğunu anımsamak giderek zorlaşır. Bu da esrarın bir etkisi olabilir. Esrar edebiyatı tuhaf hilelerle, zar zor göze çarpan kolektiflerle, komplolarla ve gruplarla doludur.[11]

[Marcus Boon] Walter Benjamin ve Uyuşturucu Edebiyatı  4

Benjamin’in sözlerine dayanarak söylersek, onun esrar ve diğer uyuşturucular hakkında yazdıkları, psikoaktif madde deneylerinin etkilerinin ve anlamlarının ilk elden felsefi araştırmasına ayrılan külliyatın bir hayli küçük bir bölümünü oluşturur (Sartre, Jünger, Flynt, McKenna ve Taussig, diğer dikkate değer figürlerdir).[12] Scott Thompson’ın belirttiği gibi, Benjamin, dini ve mitik deneyimi Kantçı felsefenin yapıları içinde tanımanın bir yolunu bulmaya çalıştığı 1917 tarihli denemesi “Gelecekteki Felsefenin Programı Üzerine”den beri, Kantçı deneyim kavramını yeniden işlemekle ilgilenmiştir.[13] Kantçı ya da Kantçı olmayan bakış açısından bu tür bir girişimin o dönemde alıcısı olmasa da, nörolog bilim adamı Francisco Varela ya da Flynt’in “bireylik teorisi” üzerine yapıtlarında yakın zamanda geliştirdikleri ilk elden fenomenolojik yaklaşımlar belki bir umut verebilir.[14] Avital Ronell’ın söylediği gibi, sarhoşluğun deneyimi sorununu felsefe ya da psikoloji veya herhangi başka bir disiplin içinde konumlama çabası başarısızlığa mahkûm gibi görünüyor.[15] Ki bunun bir nedeni, yukarıda verilen bütün örneklerde, felsefeden edebiyata doğru, ya da “derinlik psikolojisine” ya da Yeni Çağ tinselliğine ya da araştırmanın zar zor meşrulaştırılan diğer bir tehlikeli ve sahipsiz alanına doğru benzer bir kaymanın gerçekleşiyor olmasıdır.

[Marcus Boon] Walter Benjamin ve Uyuşturucu Edebiyatı  1Bu kitabın ilk bölümünü oluşturan tutanaklar, Benjamin’in gözlemci ya da denek olarak doktor Ernst Joël ve nörolog Fritz Fränkel’in gözetimi altında Berlin’de katıldığı deneyler sırasında tutulmuş notları içerir. Benjamin, Joël’i, Berlin’de, rakip öğrenci örgütlerinin başkanlıklarını yaptıkları üniversitede tanımıştı. Joël I. Dünya Savaşı sırasında doktor oldu, aynı yıllarda morfine alıştı; savaştan sonra bir psikiyatri kliniği açmak üzere Berlin’e döndü, burada yoksulları tedavi etti ve “sosyal psikiyatri” adını verdiği şeyi net bir şekilde tanımladı. Fränkel’le birlikte, diğer uyuşturucularla ilgili başka çalışmaların yanı sıra, kokainin etkileri üzerine bir monograf yazdı.[16] Benjamin gibi Joël de yüksek dozda morfin alarak intihar etti.

Biyokimya alanındaki –alkaloitin, yani afyondaki morfin içeriğinin keşfedilmesi gibi– ilk keşiflerin birçoğu on dokuzuncu yüzyılın başlarında Fransa’da gerçekleşirken, Almanya, psikoaktif ilaçların özelliklerinin keşfedilmesi ve araştırılmasında çok önemli bir rol oynadı. Modern ilaç sanayi on dokuzuncu yüzyılın ortalarında Almanya’da gelişti ve yirminci yüzyılın en önemli psikoaktif ilaçlarından birçoğu Alman araştırmacılar ya da şirketler tarafından geliştirildi. Yakın geçmişte yayımlanan Nazis on Speed adlı kitabın fazlasıyla gösterdiği gibi, I. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’da, sadece psikoaktif ilaçların etkilerini araştıran bir topluluk oluşturuldu. Bu araştırma, uyuşturucu kullanımına duyulan ilgiden, daha iyi teşhis ve tedavi edebilmek amacıyla bir dizi ‘anormal’ psikolojik durumu taklit etmeye ya da modellemeye (Joël, Fränkel ve diğerlerinin araştırmalarını motive eden amaç buydu), Dachau’da meskalinle gerçekleştirilen ve zihni kontrol etme metotlarını ya da doğruluk serumunu bulmayı hedefleyen deneylere kadar, çok çeşitli konuyu içeriyordu. Gene aynı araştırma, 1950’ler ve 1960’larda Birleşik Devletler’de, (CIA’nin farmakoloji savaşına olan yoğun ilgisi bir yana)[17] zihin açıcılarla⚷ gerçekleştirilen deneylerin birçoğu için temel oluşturdu.

Benjamin’in kendi notlarıyla Joël ve Fränkel’in yazdıkları arasında, özellikle psikolojik ve psikanalitik modellerin göreli yokluğuyla ilgili olarak, çarpıcı bir tezat vardır. Benjamin’e göre, esrar, meskalin ve afyon, kapıları estetik, felsefi ve olası politik deneyime açar; Aldous Huxley’in Algı Kapıları’nda desen ve kıvrımlar üzerine uzun uzadıya düşünmesi, her ne kadar bu iki yazar arasında çok önemli farklılıklar olsa da, belki de bu duruma en yakın benzetmedir. Huxley gibi Benjamin’i de, özne-nesne ilişkisinin, esrar ve meskalinin tetiklediği yeniden düzenlenişi büyüler. Benjamin, varoluşunun yeniden üretilebilir işaretlerinin dışında nesnenin tarihsel mevcudiyeti ya da sahihliği olarak tanımladığı anahtar kavramı ‘aura’yı geliştirmeye, esrarla yaptığı deneylerden sonra başladı.[18] Nesnelerin ya da mekânların/ortamların bir sır, görülmez bir anlam yaydığını ve kişinin zaman ve uzam algısının değiştirilebilir olduğunu söyleyen fikirler uyuşturucu edebiyatında sıradan şeylerdir; fakat Benjamin’in benzersiz katkısı, bu algıyı hem nesnenin tarihsel varoluşunun (aurasının) açığa çıkması hem de –gündelik nesnelerin giyindiği tüm ‘peçelerin’ ve ‘maskelerin’ altında– saklı metafizik güçlerin tarihi içindeki mevcudiyete işaret eden ‘aynılığın’ kavranması olarak görmüş olmasıdır. Ve Benjamin’e göre, insanın daha yüksek işlevlerinin tümü hakkında bilgi veren taklit yeteneğinin aynı anda hem önkoşulu hem de dışavurumu olan bu aynılık olgusu, sevinç hissine neden olur. Gene de, Huxley ve –Madame Blavatsky’den Aleister Crowley’e kadar– birçok başka yazar, uyuşturucuların doğrudan doğruya transandantal bir vahiy bahşettiğini iddia etmede ne denli istekliyse, Benjamin için nirvananın göz kırpışı o denli ‘belirsiz’dir: Sunulan ‘aydınlanış’ ‘dindışı’ idi. Benjamin’in –gözleri önünde üst üste biriken tarihin çöp yığınını kurtarmak isterken cennetten kopup gelen bir rüzgârla sürüklenen– ünlü Tarih Meleği gibi, uyuşturucu kullanan için de, aklın ve maddenin, ruhun ve tarihin birbirine dolanmış diyalektik örgüsünün ötesine kolay hiçbir geçit yoktur. Ölüm, esrarkeşin Ariadne’nin ipliğini eksiksiz bir mutlulukla çözdüğü labirentte hayal gibi belirir – ve Benjamin’in kendisini uyuşturucu kullanarak öldürdüğü düşünülürse, bu durum tamamen rastlantısal olamaz.[19]

Uyuşturucuların bu ya da şu kavrayışa ya da olaya neden olduğuna dair cafcaflı iddialar ortaya atmak için bir neden yoktur. Bunun yerine, Benjamin’in daha iyi bilinen yapıtlarındaki çeşitli fikirlerin ve motiflerin uyuşturucu deneyimleriyle ilgili notlarında da ortaya çıkışını ve diğer deneyimler ve olaylar kadar bu deneyimlerin de –uyuşturucunun Benjamin’in düşüncesindeki etkisi, Benjamin’in düşüncesinin uyuşturucunun özel bir belirtisindeki etkisi–onun geçmişini ve gelişimini oluşturduğunu gözlemleyebiliriz. Bataille, Daumal ve Huxley gibi, Benjamin de, modernitenin başkalaşımında kilit bir araç sağlayacak bir tür materyalist sihir arıyordu – yazılarında gerçekleştirdiği ve benim Benjamin hakkındaki yazılarıma şimdiki gibi temel oluşturan bir başkalaşım. Hepsinden önemlisi, bu uyuşturucular dilin güçlerini aydınlattılar ve katalize ettiler, ve onun uyuşturucularla yaşadığı deneyimler ardında edebi bir tortu ya da çökelti bıraktı: Benjamin’in “Marsilya’da Esrar” yazısında söylediği gibi, sadece “izlenimlerin ayrıntılı bir listesi” değil, aynı zamanda “bir çiçeğin biçimini alan bir tür figür” – onun deneyimlerinden kristalleşen ve bugün de yankılanmaya devam eden bir figür.

Türkçeleştiren: Suat Kemal Angı 

Notlar:


[1]     Walter Benjamin, 19 Eylül 1919, Ernst Schoen’e, “Mektuplardan”, bu kitabın içinde.

[2]     Bkz. Paul Bowles, “Kif: Prologue and Compendium of Terms”, George Andrews ve Simon Vinkenoog (yay. haz.), The Book of Grass (New York: Grove, 1967), 108-114.

[3]     Kenevirin Neolitik Çağ’daki kullanımı için bkz. Paul Devereux, The Long Trip: A Prehistory of Psychedelia (New York: Penguin, 1997), 39-44; ve Richard Rudgley, Essential Substances: A Cultural History of Intoxicants in Society (New York: Kodansha, 1994), 28-31. Kenevirin Ortaçağ İslam dünyasındaki kullanımı için bkz. Franz Rosenthal, The Herb: Hashish versus Medieval Islam (Leiden: Brill, 1971); ve Hakim Bey, “The Bhang Nama”, Hakim Bey ve Abel Zug (yay. haz.), Orgies of the Hemp Eaters (New York: Autonomedia, 2004).

⚚     Nizariler, Nizari suikastçıları. (ç.n.)

[4]     Bu metin 1818’de yayımlandı: “Mémoire sur la dynastie des Assassins et sur l’étymologie de leur nom”, Mémoires de l’Institut Royal de France, Académie des Inscriptions et Belles-Lettres 4 (1818), 1-84.

[5]     “Du vin et du hachish”, Charles Baudelaire, Oeuvres completes, c. 1 (Paris: Gallimard, 1975), 397.

ᛝ    Thomas De Quincey, “Bir İngiliz Afyon Tiryakisinin İtirafları”, çev.: Batu Boran (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları / Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi, Nisan 2008). (ç.n.)

[6]     On dokuzuncu yüzyılın esrar hakkındaki anahtar metinlerinden bazıları şu kitaplarda toplanmıştır: Andrew C. Kimmens (yay. haz.), Tales of Hashish: A Literary Look at the Hashish Experience (New York: Morrow, 1977); ve Bey ve Zug, Orgies of the Hemp Eaters.

[7]     Werner Pieper (yay. haz.), Nazis on Speed: Drogen im Dritten Reich, c. 2, 475 [Löhrbach: Pieper and The Grüne Kraft, tarihsiz (2002)].

[8]     Gershom Scholem’e mektup, 26 Temmuz 1932, “Mektuplardan”, bu kitabın içinde.

⚵    “Zoka Notlar”ın 1. notuna bakınız. Walter Benjamin, Esrar Üzerine, çev.: Suat Kemal Angı, (Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 1. Baskı, Kasım 2012), s. 114-115. (ç.n.)

[9]     Scott J. Thompson, Benjamin’in kendi yapıtlarındaki bu bakış açısının ihmal edildiğini ileri sürer; bkz. Thompson, “From Rausch to Rebellion: Walter Benjamin on Hashish”, Pieper, Nazis on Speed, c. 2, 59-69. Sarhoşluğu tartışan Marksist metinler için bkz. Michael Taussig, Shamanism, Colonialism, and the Wild Man (Chicago: University of Chicago Press, 1987), Kolombiya’nın Putumayo bölgesindeki yah-hey şifacıları (yage healers) üzerine bir araştırma; Herbert Marcuse, Essay on Liberation, Marcuse’ün 1960’ların gençlik hareketleriyle ilgili yorumlarından Thompson “From Rausch to Rebellion”da söz eder (s. 64-65); Mikhail Bakhtin, Rabelais and His World (Bloomington: Indiana University Press, 1984), bu kitap karnavalı ele alır; ve George Bataille, “L’Ivresse des tavernes et la religion”, Critique, 25 (1948): 531-539. Ayrıca bkz. zihin açıcıları ciddiye almayı reddeden ön-Durumcu yayın Potlatch: 1954-1957 (Paris: Editions Allia, 1996), 127-128.

[10]    Bkz. Ernst Bloch, Briefe, 1903-1975, c. 1 (Frankfurt: Suhrkamp, 1985), 310. Bununla birlikte, Das Prinzip Hoffnung adlı başyapıtında Bloch, esrarın uyanıkken düş gördürme gücüne birkaç paragraf ayırmıştır. Bkz. The Principle of Hope, çev.: Neville Plaice, Stephen Plaice ve Paul Knight (Cambridge, Mass.: MIT Press, 1995), 89-90.

[11]    Bkz. Marcus Boon, “The Time of the Assassins: Cannabis and Literature”, Boon, The Road of Excess: A History of Writers on Drugs (Cambridge, Mass.: Harvard University Press, 2002), 123-169.

[12]    Bkz. Jean Paul Sartre, L’Imaginaire: Psychologie-phénoménologique de l’imagination (Paris: Gallimard, 1940); Ernst Jünger, Annäherungen: Drogen und Rausch (Stuttgart: Klett-Cotta, 1970); Henry A. Flynt Jr., “The Psychedelic State” (1992), www.henryflynt.org., erişim tarihi Aralık 2005; Terence McKenna, True Hallucination (New York: HarperCollins, 1993).

[13]    Thompson, “From Rausch to Rebellion.”

[14]    Francisco J. Varela ve Jonathan Shear (yay. haz.), The View fromWithin: First-Person Approaches to the Study of Consciousness (Thorverton: Imprint Academic, 1999); Flynt, bireylik teorisiyle ilgili seçme makaleler, www. henryflynt. org.

[15]    Avital Ronell, Crack Wars: Literature, Addiction, Mania (Lincoln: University of Nebraska Press, 1992).

[16]    Ernst Joël ve Fritz Fränkel, Der Cocainismus: Ein Beitrag zur Geschichte und Psychopathologie der Rauschgifte (Berlin: Springer, 1924). Ayrıca bkz. Ernst Joël ve Fritz Fränkel, “Beiträge zu einer experimentellen Psychopathologie der Haschischrausch”, Zeitschrift für die Gesamte Neurologie und Psychiatrie (Berlin, 1927), III, 84-106. Ernst Joël hakkında daha fazlası için bkz. Scott J. Thompson, “Walter Benjamin, Dr. Ernst Joël and Hashish”, www.wbenjamin.org/joel_frankel.html#wbjf_hash (erişim tarihi Aralık 2005).

[17]    Bkz. Martin A. Lee ve Bruce Shlain, Acid Dreams: The CIA, LSD, and the Sixties Rebellion (New York: Grove, 1985).

⚷     “Psychedelics” yerine. (ç.n.)

⚕     Bkz. Aldous Huxley, Algı Kapıları, çev.: Mehmet Fehmi İmre (Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 1. Baskı, Mart 1995), s. 21 ve devamı. Huxley, meskalin etkisi altındayken, Botticelli’nin “Judith’in Dönüşü” resminde “Judith’in plili yeleğinin morumsu ipeğine ve rüzgarın uçurduğu uzun eteklerine” hayranlıkla bakarken, kumaşın kıvrımları ve katlarında yaşadığı, “faydalı olanla sınırlı olmayan” bir görme deneyimini aktarır. (ç.n.)

[18]    Walter Benjamin, “The Work of Art in the Age of Its Technological Reproducibility (Third Version)”, çev.: Harry Zohn ve Edmund Jephcott, SW4, 253-256. ‘Aura’ hakkında bkz. Tutanak 5, not 2.

⚶    “Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı” denemesi için bkz. “Pasajlar”, çev.: Ahmet Cemal (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, Aralık 1993), 1. baskı, s. 50-86. (ç.n.)

[19]    Benjamin’in uyuşturucular ve diğer konular üzerine yazdığı yazılarında kullandığı labirent motifiyle ilgili bir tartışma için bkz. Gary Shapiro, “Ariadne’s Thread”, Anna Alexander ve Mark S. Roberts (yay. haz.), High Culture: Reflections on Addiction and Modernity (Albany: SUNY Press, 2003).

[sws_divider_line]

Şimdi de, esrarkeşin zaman ve uzam üzerindeki talepleri yürürlüğe giriyor. Bilindiği gibi, bunlar kesinlikle muhteşemdir. Esrar içmiş biri için Versailles çok büyük değildir, ne de sonsuzluk çok uzundur. İç deneyimin bu muazzam boyutlarının, bu mutlak sürekliliğin ve ölçülemez uzamın gerisinde bekleyense, uzamdan ve zamandan oluşan bu dünyanın beklenmedik durumlarını artan bir şefkatle anımsatan, olağanüstü mutluluk verici bir mizah duyumudur. Sonsuza kadar yiyip içmek için daha şimdi oturduğum Restoran Basso’da mutfağın da şimdi kapandığını söylediklerinde, sonsuzca hissediyorum bu mizah duyumunu. Ama sonradan, bütün bunların aslında apaydınlık, olağan, hayatla dopdolu olduğu ve hep öyle kalacağı duygusu. Oturduğum yeri nasıl bulduğumu da belirtmeliyim. Benim için önemli olan, eski limanın ancak üst katlardan görülebilen manzarasıydı. Aşağıdan yürüyerek geçerken, ikinci kat balkonunda boş bir masayı gözüme kestirdim. Sonunda, çıka çıka birinci kata kadar çıkabildim. Pencere kenarındaki masaların neredeyse tamamı doluydu, bunun üzerine, o an boşalan çok büyük bir masaya geçtim. Tam otururken, koskocaman bir masada tek başıma oturacak olmanın yakışıksızlığını fark ettim; utana sıkıla kalktım, tüm katı boydan boya yürüyerek salonun diğer ucuna geldim ve ancak yanına vardığımda görebildiğim bu küçük masaya yerleştim.

[Walter Benjamin, Esrar Üzerine içinde “Marsilya’da Esrar”, s. 159-160 (Ankara: İmge Kitabevi Yayınları, 1. Baskı, Kasım 2012)]

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page