[Marcel Schwob]

Marcel Schwob, altı adet kısa öykü kitabı yazmış ancak büyük yazarlarla büyük hayaller kurmuş, yeteri kadar bilinmeyen, büyük bir yazar. Yapıtlarını Schwob’a adayana yazarlar arasında Alfred Jarry, Paul Valéry, Oscar Wilde ve Jorge Luis Borges vardı. Borges, editörlüğündeki Babil Kitaplığı’ında kendisini anarken, Düşsel Varlıklar Kitabı’nda da Schwob’un Hayali Yaşamlar’ından ziyadesiyle etkilenmiştir denilebilir. Schwob’un hayali yaşam konsepti, başta Borges olmak üzere, modern edebiyatta, gerçek karakterleri kullanıp düşsel metinler yaratmada öncü oldu. 1867 doğumlu Schwob, 1894-96 arasındaki sürede Düşsel Yaşamlar’ı yayımladı. Aralarında Kaptan Kidd’in de olduğu bir çok tarihsel karakterin biyografilerini yeniden yarattı. Borges, kendi yapıtı Alçaklığın Evrensel Tarihi’ni, Schwob’un “daha düşük bir kopyası” diye yazdığını söyledi. Derler ki, Schwob’un atalarından birini Jan Dark (Jeanne d’Arc) iyileştirmiştir. Kelimelere tapıyordu. Henüz üç yaşındayken almancayı söktüğü gibi ingilizce de konuşmaya başlamıştı. Ağır bir hastalığa tutuldu. Gerçek ile hayali ayırt edemez olmuştu. Kanalı geçip Britanya’ya yüzdüğünü gördü ya da yüzdü. Orada Jules Verne kıyıda bekliyordu. Sarıldı. Edgar Allan Poe ile aynı masaya oturdu. Verne, Poe ve Schwob o masada uzun uzun konuştular ya da konuştuğunu hayal etti. Lisede Georges Guieysse ile yakın arkadaş oldu. Her ikisi de içine kapanık tiplerdi. Edebiyat söz konusu olunca birlikte coşkuyla hereket ediyorlardı. Askerlik sonrasında editörlük/yayıncılık yapmaya başladı. 1891’den itibaren kitaplar yayımladı. Belki de en etkileyici metni “Monelle’in kitabı” için ilhamkaynağı olan hayat kadını, genç Louise ölünce, kendini paraladı. 1900 yılında yine genç bir aktris olan Marguerite Moreno ile evlenip, 1901’de Samoa’ya, en çok hayranlık duyduğu yazar olan Robert-Louis Stevenson’ın mezarını ziyaret için gitti. Yanında bir arkadaşı Ting-Tse-Ying de vardı. Yolculuğa çıkmadan önce zaten hastalanmıştı. Ağrıları dinsin diye morfin alıp duruyordu. Bir dostu, “yazdığı hikayelerini yaşayacak” dedi. Avustralya sahilinde uzandı. Adalarda kayboldu. Tulapala -Konuşkan adam dediler ona. Stevenson’un çiçekler arasına gömülmüş mezarını aradı bulamadı. Tanıştığı bir gezginin gösterdiği Stevenson tarafından gönderilen kartpostalları gördü.

Samoa’da tekrar hastalanıp 1902’de Paris’e geri döndü. 1905 yılında zatürreeden öldü. Nefesinin artık yetmeyeceğini anladığında uzandı, aklına takılan yazmadığı, hayali kitapların isimlerini sıraladı kendi kendine. Yazmadığı kitapların olmayan kapaklarına bakarken, gözleri kasıldı. Neredeyse hiç bilinmeyen, düşsel metinlerin en önemli kısa öykü yazarlarından biri, böylece unutulmaya koştu.

 

 

 

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page