SpY‘ın çizgileri, renkleri, birer araç olarak kullandığı sokak aksesuarları sadece Madrid’i süslemekle kalmıyor, şehirli çocuklara farklı bir bakış açısı sunuyor, günlük hayat koşuşturmacasına bir parantez açıyor. Şanslı Madrid’de bazen bir kiliseyi satılığa çıkaran Spy’ın işlerinde sporlardan basketbol ve mekanlardan bahçeler sık sık rastlanan konular, taşıt olarak bisiklet ise vazgeçilmez.

Sanatçının 26 Mart’ta başlayan ve 28 Mayıs’a kadar SC Sanat Galerisi‘nde sürecek olan URBANO adlı sergisinde bir kısım işlerinin fotoğraf ve videoları görülebilir, yolu baharda Bilbao’dan geçenlere duyurulur! Nervion nehri sıçanlarına Futuristika! selam eder…

Kitaplar: Beyond the Street, The 100 Leading Figures in Urban ArtUrban Interventions , Personal Projects in Public Places

SpY’a rastlayabileceğiniz yayınlar: El Pais, Ramp Magazine, Junkjet, El Periódico de Cataluña, Easy Jet Mag, DT Magazine, Diagonal, Arte.tv Magazine…

Sanatçının kısa film çalışması: LEÉ

Futuristika: Graffiti yapmaya 80’lerin sonlarına doğru başladığınızı biliyorum. 2000’lerin ilk on yılını geride bırakırken, arada geçen sürede, graffiti ve sokak sanatındaki değişimi nasıl buluyorsunuz?

SpY: Arada geçen zamanda graffiti ve post-graffiti çok gelişti. Şimdi sokaklarda çalışan farklı alanlardan pek çok insan var. Birçok yeni disiplin doğdu ve ortak bir çalışma alanı; sokaklar.

Siz nasıl başladınız resim yapmaya? Geçmişteki o günler, duvarları tual olarak kullanmaya başladığınızda sizin için nasıldı?

Sokakta gördüğüm graffiti sanatının etkisiyle 80’lerin sonlarına doğru graffiti yapmaya, kendi kendime öğrenerek resimlerimi geliştirmeye ve kendi stilimi oluşturmaya başladım. Tecrübem yoktu ve bir sanat okulunda eğitim almadım, ama ismimi her yerde görme fikrine çok güçlü bir şekilde kitlenmiştim. O zamanlarda, zamanımın çoğunu bu disipline adadım; yıllarca trenleri, tabelaları, duvarları, vb. boyadım ve İspanya graffiti camiasında oldukça bilinen bir isim oldum. Uzun süre graffiti yaptıktan sonra, 90’ların ortalarında, şimdilerde yaptığım işlere benzer bir döneme girdim. İlk denemelerim graffitiden çok etkilenmişti ve resmi bir tarzda, ismimi neredeyse bir bahane, bir özür gibi kullanıyordum. Dünyanın başka yerlerinde başka sanatçıların geliştirdiği işlerden habersiz, kimliğimi graffitiden başka yöntemlerle oluşturmaya başladım; Sans Serif fontlarıyla ismimin yazdığı devasa posterler, farklı mesajlara dönüşmesi için reklam panolarında oynamalar, metro duraklarının isimlerini kendi adımla değiştirmek…

Doğal bir evrim süreciydi; graffitiden kent sanatına geçiş yeni fikirler geliştirdi, graffiti ötesinde yeni yöntemlerle çalışmak istedim ve kendimi en iyi şekilde geliştirebileceğim araçlar dışarıda, kent ortamındaydı.

Graffitiyle alakası olmayan pek çok sanatçının şehri temel olarak halihazırda kullanmaya başlamış olmasına rağmen, o dönemde, sokakalarda graffiti veya post-graffiti ile ilgisi olmayan bağımsız sanatsal müdahaleler görmek pek alışıldık değildi. Yıllarca süren çalışmalarım bana, şimdiki kent sanatı işlerimi yürütürken, şehri, büyük imkanları olan sanatsal bir merkez olarak görmem için keskin bir sezgi verdi.

SpY takma ismini nasıl seçtiniz?

Graffiti dünyasında, kendimi bir “ajan” olarak tanımlamaktan daha fazla istediğim bir şey yok. Graffitiye başladığınızda, sizi tanımlayan takma bir isim ararsınız; “SpY” benim ilk kullandığım takma isimdi, arada kullandığım başka isimler de oldu, ama şehir müdahalelerine yoğunlaştığımda, graffiti camiasında da bilinen ilk takma ismimi kullanmaya karar verdim.

Sanatınızı uygularken aldığınız en büyük risk ne oldu?

Yasal olmayanlar içinde, belki de New York’ta bantladığım polis arabası yapmaya en zor karar verdiklerimden biriydi. Öncesi ve sonrasında işi yapmak basitti ama çok riskliydi. Şimdi düşününce tekrar yapmazdım.  Çok şanslıydım çünkü araba bozulmuştu sanırım. Birkaç gün üst üste -arabayla çok da ilgilenmeden- oradan geçtiğimde, arabanın orada terk edilmişcesine durduğunu fark etmiştim. Bantı başka nedenlerle almıştım ama arabanın olduğu yerden son geçişimde, birden yapmaya karar verdim. Bir anlık kapılma ve dakikasında arabayı bantla çevrelemiştim bile. Oradan ayrılıp bir süre sonra fotoğraf çekmek için döndüğümde hala yerinde duruyordu.

Şehir değişkelerinizdeki ironi ve mizahdan çok keyif almama rağmen, müdahalelerinize bayılıyorum. Madrid çok şanslı bir şehir ve sakinleri günlük yaşantılarında işlerinizle karşılaşma lüksüne sahipler. Fikirleriniz nasıl oluşuyor bize biraz açıklayabilir misiniz?

Benim yaptığım tipte etkinlikler için şehirler çok iyi bir alan oluşturuyorlar; pek çok olasılıkta hareket alanıyla meydana çıkan bir alt yapı. Müdahalelerin çoğunluğu otonom, bu genel olarak yasal olmadıkları anlamına geliyor; yapılmalarına herhangi bir kurumsal izin yok. Gerçekleştirmek için en iyi zaman ve fırsata bakıyorum. Esasen, doğdukları ve işin alıcısıyla canlı bir diyalog yarattıkları büyük şehirlerde gelişiyorlar. Çalışmalarımın görevi, şehrin görünümünün değişim sürecinde iletişim kurmak. Her müdahalede, yeni bir yol ve yöntem gerekli oluyor; tanımlanmış tek bir metod yok. Tüm parçalar yeni bir mücadele olarak sunuluyor ve ben bunları yapmanın en iyi yolunu arıyorum; fikirden, konumu, işi gerçekleştirip üretimine, belgelenmesine, yoldan geçenlerle karşılamadan daha sonra genellikle resmi yetkililerin insiyatifinde kayboluşuna.

…Gerçekleştirmek için en iyi zaman ve fırsata bakıyorum…

İlginç olan, graffitide daha aktif olduğum dönemde, geceleri çıkıyor ve boyuyordum, koyu renkli kıyafetler giymekti uygun olan. Şimdi müdahaleciliğe yoğunlaştığımdan beri, fark edilmemek için işçiler gibi canlı renkler giymek en iyisi.

Bazen mekanlar bana fikir veriyor ve bazı zamanlar sosyal bir olay, bir durum, bir müdahale geliştirmem için beni teşvik ediyor, başka zamanlarda bir fikir beni bir yere götürüyor ve diğer zamanlarda da sadece bir şeyler söylemek istiyorum ve bunu en iyi yapabilmenin yolunu arıyorum. Fikirlerimi ifade ettiğim ve ilettiğim bu alt yapının olduğu şehirle yıllardır süregelen diyaloğumda, yeniliklere açık olmaya çalışıyorum. Çalışmalarımın ulaştığı halka saygıyla, her çeşit görüş duyuyorum, ama genellikle olumlular. Yaptıklarımı vandalizm olarak gören de var, kendisiyle özdeşleştirip özgür, kimliksiz ve alturist bir davranış olarak gören de.

Kişiler şehirle diyaloğa açık oldukları zaman, çalışmalarımla karşılaşıyor, işlerimin kurumsal bir bakış açısına sahip olmadıklarını, resmi kurumlarca onaylanmadıklarını fark ediyorlar. Birisinin bu müdahaleleri bağımsız olarak kendiliğinden yapmaya vakit harcadığını düşünüyorlar. Bu durum eserle karşılaşan arasında müthiş bir bağlantı oluşturuyor ve onlar da eserin bir parçası oluyorlar.

“Tüm zamanların en favori eseri”m olarak nitelediğiniz bir çalışmanız var mı?

Sanırım son müdahalelerim, belki de polis arabası ya da LEÉ büyük harfleriyle kapladığım bina… LEÉ, “(BUNU) OKU” demek.

Hakkınızda, çoğu kişinin bilmediği bir şey söyleyebilir misiniz bize?

Bilmem, sıradan bir insanım, bisikletime binmeyi çok seviyorum, karıma aşığım.

Sizi neler etkiler? Müzik, edebiyat, sinema…

Pek çok sanat alanını gözlemlemeyi seviyorum, filmleri severim, çağdaş sanatı severim, her zaman keşfedebileceğin güzellikler vardır.

Favori meslektaşlar?

Pek çok tipte ve disiplinde sanatı severim, Land Art/Doğa Sanatı’na ilgi duyuyorum. Andy Goldsworthy gibi sanatçıları beğeniyorum. Santiago Sierra gibi çalışmalarını çok beğendiğim İspanyol sanatçılar da var. Sokak sanatında ise BLU, SAM3, SPACE INVADER, KEIGHT HARING gibi isimlerin altını çizmeliyim.

Lady Pink, Aiko ve Sofia Maldonado akla ilk gelen kadın graffiti sanatçıları. Kadınları graffitide, sokak/şehir sanatında başarılı buluyor musunuz?

Evet, kesinlikle! Sokaklarda muhteşem işler yapan pek çok kadın var.

Şu sıralarda Bilbao’da bir serginiz var. Pek çok kişi, galeride sokak sanatı sergisi fikrine karşı. Siz hiç tereddüt ettiniz mi?

Amacım hiçbir zaman galeri ya da müzeleri doldurmak olmadı; sanat sisteminin ilgisini çekmek için aranmadım. Müdahalelerim esas olarak büyük şehirlerde gelişti; çevre, yoldan geçenler, müdahalelerin bulunduğu şartlar çalışmalarımın büyük bir parçası ve bir galeride sergilenme algısından yoksunlar. Müzeler ve galeriler, eserlerle yolları hiçbir şekilde kesişemeyenlere eserleri sunmanın bir yolu.

Çalışmalarımı galerilerde sergilemiyorum; sokakta yaptığım işi galeride sergilemek çok anlamlı değil. İşlerimin reprodüksiyonlarını sergilemek isteyen bir takım galeri sahipleri ve aracılar mevcut ama sadece tamamlanmış ve belgelenmiş olan çalışmalarımın fotoğraf ve videolarının gösterimine izin veriyorum.

Sergi için büyük ölçekli fotoğraflar şeklinde reprodüksiyonlar hazırlıyor, sokak sanatına devam edebilmek için bunları satıyorum. Galerilerle, çalışmalarımı şehirde sergilemek için ortak çalışmalarım da var. Genel olarak konuşmak gerekirse, çoğunluğu yasal, hoş her zaman değil. Yasal olmayan şekillerde de çalışıyorum.

Madrid sakinleri sizden sırada ne beklemeliler? İspanyol arkadaşlarımıza söyleyebileceğimiz sürpriz bir proje var mı yakınlarda?

Hiç bilemezsin… Her zaman yeni projeler üzerinde çalışıyor oluyorum… Sokakları veya websitemi takip etmeliler.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page