[sws_2_column title=””]

Madımak katillerinin aklanması, her ne kadar her türlü vicdani muhasebeye aykırı olsa da, çoğu insan için şaşırtıcı olmadı. Yani, Madımak katilleri konusunda adalet yerini bulsaydı ve, mesela, katliam insanlık suçu kapsamına alınıp üzerine gidilseydi, gerçekten şaşırılacak bir olay olurdu. Peki, bu size biraz ters gelmiyor mu? Ülkemizde yaşanan adaletsizliği kabullenişimizin, yaşananların kötüye gitmesini normal olarak kabul edişimizin bir kanıtı değil mi bu? Arendt’in dediği gibi, “kötülüğün sıradanlığı” topluca kabul ettiğimiz bir noktaya geldi. Hukuk sistemimizden toplumu geliştirmesini, iyileştirmesini ve olması gerekeni geri kalanımıza göstermesi gibi bir beklenti içinde olmamızın da ne kadar boş olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Ülkemizdeki hukukun toplumu korumak adına muhafazakar bir ideoloji dayattığına şahit olmak, her ne kadar sır olmasa da, her defasında ürpertici.

Fakat, çoğunluğumuzun yansıması olan ve kurumlarda kendini boy boy gösteren bu muhafazakar ideolojinin milliyetçilik, dinclik, sağcılık, cumhuriyetçilik, Kemalizm vs. gibi “resmi ideoloji” zannettiğimiz düşünce kalıpları ile alakası olmadığını göstermek istiyorum. Bunu yapmaktaki amacım, bahsi geçen düşünce kalıplarını aklamak veya onları masum göstermek değil. Aksine, isteğim, günlük tartışmalarımızın temelini ve kelime haznesini oluşturan bu düşünce yapılarının arkasında ve derinlerinde işleyen daha sinsi bir ideolojiyi göstermek ve asıl sorunumuzun, toplum olarak görmemiz asıl gerçeğimizin bu tartışmalar arasında gözden kaybolduğunu anlatmak.

Bunu göstermek için 18 Ocak’ta yaşanan bir twitter tartışması mükemmel bir örnek. Günlük ve sıradan zannedip üzerinde çok düşünmeyebileceğimiz için, twitter gibi çoğu insanın ciddiye bile almayacağı bir yere bakmak ve derin ideolojik kalıpların günlük yaşanan tartışmaların birinde kendini nasıl gösterdiğini incelemek çok önemli.

18 Ocak tarihinde Ahmet Hakan twitter hesabından “bu akşam tarafsız bölge’de hrant dink’in avukatı fethiye çetin var. konu: “bütün yönleriyle hrant dink cinayeti”.” diye bir açıklama yapmıştı. Bu açıklamanın ardından, bir kullanıcı kendisine “yapınca nolcak,sendemi ermeni oldun birden” diye bir soru yöneltti. Ahmet Hakan ise bu soruya “”sen de mi ermeni oldun?” diyene: oldum, ne olacak? zoruna mı gitti?” diye başka bir twitle yanıt verdi. Ahmet Hakan’ın bu yanıtından sonra kendisine sürüyle tepki twitleri gelmeye başladı. Ahmet Hakan ise bunların bir kısmını retwit (RT) etti. Seyrek destek twitleri ile beraber, yukarıda bahsi geçen ilk twitten, Ahmet Hakan’ın RT ettiği son twite kadar toplam 65 twit var. Bu twitlere eleştirel söylem analizi denen dilbilimsel bir yöntem ile yaklaşıp, altında yatan, satır aralarına saklanmış ideolojik göstergeleri beraber inceleyelim.

[/sws_2_column] [sws_2_columns_last title=””]

Twitlerden Twit Beğen

İlk 7 twit (1) adeta bir diyalog şeklinde. Bu ilk twitler, geri kalanlar için bir kalıp ve yaşananlara bakmak için bir çerçeve sunuyor:

1.bu akşam tarafsız bölge’de hrant dink’in avukatı fethiye çetin var. konu: “bütün yönleriyle hrant dink cinayeti”. (ahmethc)

2.yapınca nolcak,sendemi ermeni oldun birden,gerçi 360 drc döndüğüne şahit  olduk ama,bu bence fazla biraz.seni sevmiyorum artık.:( (ea*)

3.”sen de mi ermeni oldun?” diyene: oldum, ne olacak? zoruna mı gitti?    (ahmethc)

4.Ahmet Hakan,,sıze ne,,sızemı kaldı Ermenı yuruyusunu duyurmak.Kımbılır ne haltlar karıstırıyordu o gazetede, (ja)

5.bütün ırkçı faşistlere inat aşk ile haykıralım: hepimiz ermeniyiz, var mı   diyeceğiniz? (ahmethc)

6.Ahmet by,kimse ırkçı değil,sadece siz ve sizin gibiler,biraz fazla geniş mezhepe  sahipsiniz,sizde şüphesiz vatan sevgisi YOK..! (ea*)

7.ne çok yasin hayal, ne çok ogün samast varmış memlekette… (ahmethc)

Ahmet Hakan’ın Dink ailesinin avukatını programına çıkaracağını söylemesini “ermeni olmak” olarak yorumlayan kullanıcı (ea) ve Ahmet Hakan’ın kendisine verdiği cevaplar arasında enteresan bir durum görüyoruz. Yukarıda, 3. çoğul şahıs göstergelerinin altını çizdim. Bu twitleri atanların, bilgisayarlarının başında tek başlarına olmalarına rağmen sanki bütün taraftarları ile beraber ve ortak akılla karar vermişçesine, ve sanki karşılarına aldıkları tarafın tüm üyelerine cevap verirmişlercesine yazmaları çok önemli. Oluşturulan siz/biz söylemi ve algısının ötesinde “siz”in ve “biz”im, birbiri ile karşılıklı hariç ve ikili karşıt bir ilişki algısı olduğunu gösteriyor. Yani, “siz”in ve “biz”in mensupları, bir birlerini sadece öteki olmaktan öte, karşıt ve beraber var olamaz gibi algılıyorlar.

Peki, kim bu “siz” ve “biz”? Bu yaşanan “muhabbet” içerisinde Ahmet Hakan’a tepki verenler, kendilerini milliyetçi olarak tanımlıyorlar. O yüzden Ahmet Hakan’a gelen tepki twitlerinin tümüne şimdilik Milliyetçi Söylem Düzeni diyoruz (MSD). Ahmet Hakan ve ona destek olanlar kendilerini bir kalıp ile tanımlamasalar da, duruşları sebebiyle şimdilik onlara Liberal Söylem Düzeni (LSD) diyelim ve “söylem düzeni” sözünü kısaca tanımlayalım.

[/sws_2_columns_last]

[sws_divider_line]

[sws_2_column title=””]

Söylem, Söylem Düzeni (2)

Söylemi, bu yazının ve eleştirel dil çalışmalarının bağlamında, sadece konuşma, hitabet veya söylenen sözler olarak tanımlamıyoruz. Bu tür tanımlamaların düşündürebileceğinin aksine, söylem, bireysel değil toplumsal bir eylemdir. Söylem dediklerimiz, sözler, metinler veya metin olarak okunabilecek olaylar ve eylemler, her zaman ama her zaman bir bağlam içerisindedir. Mesela, yukarıdaki twitler, daha da fazla inceleyeceğimiz gibi, sadece bireysel bir davranış değildir ve bolca kullanılan 3. çoğul şahıs göstergeleri bunun kanıtıdır. Metinleri bireysel olarak yazanlar kendilerini, mesela, milliyetçi olarak tanımlamaktadırlar, yani, toplumsal bir bağlamın içindedirler. O yüzden, herhangi bir söylemsel davranış, aslında toplumsal bir davranıştır; toplumun bir bireyde kendisini göstermesidir. Böylelikle, her söylemsel davranışın altında, bağlı olduğu toplumun ideoloji, güç veya egemenlik algılarına dair çıkarımlar yapabiliriz.

Söylemsel davranışı gerçekleştiren bireyin bağlı olduğu toplumun ideolojik inançları, söylemin içindeki ve arkasındaki gücü oluşturur. Söylemin içindeki güç, güçlünün söylemiyle güçsüzü doğrudan kontrol etmesinde kendisini gösterir. Mesela bir hakim Ahmet Şık ve Nedim Şener’e “tahliye olan arkadaşlar kanal kanal gezerse haklarında işlem başlatırım” gibi bir söz söylediği zaman, bu söylemi içerisinde doğrudan bir güç uygulaması vardır. Güçlü durumda olan hakim, karşısında güçsüz durumda olanların yapabileceklerini sözleri ile doğrudan kısıtlamaya ve kontrol etmeye çalışmıştır. Bu söylemin içindeki gücün mükemmel bir örneğidir. Söylemin arkasındaki güç ise böyle bir sözü sarfedebilmenin arkasında onu koruyan, destekleyen ve çoğunlukla gizli olan güç etkisidir. Hukukun bağımsızlığı ve demokrasi efsaneleri, hukuk sistemi içerisinde hakimlere verilen güç ve hakimlerin güçlerini bu şekilde kullanabilmelerine izin veren ideolojik mekanizma, söylemin arkasındaki gücü oluşturmaktadır. Bu şekilde söylemin içindeki ve arkasındaki gücün beraber hareket ederek söylemsel davranışta açık ve gizli bir şekilde etkin olmasında “söylem düzeni” diyoruz.

MSD Twitleri

MSD twitleri, böylelikle, milliyetçi gücün ve ideolojinin kendisini söylemlerin içinde ve arkasında gösterdiği twitler. MSD twitleri içinde güç, kendisini bazen çoğunluğa hakimiyet, bazen karşıdakini tanımlama, bazense karşıdakine ne yapıp ne yapamayacağını söyleme rahatlığında kendisini gösteriyor. Mesela, MSD’nin tanımlamalarından bazılarına göz atalım:

6. Ahmet by,kimse ırkçı değil,sadece siz ve sizin gibiler,biraz fazla geniş mezhepe             sahipsiniz,sizde şüphesiz vatan sevgisi YOK..! (ea)

11. senin anan belli baban belli.ne diyeyim sana.nereden çıktı şimdi ermeni          olmak.doğrusu zoruma gitti!insanları kışkırtmaya çalışma. (uın)

12. Gazetecilik, köşe yazarlığı, spikerlik adına bir meziyet göremedim sizde.        ermeni olsanız da olur. (1e1o)

22. Bukalemundan daha renkli bi karaktere ve uzay boşluğuyla kıyasıya yarışan   geniş bir mezhebe sahipsin, ermeni olman normal… (md)

26. yoo hic zoruma gitmedi yakisir sana hayirli olsun insan bozuntusu (fd)

[/sws_2_column][sws_2_columns_last title=””]

27. dönekliğin son versiyonu ermeni olmak…yarında din değiştirdim dersen hiç   kimse şaşırmaz. (mı)

29. Sizin layik olmadiginiz o Sanli Müslüman Türk ismini derhal degistirin. (oc)

32. cihana hukmetmis koca bi ulusun torunlari olarak solenebilecek tek söz NE    MUTLU TÜRKÜM DİYENE’dir.. (v1)

37. bizler fasist degil,Ataturk Milliyetcileriyiz,senin gibi cahil,satilmis ve de         kaypak degiliz ahmet hakan! (mg)

59. Zahid Akman RTÜK baskanı, Akif Beki Bşbakan Basın Dan, Yigit Bulut     Bşbakan Eko.Dan. baktın senden bir şey olmuyor Ermeni mı oldun? (ssb)

Bu 10 twit, küçük bir örnek. Fakat bu örneğin içinde bile MSD’nin yaptığı tanımlamaların aşırılığına şahit oluyoruz. Yukarıda altı çizili olan göstergeler MSD’nin kendi ve öteki imgelerinin nelerden oluştuğunu bize anlatıyor. Ermeni olmanın zaten negatif olarak algılanması doğrudan ırkçılık olsa da MSD’nin söyledikleri “sadece” ırkçılığı aşıyor. Ermeniler meziyetsiz, prensipsiz ve karaktersiz—neredeyse bir hiç—olarak görülüyor. Ayrıca Dink davasında Ermenileri savunanlar, vatan sevgisinden yoksun, dönek, cahil, satılmış ve kışkırtıcı olarak tanımlanıyor. Bunun aksine, MSD’nin kendi imgesi saygınlığı arttırmak için genellikle büyük harflerle yazılan, şanlı, cihana hükmetmiş, ulu gibi sıfatlara layık görülüyor. MSD, aynı zamanda başkalarına davranış sınırları dayatmakta bir sorun görmüyor:

4. Ahmet Hakan,,sıze ne,,sızemı kaldı Ermenı yuruyusunu duyurmak.Kımbılır ne            haltlar karıstırıyordu o gazetede, (ja)

21. Bir şey olmaz merak etme.çünkü canlı yayına ben ermeniyim diyemez :) (hk)

29. Sizin layik olmadiginiz o Sanli Müslüman Türk ismini derhal degistirin. (oc)

36. Faşizm zehirlenmesinden degil sen sokakta linclenicem korkusundan kaciyorsun.. Utancindan kaciyorsun ..NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE      (caca)

47. Müslümanım Türküm diyecek yerde ermeniyim diyen insanlara bu ülkede      ekmek yediriyoruz maalesef haram zehir zıkkım olsun… (oy)

Yukarıda altı çizili örneklerde görüldüğü gibi MSD twitleri sadece Ahmet Hakan’a nasıl gazetecilik yapması gerektiğini söylemekle yetinmiyor. Fakat gazetecilere mesleklerini nasıl yapmaları gerektikleri konusunda direktif vermeyi nereden öğrendikleri de gayet açık. Başbakan’ın gazetecilere neleri yayınlayıp, neleri yayınlamamaları konusundaki açık tehditleri ile beraber sevmediği her yayına dava açması, toplumsal söylemde kendisini böyle gösteriyor. MSD twitleri aynı zamanda Ahmet Hakan’a ve Dink davasında Dink ailesinin yanında olanlara neye inanmaları, aslında kendilerini ne olark tanımlamaları gerektiği, inançları yüzünden ne hissetmeleri ve nelerden korkmaları gerektiği konusunda da dayatmalar yapıyor. Aynı zamanda, 47. twitte “bu ülkede ekmek yediriyoruz maalesef” ifadesinde görüldüğü gibi, aslında memlekette bu tür insanların beslenmemesi, yani aç bırakılması—lafı uzatmayalım, yok edilmesi, öldürülmesi gerektiği de söyleniyor. Bu ve bunun gibi twitler, mesela, söylemin içinde etki eden gücün mükemmel örnekleri.

[/sws_2_columns_last]

[sws_divider_line]

LSD Twitleri

LSD twitleri ise güçlerini direnişe ve karşıtlıklarına dayandırıyorlar. Her ne kadar MSD’ye karşı gelmeye çalışsalar da, ne yazık ki söyledikleri aynı kapıya çıkıyor. 65 twitin içinden, toplam 17si LSD’ye ait. Bu twitlerin çoğu, MSD’nin başlattığı ve kendisini karşıt 3. çoğul şahısta gösteren beraber var olamayan karşıt kimlik anlayışını devam ettiriyor. Bir kaç örnek vermek gerekirse:

5. bütün ırkçı faşistlere inat aşk ile haykıralım: hepimiz ermeniyiz, var mı diyeceğiniz? (ahmethc)

7. ne çok yasin hayal, ne çok ogün samast varmış memlekette… (ahmethc)

35. eyvah! faşizm zehirlenmesi. panzehiri de yok ki bu meretin… en iyisi kaçayım            ben. (ahmethc)

61. Samast gibi müslüman türk olacağımıza hrant gibi türkiye li bir ermeni olmak             daha değerlidir kesinlikle… (sb)

63. insana insan olarak bakamayan bütün faşistlerle doldurdun ekranımı, hayattan           soğuttun yemin ederim. (sz)

Burada, 6. ve 37. twitte olduğu gibi MSD kendisine gelen faşist/ırkçı suçlamalarını ısrarla reddetse de, faşist, LSD’nin MSD’ye uygun gördüğü kalıp. Bu kalıp, altı çizili olan 3. çoğul şahısa uygulanarak “hepiniz böylesiniz” havası içerisinde sunuluyor. Burada MSD’nin sürekli uyguladığı karşıt ikilik tekrarlanıyor, beraber var olabilme ihtimal olarak bile görülmüyor. Bununla beraber, MSD’nin içerisinde hareket eden kullanıcılar 7. ve 61. twitte görüldüğü gibi Samast ile eş değer tutuluyor.

Dayatılan kutuplaşma ile beraber düşmanlaştırma o kadar içselleştirilmiş ki, bir nevi eşitliği savunan bir kullanıcı (mm) bile bu içselleştirmeden kaçamıyor ve 54. twitte “Ermeniyim ama TÜRKÜM diyorum ayrımcılığa hayır RT.” diye bir twit atıyor. “Ama” üst/alt ilişkisi belirten bir bağlaç türüdür (hypotaxis). Yani, “ama”dan önce gelen ve sonra gelen arasında bir üstünlük ilişkisi vardır. Kullanıcı, “ayrımcılığa hayır” demesine rağmen iki ırk arasında bir üst alt ilişkisi kuruyor ve bu ilişkinin doğasını bir ırkı büyük harflerle yazarak belirtiyor.

Böylelikle, MSD’ye karşı direnmeye çalışan LSD, aynı kalıpları ve anlamları kullanarak düzeni devam ettiriyor; alternatif bir bakış açısı sunmak yerine, MSD’nin beraber var oluşu hiçe sayan söylemini devam ettiriyor.

Hepsi Münferit

Tabii, birileri çıkıp, “bunlar münferit twitlerdir” diyebilir. Fakat incelediğimiz bir metindir, söylemsel davranıştır ve daha önce de dediğimiz gibi, söylemsel davranışlar toplumsaldır. İçlerindeki açık ve arkalarındaki gizli ideolojik güç dengelerinden bağımsız hareket edemezler.

İdeolojik güç dengelerinden bahsederken, başladığımız soruya dönmekte fayda var: hangi ideoloji? Gerek MSD’ye, gerek LSD’ye neredeyse bire bir aynı kalıp içerisinde hareket etmelerini sağlayan Kemalist ideoloji mi? Milliyetçilik mi? Sağcılık mı? LSD içerisinde twit atanlar kendilerini milliyetçi olarak tanımlayabilirler mi? Hayır.

Bu twitler bir örnek. Fakat bu twitler bizim toplumsal olarak yaşadığımız tartışmaların bir yansıması—ve kesinlikle, hiç bir koşul altında söylemsel bir davranış (ister twit olsun, ister pankart) toplumdan bağımsız veya münferit olamaz. Bu twitlerin küçük bir örneğini oluşturduğu ve bize gösterdiği toplumsal ideolojimiz, bizim mutlakiyetçi söylem ve düşünce kalıbımız. Karşıt görüşlerin beraber var olabileceğine ihtimal verememek, farkları zenginlik değil, yok edilmesi gereken bir rahatsızlık olarak görmek, karşıt düşünceyi savunan herkesi eli kanlı süikastçilere veya teröristlerle eşit tutmak, düzene direnirken düzenin yolundan gitmek, şiddeti protesto ederken şiddetten veya şiddet içerikli söylemler sarfetmek, aşmamız gereken bir yapı.

Hem toplumsal hem de hukuksal adalet istiyorsak, Türk yargısından medet beklemek çok isabetli bir davranış olmayabilir. Neticede hakimler ve savcılar toplumun bir parçası ve her türlü “adalet bağımsızdır” efsanesine rağmen başka insanlarla konuşuyorlar ve görüşüyorlar. Hatta uzaydan değil, bu toplumun içinden geldiler. O yüzden, bu toplumda dolaşımda olan ve yukarıda belirttiğimiz söylemlerden, söylemlerin içinde var olan ideolojilerden bağımsız değiller. Hatta ve hatta, hakimler devletin ve bahsi geçen ideolojik güç dengesinin ve egemenliğin denetleyicileri, bu güç dengesini tehdit edenlerin cezalandırıcıları. O yüzden, her hangi bir yerde, her hangi bir adalet  arayanların, herşeyden önce yukarıda bahsi geçen söylemsel kalıpları sürdürmeleri yerine, onlara alternatif üretmeye çalışması şarttır.

O zamana kadar Madımak’ın zaman aşımına uğraması, Dink’in davasının böylece bitmesi, insanların hiç bir suçları olmadan yıllarca hapis yatması, azınlıkların öldürülmesi, linç edilmesi, kadınların sürekli öldürülmesi, nefret suçlarının normal kabul edilmesi kimseyi şaşırtmaz.

[1. Twitleri atanların kullanıcı isimleri, Ahmet Hakan’ın (ahmethc), dışında değiştirilmiştir. İsminin yanında yıldız * varsa, aynı kullanıcıya aittir. Twitler kronolojik sıradadır.] 

[2.  Söylem ve söylem düzeni -Discourse & order of discourse- Fairclough’a ait terimlerdir. Daha detaylı bilgi için bkz: Fairclough, N. 1993. Discourse and Social Change. Polity Press. & Fairclough, N. 2001. Language and Power 2nd ed. Pearson ESL., MSD ve LSD]