Otuz yedi yaşın keyfini yirmilerin snobluğuna taşıyan, şizofrenken bile keyfimizi yerine getiren, aptal sarışın mitlerini yerle bir eden, Oscar Wilde hayranı Jude Law’un çekim alanından kurtulmak için Alaska’ya kaçmak gerekebilir.

‘The Talented Mr. Ripley’,’Road to Perdition’, ‘Cold Mountain’, ‘Alfie’, ‘I Love Huckabies’, ‘The Aviator’, ‘Closer’, ‘My Blueberry Nights’, ‘Sleuth’… Bu filmlerin tek ortak noktası Jude Law’ın hafif yana kaymış gülümsemesini ve kadınları kendine aşık eden mavi gözlerini birleştirmesi. Yay burcu; üç çocuk babası; kollarında eski karısı Sadie için yazılmış “You came along to turn on everyone, Sexy Sadie” dövmesi; aidiyet, itaat ve sadaket kavramlarının yakınında dolaşmayan; güneşte yanmış teni ve saçının her rengiyle plazmaya yakışan adam.

İsmini Beatles’ın Hey Jude şarkısından çalan anne ve babası, tiyatro okulu işletirken, oğullarına dik duruş tekniklerini, sesini doğru kullanma şekillerini ve sahnede parlamanın altın kurallarını öğretir. On beş yaşında Ulusal Müzik Tiyatro’sunda oyunlara çıkmaya başlayan Jude, çok geçmeden zor rollerin adamı olduğunu kanıtlar. Ödüller gelmekte gecikmez. 1995’te Broadway’de Kathleen Turner ve Sex and The City’nin yıldızı Cynthia Nixon ile sahneye çıkan Jude, yakışıklılığını aşan yeteneğiyle pek çok kritiğin ilgisini çeker. İngiliz televizyonlarında oynadığı diziler ve kısa filmlerinden sonraysa Hollywood için tek yön bir bilet ve küçük bir sırt çantasıyla yola çıkar.

Jude Law heyecanı, merakı ve bitmeyen azmi sayesinde kısa sürede Hollywood yönetmenlerinin beğenisini kazanır. Artificial Intelligence:Al filmi yüzünden dans desleri almasının, Cold Mountain çekimlerine başlamadan saksafon çalmasının ve tabii ki film setlerinde elinden düşmeyen kitaplarının da pek çok aklı havada yeni yetme aktörün önüne geçmesinde katkısı olmuştur ancak Jude Law’a asıl yükselişini getiren 2002 yılında hayvan haklarını korumak için çevrilen kürk karşıtı reklamlara katılmayı kabul etmesiyle olur. Sadece bir yüz değil, aynı zamanda aktivist de olduğunu gösteren Law hayran kitlesini giderek genişletir.

‘Enemy at the Gates’de kirli tırnaklı, çirkin bir nişancı, ‘The Talented Mr. Ripley’de İtalyan rivierasında dolce vita hayatı yaşayan bir bohem, ‘My Blueberry Nights’da hayallerine veda etmiş bir barmen… Her rolün adamı Jude Law yönetmenin hayranlığını kazanan bir şair. Jude Law ne yazık ki film ekranlarındaki muhteşem yüzünü sevgililerine göstermekte pek başarılı olamaz. Önce ilk eşi Sadie Frost tarafından başka kadınların varlığına dayanamadığı için terkedeilen Law, ardından kimsenin hayır diyemeyeceği Sienna Miller’ı, çocuklarının bakıcısıyla aldatır. Jude Law basına yaptığı açıklamada Miller’dan özür dilese bile hayranlarının yeninden beğenisini kazanmak için birkaç başarılı rol, elle tutulur hayır işleri ve elbette şok etkisi yaratacak yeni bir aşk açıklaması yapmak zorundadır. Adı geçen kadınlar arasında Lindsay Lohan, İngiltere Harper Magazin’in yayın yönetmeni Kim Hersov, ve tabii ki Closer’daki rol arkadaşı Natalie Portman vardır.

Paparazzi sayfalarında görmediğimiz zamanlarda Jude Law’u, 2009’da Kenneth Branagh tarafından sahnelenmeye başlanacak ‘Hamlet’de Prince Hamlet rolünün provalarında ya da Terry Gilliam’ın son filminde Heath Ledger’ın yokluğunu doldurmaya çalışırken görebilirsiniz.

*Bu yazı aynı zamanda Whop dergisinde yayımlanmıştır.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page