Gözlerinden Akan Suyun İzlediği Yolun Saçma Kıvrımları Ve Zamanın Akışına Ayak Uydurmaya Çalışan Hislerinin Toplumsal Kaygılarla Yapılmış Kronolojik Sıralaması adlı kitabı bitirdim. Beş yüz on iki sayfa boyunca onlarca satırın altını çizdim ve bu satırları not defterime tek tek yazdım. Bu süreç beni sevme ihtimalinin matematiksel olarak iyice azalmasına sebep oldu farkındayım. Bu yüzden Danıştay’a, Sayıştay’a ve Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na birer dilekçe yazdım (Ek-1). Gümrük Muhafaza Müdürlüğüne ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne sana gönderme cesaretini gösteremediğim mektupları taahhütsüz ve özensiz bir şekilde postaladım (Ek-2).

Hiçbirine cevap gelmedi. Derdimi ne kişilere ne de kurumlara anlatamamıştım. Başka seçeneğim kalmadığı için, on üç haneli kimlik numarasını ezberleyemeyenler ve ezberlemeyi reddedenler adlı örgütü kurdum. İlk eylem için kurulduğumuz günün gecesini seçtik. Sabaha kadar şehrin tüm ana halterlerindeki trafik işaret ve işaretçiklerinin yerini değiştirdik. Çok ağır olanları pembe renkli sprey boyalarla boyadık. Artık Beşiktaş yerine Avcılar’ı, Göztepe yerine ise Beykoz’u gösteriyordu tabelalar. Köprüden önce son çıkış yazan tabelayı ise bizzat kendi ellerimle özenle boyadım. Başarılı bir çalışma olmuştu. Ertesi sabah işçiler, memurlar, patronlar, patronların yalakaları, öğrenciler, öğretmenler ve öğretmenlerin yalakaları bir kaosun içine düşmüşlerdi. (Ev kadınları oyun dışı.)

Ne anlatmak istediğimizi benim de pek çözemediğim eylemin ardından  kendi kalemimden tüm medya organlarına bir mektup yazarak olayın sorumluluğunu üstlendim (Ek-3). Mektubumu Cemal Süreya’nın  Sana Giden Yollar Kapalı adlı şiiri ile bitirmiştim. (Ek-4) Ama mektubumun o kısmı hiçbir yerde okunmadı. Oysa mektubun anlatmak istediği her şey o şiirdeydi.

Medyaya güvenim sarsılmıştı. Bir süre inzivaya çekildim. Ama yine de bulaşıklarımı yıkadım, nevresim takımımı değiştirdim, fırına gittim, merdivenleri çıkarken komşum yaşlı teyzeye günaydın dedim,  sosyalleşmemi söyleyen arkadaşlarıma kafa atmamak için kendimi frenledim.

Kulaç atmayı bırakıp denizi tokatlamaya başladığım günün gecesi yeniden harekete geçmeye karar verdim.  İnsanların değer verdikleri, umursadıkları bir şey  olmalıydı. Ve o her neyse ben onu bulmalıydım. Metroya iki defa, banliyöye üç defa bindim. İnsanları izledim. Hiçbir şey bulamadım. Apartmanlara girdim posta kutularına baktım. Yirmi dokuz apartmanın hiçbir posta kutusunda mektup bulamadım. Çeşitli bankaların değişik ebatta ve renkte kredi kartı ekstreleri ile  tüm posta kutularında karşılaştım. Kredi Kartı Ekstrelerini önemsiyorduk. Örgütümü harekete geçirip Kredi Kartı Ekstrelerine sızdım. Bir ay sonra  Sayın vatandaşlarımızdan, Genç Lodosçunun Acıları Vergisi adlı kesintiyi yaptık. Milyonlarca insandan 3 Kuruş vergi almıştık ama GLAV’ın açılımını kimse merak etmemişti.  Makus kaderime boyun eğmeyecektim ama kötü bir rüya gördüm. Bavulumu bile toplamadan boş bavulla evden çıktım.

Şimdi bir Yunan adasındayım. Buradan  Hırvatistan’a ardından da Mali’ye uçacağım. “Hayvanat Bahçesindeki hayvanlar ne iş yapıyor?” diye soran vahşi hayvanlara cevap veremeyeceğim için üzgün bir o kadar da çaresizim.

Üzerimde emeği olan Macar Halk Dansları Ekibine ve Milli Saraylar Genel Müdürlüğü’ne teşekkür ederim.

Lodosçu.

[sws_divider_line]
Ek-1
Ek-2
Ek-3
Ek-4
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page