Haziran ayında (2012), 94 yaşındayken kaybettiğimiz gerçeküstücü ressam Leonora Carrington henüz 21 yaşında genç bir sanat öğrencesiyken, kendisinden 26 yaş büyük Max Ernst ile ilişkiye girdiğinde, yaşamının büyük kısmında yaptığı gibi, toplumsal baskıyı kafasına takmamıştı. Başka insanların ne düşündüğüyle pek ilgilenmeme karakteristiğini başarıyla yerleştirmişti kendisinde. Hatta Max Ernst’in o sırada evli olması da kendisini pek ilgilendirmemişti. Bu ilişki sayesinde Carrington’ın gerçeküstücü çevreye girmesi anlaşılır bir durum. Carrington’a ölümünden iki hafta önce oğlu aracılığıyla bir mail ile ulaşmıştık, ancak ne yazık ki cevabını alamadan kendisini kaybettik.

Carrington, Ernst’in 1939 yılında Nazi işgali altındaki  Fransa’da tutuklanması sonrasında, bazı sürrealistlerle birlikte ABD’ye kaçmasının ardından boşluğa düşüp kapatıldığı akıl hastanesinden ve Avrupa’dan bu kez gerçekten kaçıp Meksika’da kendine yeni bir yaşam kurduğunda, ülke onu bağrına bastı. Heykelleri bugün başkentte meydanda yer alırken, yapıtlarında entelektüel okuma ya da çözümlemelerin “vakit kaybı” olduğunu söyleyen Carrington’ın anısına, kendisinin de dahil olduğu bir öcü hikayesini, belki gerçek belki değil, belki aynen belki çarpıtarak aktaracağız:

1937 yılında Max Ernst ve Leonora Carrington, kendilerine yarı insan yarı hayvan varlıkları çağırdığı söylenen bir ritüel-performansı izlemek üzere Cornwall’da bir köye giderler. Ernst bu köye zaten daha önce birkaç kez gitmiştir ve Leonora ile de yeni tanışmıştır. Varlıklardan biri Nightjarman, yarı insan yarı kuş bir yaratıktır. Görüdklerini söyledikleri Baykuşadam ismini taktıkları bu yaratıktan öyle etkilenirler ki, sonrasında her ikisinin de çalışmalarında sıklıkla karşılaşılan, arada gönderme yapılan bir görüntü kazanmış olurlar.  Çiftin yolları daha sonra yukarıda da belirtilen şekilde ayrılır.

Max Ernst’in 1976 yılındaki ölümünden birkaç hafta sonra, çiftin daha önce ziyaret ettiği o köyden garip varlıklar görüldüğüne dair haberler gelir. 12 ve 9 yaşlarında iki kızı ile tatilini bölgede geçirmekte olan Don Melling, çocuklarıyla kilise yakınlarındaki ormanlık alanda yürürken, yarı kuş yarı insan bir varlığın dev kanatlarını açarak kilisenin kulesinden havalandığına şahit olurlar. O kadar net ve yakından görmüşlerdir ki, kızlar gördükleri varlığın taslağını çizerler. Taslak: [Link] Bahsi Geçen kilise: [Link]

Dönemin paranormal araştırmalar konusundaki uzmanı Tony Shiels de bölgeye gidip incelemeler yapar, çizimi yapan kızlarla görüşür. 1990’lı yıllara kadar varlığın benzer şekilde görüldüğüne dair ihbarlar sürer. Paranormal araştırmacı, bölgedeki Baykuşadam görünmelerine dair ihbarların başlangıcının, kısa bir süre önce ölen Max Ernst’in ölümüyle ilgisi olduğunu iddia eder, ancak bu iddiaları fazla ilgi görmez.

Oysa Max Ernst yaşarken buna inanıyordu. Resimlerinde LopLop ismini verdiği kuş-adamın çıkış noktası, çocukken çok sevdiği kuşunu bir sabah ölü bulmasının şaşkınlığını yaşarken, aynı anda odaya giren babasının kızkardeşinin doğduğunu müjdelemesinden itibaren, kuşlarla insanların ruhlarını değiştirdiklerine dair bir inanç geliştirmişti denebilir.




Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page