Filistin’de 1960’lı yıllar sonunda bir grup genç Arap, Filistin’in özgürlüğü için mücadele etmenin yolunu film yapmak olarak tercih etti. Yaşamlarını, geleceğe dair umutlarını ve hayat ve özgürlük kavgalarını kaydettiler. hem kurgusal hem de belgesel mantığıyla çalıştılar. Böylece Filistin’in hikayesini, yeni bir anlatım tarzıyla aktarmayı denediler.

Bu sinemacılar şunlardı: Mustafa Ebu Ali, Sulafa Jadallah ve Hani Jawhariya. Aralarında Khadija Ebu Ali, Ismail Shammout, Rafik Hijjar, Nabiha Lutfi, Fuad Zentut, Jean Chamoun ve Samir Nimr de vardı. Çoğu mülteciydi. Ülkesine giremiyordu. Filmleri dünyada geniş yankı bulurken, İsrail varlığı nedeniyle Filistin’de gösterilemedi.

2010 yılında, hala legal olarak gösterilmiş değiller…

Filmin yapımcılarından bazıları bugün Berlin’de yaşıyor. Savaşın yıkımlarından biri de, İsrail ordusunun yok ettiği, çaldığı ve ortadan kaldırdığı Filistin ve Lübnan sineması arşivi.

Mustafa Ebu Ali yapımı Laysa Lahum Wujud (Aslında yoklar – Çeviri: Futuristika!) bu dönemin önemli çalışmalarından.

Filmin adı İsrailin dördüncü başbakanı olan ve Margaret Thatcher’dan çok önce dünyada ilk kez [Demir Leydi] lakabını almış olan siyonist [Golda Meir]’in ünlü “Filistinliler aslında yoklar!” inkar sözünden alıyor.

Ebu Ali 47 yıl sürgünde kaldıktan sonra Filistin’e İsrail izniyle döndüğünde, Kudüs’ün bir semtindeki doğduğu topraklar yerine Ramallah’da mülteci olarak yaşamasına izin verildi ancak. Doğduğu topraklar sonrasında İsrail tarafından Yahudileştirildi ve bugün alışveriş merkezleri de olan bir İsrail semti.

Bağımsızlığın anlamını çözememiş halklar için daha da önemli olduğuna inandığımız film, “Militan Sinema” örneği olarak, filmlerin sadece mısır patlatmaya ya da zaman geçirmeye yarayan yapıtlar değil, halkların hayatlarını, özgürlüklerini kazanmaları için tutundukları, şiddetten uzak bir çözüm çabası olduğunu da gösteriyor.

Umarım görebiliriz…