Erkeğin aklı oyuk

İhtişamdan uzak cennetin,
ihtişamlı kapısının önünde oturuyordu adam.
Karşıdan gelen kalabalığın gürültüsü irkiltmişti düşüncelerini,
tek eliyle yere bastırarak doğruldu.
Resmedilebilecek onca şeyin arasında ilk insanları fark etti
ve kıvrımlarını,
Yüzü çizilmemiş kadınların göğüslerini,
erkeklerin asma yapraksız hallerinin aynı ritimde, aynı yöne, bir sağa, bir sola gelgitlerini izledi.
Kendine baktı uzun uzun, cinsiyetsizliğine,
kadın okşar gibi okşadı.
Kalabalık sanki yaklaştıkça giderek genişliyor, yukarıya doğru uzuyordu.
Bir kalabalığa bir kendine baktı.
“Ölesiye koşsam” diye düşündü “Kaslarım parçalanana, damarlarım onları asana kadar koşsam, en sağdaki adamlardan iri olanının çükünü kesip kaçsam, alasıya koşsam sonra, kuytu bir yerde bacaklarımın arasında yerleştirsem onu, çırılçıplak dolaşsam.”
Daha önce hiç görmediği, gürültüleri giderek bir sirk müziğine dönüşen cisimsizlikler, insanlar, ad koyamadığı hayvanlar, televizyona benzeyen kutular, ziller, insan boyundaki arılar, kuyruksuz atlar, hepsi dev boyutta durmadan birbirlerinden çıkan ve sesleri dayanılmaz hale gelen matruşkalardı.
Hepsini durdurup tek tek aralarından geçmek, izinli izinsiz dokunmak, çekip çekiştirmek istiyordu.
Merakı kıskançlığa dönüştü git gide.
Onlar gibi günahkar olmak istiyordu yine, vazgeçmişti cennetten, erkekliğini, haz duyduğu günleri, içine yerleştirdiğinde kendilerinden geçen kadınları, tere karışmayı, içkiyi, küfretmeyi özlemişti.
Tanrı haz duymayı yasak elma ilan etmiş ve cinsiyetsiz kılmıştı cenneti aklını oymasın diye kadın erkeğin.
Kalabalıktan çıkan gök boyunda bıyıklı ince bir adam onu belinden tutup kalabalığın en tepesinde bir tahta oturttu.
Aklını kaybetti tahttaki, iç içe durmak istiyordu biriyle, sayfaları birbirine yapışmış porno dergileri düşündü, mutfak tezgâhını, ilkokul bahçesini, gondolları.
Tüm kalabalık geldikleri yöne doğru dönüp aynı ritimde, çıldırtası müzikle yürümeye başladılar, yolculuk günler sürdü.
Tahttaki artık kıskanmıyordu, Kasıklarının arası filizlenmeye başlamıştı çünkü.
Kolunu bacaklarının üstüne yığmış, serçe parmağı dizine değiyordu. Sabrı giderek taşıyor, kendini kalabalığın efendisi olarak görmeye başlıyor, daha hızlı daha ileri yürümeleri için emirler veriyordu.
Kalabalıktan tırmanan küçük kızlar tahtın yanına gelip eğildiler bir kralı selamlarcasına,
sadece biri adamın yüzüne, gözlerinin ufkuna bakıyordu, tuttu ellerini , ikisini birden. Gözlerini ukalalık ve olgunluk arasındaki o ifadede takılı bırakarak ‘hoş geldiniz’ dedi, ‘cehennemle cennetin orta krallığına hoş geldiniz’
Gök boyunda bıyıklı ince adam uzanıp aldı tahttakini ve duvaklı çıplak kadının önüne koydu.
Bir süre izlediler birbirlerini kadın ve adam,
Adamın aklı oyuldu!
sonra değdiler birbirlerine, evlendiler.
Kalabalıktaki cennet asilleri kıvranıyorlardı mutsuzluktan,
cehennemden gelenlerse var güçleriyle alkışlıyorlardı onların birleşmesini.
Dokundukça açıldı vücut kıvrımları,
bacakların her odasına değdi kanatlar,
kaburga üstü ovalleri gitgide ve herkesin, tüm o kalabalığın önünde parçalandı.
söylenecek başka söz kalmadı,
ayaklandı her şey.
Arzı yarattılar yeniden.
Sonsuza dek oturdular tahtlarında orta krallıkta.
Erkeğin aklı oyuk, kadının içi; erkeğin bacak arası şişik kadının rahmi.

Görüş bildirin

gerekli

gerekli

şart değil