Osmanlı güllesi, yazı ve piçlik Üzerine

Italo Calvino‘nun, katıldığı savaşta sol tarafına yediği bir gülleyle iyi ve kötü olarak tam ortadan ikiye bölünen bir soylunun hikayesi anlatılan “İkiye Bölünen Vikont” adlı öyküsü ilginçtir. Calvino -ki kendisi Görünmez Kentleri görünür kılan bir hayal gücüne sahiptir- bu öyküsünde tamamen fantastik bir hayat öyküsünden etkilenmiş. Hayatı, soylu olduğunu iddia eden fakat hiç de zengin olmayan doktor babasının alacaklılarından kaçmak için ailesi ile şehirden şehire dolaşmakla geçen kahramanımız, Miguel de Cervantes’in ta kendisi.

Madrid’te üniversitede okurken bir arkadaşını yaraladığı için hakkında tutuklama emri çıkarılınca italya’ya kaçan Cervantes, tam da o sırada Osmanlı’ya karşı sefere hazırlanan haçlı ordusuna katılmak için büyük bir hevesle -ve İtalya’dan bindiği Marqueza isimli gemiyle- bize göre İnebahtı onlara göre Lepanto Savaşı’na katıldı. Osmanlı’nın yenildiği savaşta Cervantes göğsüne iki kurşun yemiş, sol elini de bir gülle götürmüştü. (hikayenin devamını Murat Bardakçının yazısından okuyabilirsiniz.)

İş bulamadığı için yazarlığa başlayan fakat yazdıkları tutmadığı için farklı işler yapmak zorunda kalan Cervantes ancak son yazdığı Don Kişot’la adını duyurmayı başardı. kitabın ve yazarın ünü o kadar yayıldı ki o zamanın korsancıları tarafından Don Kişot’un sahte bir devamı yazıldı. yazar ise ancak bir on yıl sonra kendi kitabının devamını yazabildi.

quij_02.jpg

Gelelim bu hikayeyi aklıma getiren ve bu yazıyı yazmama neden olan şeye. Textatis isimli font tasarım firması, Don Kişot’un ilk baskılarında kullanılan yazı karakterini günümüz tasarımcılarının kullanımına sunmuşlar. Karakterlerin zarifliği, dengesi çok hoşuma gitti. Eski yazıların bu şekilde günümüze uyarlanması onu ilk yazanı da ölümsüzleştiriyor.

Bir tarafı takdir ederken buralarda da benzer bir örnek arıyorum. Yok! Biz yeni yeni deniyor, yazıyla aramızdaki buzları eritmeye çalışıyoruz. Fakat 300 yıl önce yapılmış bir binaya bozmadan bir tuğla daha ekleyebilenlere de özeniyorum.

qui_pos.gif

Dülsinya, Donkişot, Quixote, La Mancha

3 Görüş

  • Serpil Özpınar

    Başlıktaki “Osmanlı güllesi”ni de anladım, “yazı”yı da ama “piçlik” nedendir? Anası babası belli olmayan kimdir, ben mi okumadım da anlamadım yoksa Fatih daha enteresan olsun yorumu okuyucuya bırakayım diye yazmış da yazmamış mı?
    :S

  • Tabii yazarı daha iyi bilir de ben tahminlerimi sunayım:

    Piçlik ile kastedilen, Don kişot’un aslı tamamlanmadan kopyalarının ortalığa dökülmesi olabilir.

    Borges’in Don Kişot için söylediği: “Gerçekliğe ve İspanya’ya yenik düşen Don Kişot, 1614 yılında doğduğu köyde öldü. Miguel de cervantes de fazla yaşayamadı onun ardından.” sözüne gönderme olabilir, “piç gibi ortada kaldı cervantes” gibi…

    Bakın tasarımcılar ne yapmışlar, haşarı çocuklar gibi, ele avuca sığmaz kişi, “fırlamalık” anlamında piçlik olabilir.

    Türklere köle düşen Cervantes’in kimliğini kaybettiği düşünülüyor olabilir.

    Bu sonuncusu saçma oldu, motor su kaynattı sanırım.

  • Yorumlara bakmayı unutmuşum gerçekten. Aslında piçlikten kastım geçmişle aramızdaki kopmuş yazı bağıydı. Biz öğrenmeye, inceliklerini keşfetmeye çalışırken bu dili yüzyıllardır kullananlar yeni şeyler üretmeyi başarabiliyor, geçmişi geleceğine ilham oluyor.

Görüş bildirin

gerekli

gerekli

şart değil