Kurosawa III: Maoliyo

madadayo - daha değil... maoliyo - artık oldu...

Kurosawa, 1990 yılında “Yume/Düşler” filmiyle hayata veda etmeyi düşünürken arkasından 1991 senesinde “Ağustosta Rapsodi” yi çekmişti. 1993 senesinde ise finale yaraşır bir film çekmişti. “Madadayo” filminde Japoncada “daha değil” anlamına gelen “madadayo” sözcüğünü , dünyanın yaşanmaya değer bir yer olduğunu düşünen, eninde sonunda insanı yakalayacak olan ölüm ile mümkün olduğunca geç buluşmayı düşleyen bir insanın özdeşleştiriyordu Kurosawa ve kendisi de bundan beş sene sonra “maoliyo/oldu” demiştir.

George Lucas’ın “Yıldız Savaşları”nın esin kaynağı da “Gizli Kale” olmuştur.

Kurosawa’ya göre sinemasında iki eğilim vardır. İlki gerçekçi eğilim (Kuduz Köpek, Yaşamak) diğeri ise sanatçı eğilimi (Yedi Samuray, Örümcek Şatosu). Yönetmen bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getirmiştir; “Sinemamda var olan bu iki eğilim ben farkında olmaksızın ortaya çıkıyor. Gerçekçi olmaya çalışıyorum ama değilim. Bir türlü gerçekçi olamıyorum, duygucuyum çünkü. Plastik sanatlara, güzelliğe çok derinden bağlı olduğumu hissediyorum. Gerçeğe soğuk bir bakışla bakamam. Bu nedenle gerçekçi de değilim zaten.”

Çoğu yazar Kurosawa’nın bu düşüncesiyle hem fikir değildir çünkü filmlerinde bize sergilediği bir gerçeklik mevcuttur.

Aldo Tassone, Kurosawa’nın sinemasında “zıtların çatışmaları”nın sergilendiğini söylemektedir. Ona göre yönetmenin filmlerindeki “zıtlıkların bu gürültülü çatışması” salt birbirini izleme kuralının gerektirdiği düşünce – eylem yapısına uyarlı bir geçişten ötekine değil, buna koşut olarak görüntüleme tekniğinin özüne de ilişkindir. Bu düşüncesini destekleyen şu örnekleri verir Tassone. “Sarhoş Melek” filminde pis su birikintisinde yüzen beyaz bir karanfil, “Kuduz Köpek”te ormanın çiçeklerle örtülü dokusuna damlayan kanlar, “Gençliğime Hayıflanıyorum”da Kyoto Tepelerindeki bir kır gezisinin çoşkusunu bölüp parçalayan bir silah sesi, “Kagemusha”da talan edilmiş bir şatonun eteklerindeki gece konserinin büyüleyiciliği, “Yedi Samuray”da barış içinde görünen köyün tepelerinde kara bir bulut gibi birden haydutların belirmesi gibi.

Akira KurosawaKurosawa’nın filmlerinde Japon Kültürü’nden beslenip kendi yarattığı samurayları görürüz. “Yedi Samuray”da, “Gizli Kale”de ve “Kagemusha”daki samuraylar, samuray onuru, cesaret ve dürüstlüğünü her zaman göstermişlerdir. Oysa “Sanjuro” ve “Yojimbo”daki samuraylar efendiye tam bağlılık içinde olmak, üstlere saygı göstermek, başka bir deyişle samuraylık görevlerini yerine getirmek konusunda çelişkili davranan samuraylardır. Kurosawa samuraylık etiğini çağdaşlaştırarak belki de Japon tarihinde önemli bir yeri olan bu kurumun dünya çağdaşlaşırken eski etiği ile sürmesinin olanaksız olduğunu anlatmaya çalışıyordu.

Filmlerinin çoğunda gördüğümüz Toshiro Mifune, Kurosawa’nın favori oyuncusuydu, yönetmenle birlikte 14 yıl çalışmıştı, ta ki ikilinin arası bozulana kadar. “Sarhoş Melek”, tanışmalarına ve 17 film boyunca birlikte çalışmalarına vesile olmuştu. Venedik Film Festivali’nde OCIC ödülüne layık görülen “Akahige/Kızıl Sakal” filminde Mifune gelen başarıya rağmen Kurosawa’nın hem fikir olmadığı bir oyunculuk sergilemiştir. Bu film birlikte çalıştıkları son film olmuştur ve Kurosawa şunları demiştir; “Bir oyuncu kendi öz kişiliğini oynamaya başladı mı artık herşey bitmiştir. Ben de bundan böyle onunla çalışmamaya karar verdim.”

Japon sinemasının en büyük yünetmenlerinden biriydi Kurosawa. 88 yıllık yaşamı boyunca iki büyük dünya savaşına atom bombası felaketine, depremlere ve ekonomik krizlere tanık olmuş şanssız bir nesle dahildi. Bunlar yüzünden şanssız olarak adlandırılsa da bu konuları filmlerinde çok güzel işlemeyi başarmıştı ve atom bombası ile ilgili yaptığı “Ağustos’ta Rapsodi” filmi bunun en güzel kanıtlarından biriydi. Simgesel anlatıma yer veren yönetmen bu filmde karıncaların kırmızı güle tırmandığı sahnede adate günümüzde Japonların ne kadar oportunist olduğunu anlatıyordu şeklinde yorumlanmıştı. “Sarhoş Melek” filminde ise pis kokulu bir bataklığı mahallenin orta yerine koyması filme başka bir anlam yüklüyordu.

Kurosawa’nın filmlerinde efekt ve müzik son derece önemlidir. “Yedi Samuray”da bireyciliği savunurken müziğin üzerinde durması bunun bir örneğidir. Bresson; “Kulak daha çok içeriye yöneliktir, göz ise dışarıya. O halde bir ses görüntünün yerine geçebiliyorsa, görüntüyü kaldırmak veya etkisiz kılmak gerekir.” Sözünü akla getiren kimi sahnelerde Kurosawa sesi dramatik durumun en çarpıcı aktarıcısı olarak kullanmıştı.

“Gerçeğe soğuk bir bakışla bakamam. Bu nedenle gerçekçi de değilim zaten.”

1941 – 1993 yılları arasında 32 filme yönetmenlik yapan Kurosawa, yönetmenlikten sonra senaryo yazmaya devam etmiş ve 57 senaryo yazmıştır. 1998′de kaybettiğimiz usta yönetmenin yapımcılığını üstlendiği sekiz film bulunmaktadır. Kurosawa’nın yaptığı işler bu kadarla kalmamıştır çektiği filmler diğer yönetmenler için esin kaynağı olmuştur. Amerikalı yönetmenlerin çektiği “Conan”, “Yedi Silahşörler”in esin kaynağı “Yedi Samuray”dır. “Öfke”nin esin kaynağı “Rashomon”, “Bir Avuç Dolar”ın esin kaynağı da “Yojimbo”dur, ki zaten filmde gördüğümüz mizansen ve western düellolarını çağrıştıran sahneler bu bağı kurmamızı kolaylaştırmaktadır. George Lucas’ın “Yıldız Savaşları”nın esin kaynağı da “Gizli Kale” olmuştur. Bu esinlerin dışında pek çok sahneleri de yönetmenler tarafından kopya edilmiştir.

Bana göre film yapmak pek çok şeyin bileşkesidir. Belki de bu yüzden sinema hayatımın uğraşı oldu. Filmlerde edebiyat, tiyatro, resim ve müzik bir araya gelir. Ama buna rağmen sinema bambaşka bir şeydir…” Akira Kurosawa

Kaynakça:

Akira Kuroswawa – Kurbağa Yağı Satıcısı
Esra Biryıldız – “Akira Kurosawa” adlı makalesi
National Geographic – Ocak 2004
http://aykatili.sitemynet.com/kurosawa.html
http://arsiv.hurriyetim.com.tr/ozel/turk/99/04/16/ozehab/15ekl.htm
http://www.beyazperde.com/film/1974
http://www.sineport.com/yonetmen/akurosawa.html
http://www.imdb.com/
25.Kare – Ocak/Mart 1999 “Akira Kurosawa’nın Sineması” – Ayşe Koncavar
Sinema Dergisi – Eylül 2003 “Japon Sineması’nın İmparatoru” Pınar Tınaz Gürmen
Antrakt – Temmuz 1995 “Japon Sinemasında Kurosawa’nın yeri” Selahattin Yıldız

Edit. Notu: “Maoliyo”, Pınar İlkiz’in Akira Kurosawa’yı oldukça detaylı incelediği dizinin üçüncü ve son yazısıdır.



2 Görüş; “Kurosawa III: Maoliyo”

  1. winmaker diyor ki:

    uzak doğu sineması hayranı olarak yorum yapmak için son yazıya kadar bekledim fakat sonunda, yazılanların üstüne yapacak bir yorum bulamadım. bir yazının warnock’s dilemması‘na yakalanması ne acı bir tatlıdır. 

    aklıma gelen, son dönemin bir japon şaheseri olan sukiyaki western django’daki, tarantino’lu sahneyle kurosawa’ya gönderilen selam var bir tek.

    selamlar.

  2. Pınar İlkiz diyor ki:

    Evet, sanırım bizim hepimiz derdi bu ‘warnock’s dilemma’ ama yine de teşekkürler win’im maker’ım (:

Görüş bildir