Erol Taşkoparan: Kısa hüzünlerin fotoğrafları

Pınar İlkiz, çalışmaları Almanya, İsviçre ve Çin gibi ülkelerde çeşitli dergilerde yayımlanmış fotoğrafçı Erol Taşkoparan ile görüşüp, çalışmalarında kadınların çeşitli duygulardaki hallerini, fotoğraf ve sosyoloji ilişkisini konuştu

F: Erol Taşkoparan

Erol Taşkoparan Hakkında
Erol Taşkoparan 1978 doğumlu bir fotoğrafçı. Sosyoloji eğitimi de almış; cinsiyet ve sömürgecilik sonrasına odaklanmış. 2002′den beri kendi kendine öğrendiği fotoğrafla sokaklarda ve insan suretlerinde dolaşıyor.

Pınar İlkiz: Fotoğraflarına baktığım zaman ağlayan kadınlardan öylesine uzaklara bakanlara kadar kocaman bir hissiyat bulutu ve düşünceli insanlar görüyorum. Biraz daha uzaklaşıp genele baktığımda bana anlattığı bir hikaye var mı?

Erol Taşkoparan: Fotoğraf çekerken, modelin bir an için kameranın ve fotoğrafçının varlığını unuttuğu anlar benim için en önemli anlar. Bana göre sahip olunan bütün duygular, anlar dış etkenlerle, dışardan oluşturuluyor. Bir şekilde insana aşılanıyor, öğretiliyor. İsteğim, kişiyi sanki gerçekten o anda kendi duygularıyla meşgul olarak aktaran, sessiz, içe dönük anları yakalayabilmek. Filmlerdeki gibi, kısa melankoli ya da hüzün anları…

Takip ettigim yol sessizlik, sessiz anları seviyorum. Bu bakımdan fotoğraflarım da, bakan kişinin anlık da olsa kendini bulabileceği bir çeşit sessizlik iletmeli. Kaybedilmişe duyulan özlem…

Sesli motiflere çok yakın biri sayılmam. Örneğin kalabalıklar ya da çok ortada olan düz erotizm. Sesli fotoğraflar bakan kişiye yorumlama alanı bırakmıyor, iletmek istedikleri mesajı yüzünüze çarpıyor.

Peki fotoğraflarının bir soundtrack’i var mı dersin?

Çalışmalarımın belli bir soundtrack’i aslında yok. Ama eşlik eden müziğin de fotoğraflardaki gibi kendine özgü bir sessizliği olmalı. Sesini yükseltmeden de dinleyeni yavaşlatabilen bir işlevi olmalı.

İnternet sitendeki portfolyonu oluştururken neye dikkat ettin? Aralarında bazı fotoğraflar var mesela, akıştan koparıp baktığında belki bazıları için bir portfolyonun parçası olmayacak çalışmalar…

Aslında, asıl heyecan verici olan fotoğrafların portfolyodan bağımsız kendi başlarına da hikayelerinin olabilmesi. Portfolyolar için fotoğrafları seçerken belirli bir mantık çizgisini izlemelerine, hikayeye eşlik etmelerine dikkat ettim. Bakan kişinin belirli bir fotoğrafta kendinden ne bulduğu ise elbette her zaman ona kalıyor. EMPIRE gibi portfolyolarda köprü fotoğrafların olması önemli. Çekilen örneğin işçilerse, çalışılan mekan, kullanılan aletler gibi çevrede bulunanlar da bütünün parçalarını oluşturuyor.

GENTS ve LADIES portfolyolarını hazırlarken, fotoğrafların bir bütünlük oluşturmasından çok teker teker portrelerin gücü daha önde duruyor.

Sosyoloji ve fotoğraf aslında birbirinin içine geçmiş iki alan. “Genealogy tbc” çalışmanda aslında sosyolojinin etkilerini de görüyoruz. Hangisi daha önce geldi ya da başladı senin hayatında, sosyoloji mi yoksa fotoğraf mı?

Fotoğraf hep ilgimi çekmişti, arkadaşlarımın fotoğraflarını hep istekle çektim. Ama ciddi olarak fotoğrafla ilgilenmem sosyoloji okuduğum zamanlara tekabül ediyor. Bu durumda ilk sosyoloji vardı. Sosyolojide ağırlıklı ilgilendiğim konulardaki bilgilerimi fotoğraf çalışmalarımda kullanmaya özen gösteriyorum. Mesela her kadın fotoğrafı, bir erkek ile çekildiğinde aynı etkiyi bırakabilir mi… EMPIRE ve ANITKABIR gibi dökümantasyonlarda, fotoğraflara kendimden değer aktarmamaya çalışıyorum. Subjektif duyguları öne çıkarmamaya çalışıyorum, fotoğrafın kendisi yapmalı bunu. Kritik yaklaşan ama öğretilere ya da klişelere hizmet etmeyen bir fotoğrafçı olmaya çalışıyorum. İşçilerin fotoğrafını çekerken sadece işçileri göstermek istiyorum, onların kendileri olarak benim üzerimde bıraktıkları etkiyi, sübjektif yaklaşıp örneğin fakirlikleri gibi belirgin bir şeyi vurgulamayı değil. Etkiyle başlamak değil, etkinin sonradan oluşması.

Bütün fotoğraflar Almanya’da mı çekildi?

Hayır, sadece Almanya değil. Türkiye’de ya da başka ülkelerde de fırsat oldukça yaptığım çalışmalarım var.

Subjektif duyguları öne çıkarmamaya çalışıyorum, fotoğrafın kendisi yapmalı bunu.

Room1102’nin hikayesi nedir?

İsim çok sevdiğim bir yönetmen olan Wong Kar Wai’ın bir filminden (2046) esinlenerek oluştu. Oradaki oda kişisel bir odayı temsil ettiğinden, bilinçli olarak benim için anlamı olan başka bir numarayı seçtim. Aslında yapmak istediğim sosyolojik bir denemeydi. Aynı koşullar içerisinde bulunan, çekilen, kadın ve erkeği algılayış biçimimizde bir farklılık olup olmadığını görmek istiyordum. Her şey aynı (aynı oda, aynı yatak) olmasına, aynı film malzemeleri kullanılmasına rağmen, kadını ve erkeği algılayışımızın aynı olmadığını fark ettim. Kadınların fotoğrafları içinde barındırdığı melankoli dışında, erkeklerinkinden farklı olarak erotik bir algılamaya da sebep oluyor. Böyle bir sonuca ulaşmak enteresandı.

İşlerin Almanya’da dergilerde yayımlandı yanılmıyorsam ve aynı zamanda birkaç oluşumun da parçasısın?

Evet, çalışmalarımı Almanya, İsviçre, Çin gibi ülkelerde çeşitli dergilerde yayımlama fırsatı buldum. Ağırlıklı olarak fotoğraf sanatçılarının web sayfalarını hazırladığımız, Egotrips [egotrips.de] isimli tasarım şirketinin ortağıyım. Bunun dışında uluslararası sanatçı ve fotoğrafçıları tanıttığımız online sanat ve fotoğraf dergisi neo-collective’in [neocollective.com] yayımlayıcılarındanım. Ama sayfa su anda yeniden tasarım aşamasında.

Photoshop’un gücüne inananlardan mısın?

Ben sadece analog çekim yapıyorum ve fotoğraflarımı da bu biçimde tutmaya çalışıyorum, o yüzden photoshop gibi araçlar kullanmıyorum. Benim sessiz fotoğraflarım için uygun olmadığını düşünüyorum. İçeriği yapay olarak güçlendirmek ya da olduğundan uzaklaştırmak istemiyorum. Photoshop’a karşı olduğum söylenemez, sadece uzman bir el tarafından kullanılması gerektiğine inanıyorum.

Sence bir fotoğraf sadece kendi olarak var olabilir mi? Yani bir fotoğrafın tek başına çok şansı olmasa bile sunum şekli ona yeni bir değer kazandırabilir mi?

Bence bir fotoğraf kendi başına da durabilmeli, daha doğrusu tek başına durduğunda da bir anlamı olmalı. Sadece altında verilen bilgi ya da adı yardımıyla anlamlanmalı. Portfolyolarda ise portfolyoyu güçlendirmeye yönelik, seri içinde anlamı olan, anlam katan fotoğraflar da (köprü fotoğraflar) kullanılabilir.

Diğer taraftan, tasarımcı olarak çalıştığım için kötü fotoğrafların da doğru sunum biçimiyle, değerlendirilebildiğini, iyi etki bırakabildiğini biliyorum. Ama aslında sadece makyaj.

Teşekkürler

Pınar’a ve Futuristika’ya çok teşekkür ediyorum…

Erol Taşkoparan websitesi

Görüş bildirin

gerekli

gerekli

şart değil