
Bir röportajda amaçlarının ne olduğu sorulduğunda “Dünyaya hakim olmak” cevabını vermiş bir grup var karşınızda. Türkiye’de synth-pop yapan ve Depeche Mode benzetmesinden sıkılmış bir gruptan bahsediyoruz: Soaked. Uzun bir geçmişleri ve hatrı sayılır bir hayran kitleleri var aslında. Onları şu anda bizim gündemimize düşüren ise eli kulağında EP’leri ve 17 Nisan’da Indigo’daki konserleri… Kadroları ise biraz kalabalık: Beste, söz, vokal ve tasarımlarda Balamir Nazlıca, back vokalde Hatice Arıcı, klavyede Deniz Kunay, gitarda Emrah Akar, bas gitarda Yiğit Özkul, davulda Berkay Küçükbaşlar ve VJ’likte Murat Kulaçoğlu.
Futuristika: “İki kişinin yapabileceği” müziği neden altı kişi yapıyorsunuz?
Soaked: Soaked bir synth-pop grubu. Kişi sayısını minimize etmek istediğimiz zaman bunu aslında bir kişiye de indirebiliriz, ancak öncelik ya da amaç bu değil. Amaç sahnede canlı canlı synth-pop yapmak. Biz altı kişi sahnede davulu, bası, gitarları, klavyeleri, perküsyonları, vokalleri canlı çalıyoruz, Vj’imiz görselleri canlı icra ediyor. Her şey o an bir performans olarak gerçekleşiyor.
Yarın öbür gün Balamir Nazlıca bu işten vazgeçerse Soaked’un kaderi ne olur?
Balamir’in bu işten vazgeçmesi için birçok şey oldu şimdiye dek. Birçok şey oldu ve olacak ama vazgeçmedi, inanan ve emek veren kimse vazgeçmedi. Soaked bir hikaye, Balamir hikayeleri yazan adam, biz de onunla birlikte anlatan, araya cümleler sıkıştıran anlatıcılarız. Anlatılacak, yazılacak ve yaşanacak hikayelerimiz var daha… Balamir’in hikayeleri bitmeden Soaked bitmeyecektir. Soaked “haydi hop” diyerek birkaç müzisyenin bir araya gelmesiyle oluşan bir müzik grubu değil neticede. Soaked bir oluşum, kolay vazgeçilecek bir “etkinlik” değil.
Sonuçta genel kanı bu insanları bir araya getirenin Balamir olduğu yönünde…
Evet, grubu toparlayan, Soaked’u başlatan Balamir. Bestelerini, müziği birlikte yapmak istediği insanları bulup bir araya getiren o. Grupta önceden birlikte müzik yapmış olan, Soaked öncesinde tanışanlar da var. Ama bu oluşumu başlatan Balamir.
Neden biyografiniz üç bölüm halinde yazıldı?
Aslında dört bölüm halinde yazıldı. Soaked 2003’ten bu yana tahmin edileceği gibi birçok aşamadan geçti. Birçok müzisyen geldi gitti, her biri bir renk, bir iz kattı, bazıları bir şeyler eksiltti, ama bir şekilde Soaked bu dönemlerden geçerek son şeklini kazandı. Her bir dönem Soaked yolculuğunun bir virajı, indiği ya da çıktığı bir yokuş. Bu bölümler, Soaked hikayesinin bölümleri aslında. İlk bölüm, 2003 senesini, Balamir’in Sarıyer’deki piyanoda bastığı ilk notayı anlatıyor. O dönem, o tarih, o ev, o piyano önemli, çünkü Soaked orada başladı. İkinci bölüm, 2005-2006 dönemi. Soaked’un ilk şekillendiği dönem, bol sancılı… Üçüncü bölüm, 2008-2009 dönemi, deliler gibi çalışmaya, kablolar, ekipmanlar arasında debelenmeye devam ettiğimiz dönem. Dördüncü bölüm ise 2009 ve sonrası… Bu bölümün sayfaları şu an birebir yazılıyor, bunu özetlemek için henüz erken, şu an hikayenin bu bölümünü yaşıyor ve yazıyoruz.
Konseptinizde görsellik de var. Bunu hiç sahnenizle eş zamanlı bir şekilde, projeksiyon ve touchpad ile desteklemeyi düşündünüz mü?
Bunu sahnede zaten gercekleştiriyoruz. Vj’imiz Murat Kulaçoğlu şarkılarımızın hikayelerini performans esnasında görselleştiriyor. Bu hikayenin akıcılığı ve performansın bütünü açısından, en önemlisi de bizim anlatmak istediklerimiz açısından çok önemli, ve Murat Kulaçoğlu yaptıklarıyla, görsellerle bizi hala ve sürekli şaşırtabilen bir yaratıcı, bir profesyonel.
Biyografinizde iki nokta dikkat çekiyor; prodüktörün solistten yumruk yemesi ve ilk konser sonrası tuvalette ağlamak. Bunların hikayesi nedir?
Biraz heyecanlı bir insanım. Bir işi yaparken onu olabilecek en yoğun seviyede hissederek yapmak istiyorum. Bazen istedikleriniz olmuyor. Bazen oluyor. Bu dengesizliğin içinde bir sürü kavga oluyor. Aslında müziği sonuca götürmek sadece müzik kulvarında kalsa, o zaman hiçbir sorun olmazdı. Ama bir sürü hesaplar, çekişmeler, planlar, ihtiraslar ve hayaller oluyor. Bu çorbanın içinde bir tane de yumruk ekliyoruz! İlk konserden sonra tam bir fiyasko yaşanmıştı. Hiçbir şekilde hiçbir denklem tutmamıştı. Bunca emek ve tam bir hayal kırıklığı. Sinirden göz yaşları çıkıyor.
Türkiye’de İngilizce sözlü müzik yapıyorsunuz. Bir ayağınızı ülke dışına atmak istiyorsunuz diyebilir miyiz?
Bir ayağımız halihazırda dışarıda. Ama içerisi-dışarısı gibi bir tercihimiz ya da derdimiz yok. Hemcinslerimiz diyelim, siz anlayın, bu türü yapan müzisyenler arasında çok yaygındır “Bu ülke bunu anlamaz yurtdışına açılalım.” derdi. Kimin neyi anlamaya vakıf olduğuna değil, ne anlatmak istediğimize kafa yorar durumdayız. Hep dediğimiz gibi, anlatacak hikayelerimiz var, bunu ne kadar çok insana anlatabilirsek o kadar keyif alacağız. EP’miz İngiltere ve Almanya’da dijital olarak yayınlanmaya, iTunes üzerinden satılmaya başladı halihazırda. Diğer ülkeler ile ilgili görüşmeler devam ediyor. Festival ve konserler için görüşülüyor, çok güzel tepkiler ve teklifler geliyor. Bunlar tabi ki son derece keyif verici. Soaked bir müzik grubu olmak dışında bir performans ve tasarım konsepti oluşturdu. Bu bağlamda yurt içi ve yurtdışından müzisyen ve sanatçılarla ortak performanslar planlıyoruz.
Canlıda çok yapmacık ve eğreti duruyorlar. Şarkılar zaten Pet Shop Boys- Depeche Mode arasında bi çakmalıkta gidip geliyor. Umarım taklitten uzaklaşıp orijinalliğiyle kendini kanıtlayan bir müzik oluşumu görür şu memleket.