Bir grup kursam adı kesin…
Gençken bir müzik grubu kurmak çoğu gencin gönlünde yatan bir aslandır.
Bu aslan hiçbir zaman sahne almasa da, ateşten çemberlerden atlayıp izleyicileri kendinden geçirmese de ona bir isim bulmak farzdır. Bir müzik grubu kurmaktan daha eğlenceli olan da zaten o gruba yaratıcı bir isim bulmaktır.
İlk akla gelen, kahramanlarımız ya da çok sevdiğimiz kitaplar, filmler olur. Hepimiz birer Holden Caulfield ya da Corto Maltese oluruz. Yabancı grupların buldukları isimlere baktığımızda ise işin alıp yürüdüğünü görürüz. Bu yazının çıkış noktası da zaten Jiri Menzel ile ilgili aradığım bir videoydu. Menzel’in Sıkı Denetlenen Trenler filminin bir sahnesini ararken New Haven, Connecticut’lı Closely Watched Trains adlı bir grup olduğunu gördüm. Duran Duran ya da GusGus’u duymuştuk ama böylesi insanı gülümsetiyordu.

Türkiye’de gruplar daha bu konuda çok yaratıcı olmasa da bir tanesinin adını anmadan geçmek olmaz. Uzun süredir müzik yapan ama sadece meraklısının bildiği Büyük Ev Ablukada da bizi gülümseten isimlerden. Grubun isim babası ise Turgut Uyar. Grup, Uyar’ın Dünyanın En Güzel Arabistan’ı adlı şiir kitabındaki Büyük Ev Ablukada eserini isim olarak kullanıyor.
Yabancı müzik gruplarında ise film adları, karakterler ve bazen de filmdeki enteresan noktalar en çok tercih edilenler. Hazır adını geçirmişken en iyisi Duran Duran ile başlamak. 1980’lere damgasını vurmuş olan İngiliz grup adını Roger Vadim’in 1968 yapımı bilim kurgu filmi Barbarella’daki kötü adam Doktor Durand Durand’dan almış. Birçoklarının aklında Jane Fonda ile kalan bu kült film, Duran Duran’ın isim babası olmuş.
1993’te kurulan Chicago, Illinois’li Veruca Salt ise adını kötü adam diyemesek de şımarık bir kızdan alıyor. Veruca Salt aslında Roald Dahl’ın Charlie’nin Çikolata Fabrikası kitabında geçen zengin şımarık kızın adı.

San Diego, Kaliforniyalı Pinback grubu işi biraz daha ilerletip sadece ismi kullanmakla kalmamış. Pinback adını, korku sinemasının önde gelen yönetmenlerinden John Carpenter’ın 1974’te çektiği Dark Star filmindeki Çavuş Pinback’ten almakla kalmamış, ilk albümlerinde filmden klipler de kullanmış.
Enstrümental post-rock yapan Kanadalı Godspeed You! Black Emperor ise yaptıkları müzik kadar enteresan bir yerden alıyor adını: Japonların bir motorsiklet çetesi hakkında çektiği bir belgesel.
Gotik-rock yapan Bloomington, Indiana’lı Murder By Death dörtlüsü de adını 1978 yapımı gizemli bir komediden alıyor. Robert Moore’un çektiği filmde Peter Sellers, Alec Guinness ve Truman Capote gibi isimler dikkat çekiyor. Grup sinema zevklerini albüm isimlerine de taşıyanlardan: Like The Exorcist, But More Breakdancing ya da şarkılarına: I’m Afraid of Who’s Afraid of Virginia Woolf, The Big Sleep, We Watch a Lot of Movies.
Bazen de gruplar hiç aklımıza gelmeyecek yerlerden alır isimlerini. Mesela Mogwai. Ağustos ayında konser kayıtlarından oluşan Special Moves adlı albümünü çıkaracak olan grup adını, Joe Dante’nin hem korku hem de komedi filmi olan Gremlins’teki o küçük , şirin ve bir o kadar da korkunç yaratıklardan alıyor.

Mogwai kadar sevimli olmasa da onun kadar “garip” bir isim de Steely Dan’e ait. Hatta muhtemelen müzik dünyasında bu tarz bir ismi bir başkası ne düşünmüş ne de kullanmak istemiştir. Grubun adı, Beat kuşağı yazarlarından William S. Burroughs’un Naked Lunch kitabında adı geçen strapon dildodan alıyor. David Cronenberg’in 1991’de kitabı filme çekmesiyle grup iyice ünleniyor.
Bu kadar tüyler ürpertici olmasa da GusGus’un hikayesi de bir o kadar değişik. 1995’te İzlanda’da kurulan grup bir kadının erotik telaffuzuna borçlu adını. Rainer Werner Fassbinder’in 1974 yapımı Ali: Fear Eats The Soul filminde bir kadının “coucous”u telaffuzu, GusGus’a isim babası olmuştu.

Moloko da adını varolmayan bir sözlükten alıyor. Anthony Burgess’in kült romanı A Clockwork Orange’da Alex ve arkadaşları Nadsat argosu kullanır. Moloko da adını bu argoda süt anlamına gelen ve Rusça süt demek olan “молоко”dan alır.
Glasgow’lu Belle & Sebastian ise ismini Belle et Sébastien adlı Fransız bir çocuk serisinden alıyor. 1965-70 arasında Fransa’da yayınlanan seride altı yaşındaki Sebastian adlı bir çocuk ve köpeği Belle’in Fransa Alpleri’ndeki bir köyde başından geçenler anlatılıyor. Yaklaşık 20 yıl sonra serinin Japon bir animesi de yapılıyor.

Black Sabbath ise gişe filmlerinin başarısını görüp adını değiştirenlerden. Bir önceki adı Earth olan grup 1969’da İngiltere’de çalarken Earth adlı İngiliz bir grupla karıştırıldıklarını farkediyor. Prova yaptıkları mekanın karşısındaki sinemada ise o sırada Mario Bava’nın yönettiği ve Boris Karloff’un oynadığı Black Sabbath filmi gösteriliyor. Bu kadar çok insanın korku filmi izlemeye gitmesi grup üyelerinden Geezer Butler’ın dikkatini çekiyor. Butler hem bir gece yatağının dibinde gördüğü karaltıdan hem de yazar Denniz Wheatly’den etkilenerek aynı isimde bir şarkı yazıyor. Daha sonra kullandıkları müzikal tonun değişmesiyle grubun tarzı da değişiyor. Birkaç ay sonra grup Black Sabbath adını alıyor.
Kaliforniyalı grup Black Rebel Motorcycle Club adını, Laslo Benedek’in yönettiği 1953 klasiği The Wild One filmindeki motorsiklet çetesi Black Rebels Motorcycle Club’tan alıyor. Filmde Marlon Brando, siyah gözlüklü, deri ceketli çetesinin başındaydı.
20 yıllık bir mazisi olan İskoçyalı grup Travis de adını birçok müzisyeni etkilemiş olan Wim Wenders’ın Paris, Teksas filminden almış. Grubun isim babası 1984 Altın Palmiye ödüllü filmde Harry Dean Stanton’ın canlandırdığı Travis adlı baş karaktermiş.
Klaatu adlı progresif rock grubunun adının hikayesi kadar meşhur olma halleri de değişik. Grubun 3:47 EST albümünde bulunan Sub-Rosa Subway şarkısının Beatles sound’una benzetilmesi üzerine Şubat 1977’de Providence Journal eleştirmeni Steve Smith, albümün Beatles’ın isimsiz bir projesi olduğunu iddia etti. Bu yazı sonrası Klaatu bütün dünyada tanınır hale geldi. Grup adını ise Robert Wise’ın yönettiği 1951 bilimkurgu klasiği The Day The Earth Stood Still filmindeki uzaylı Klaatu ve bir marka haline gelen repliği “Klaatu barada nikto”dan almıştı.
Washington D.C merkezli indie rock yapan The Dismemberment Plan adlı grup pek meşhur olmasa da isimlerini seçme anlayışları ayrıntıyı sevenler hitap ediyor. Grubun adı Bill Murray’nin oynadığı 1993 yapımı Groundhog Day filminden çıkmış. Grubun adı, filmde Murray’ye sürekli sigorta satmaya çalışan Ned Ryerson’ın yangın, otomobil, hayat ve opsiyonel sigorta ile ilgili gevelediği cümlelerin birinin içinde satmaya çalıştığı sigortanın adı olarak geçiyor.
Indie rock grubu The Weakerthans ise adını Margarite Duras’ın The Lover eserinden almış. Restoranda bir adamı kavgaya davet ederler ve adam da “Hadi durmayın, düşünebileceğinizden daha zayıfım / Go ahead, I’m weaker than you can possibly imagine” diye cevap verir. Grup da adını buradaki kelime oyunundan alır. Aslında grubun üyesi John Samson bir tevatüre göre şöyle der: “Grup isimleri yeterince aptalca ve biz de o zaman en az aptal olanı bulmaya çalıştık.”
Her ne kadar adlarını filmden almasalar da Dream Theater’ı da anmadan olmaz. Grup ilk önce Majesty olarak kuruluyor. Fakat daha sonra Las Vegas’lı aynı isimde bir grup kendilerini yasal işlem başlatmakla tehdit edince grup yeni isim arayışına gidiyor. Glasser, Magus, and M1 gibi birçok isim gözden geçiriliyor fakat sonunda grup üyelerinden Mike Portnoy’un babasının önerdiği isimde karar kılınıyor. Dream Theather adını Monterey, Kaliforniya’daki bir sinema salonundan alıyor.

büyük ev ablukada / turgut uyar
……(ekmek vardı tereyağı vardı utanılacak bir şey yoktu
……bir şey daha yoktu ama kavrıyamıyordum)
işte böyle olmak en iyisidir olmakların
bir küçük çocuğu tuttum otobüsten indirdim
……(indirmiştim
……yok olan önemli bir şeydi allah kahretsin)
tüm kavgasız tüm duruk tüm başıboş
üç sayı kötü bir sayı iyi şiir dinledim
çıkıp okudular durup dinledim
bitmeseydi daha dinlerdim kötü mötü
saat kaç diye sordular birisi beş yani dedi
……(ha kavgada ha aşkta
……bu gök bomboş ha kavgada ha aşkta)
göğe baktım yerli yerinde
haydutlar dalavereciler yerli yerinde
vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle
iyi dedim içim rahatladı
düzen bozulmamış dedim sevindim
tenhaca bir bölgelerinden şehre girdim
……(ben herkese varım
……başka türlü olmuyor inanmayın)
bakın bu şehri ben kurdum ben büyüttüm ama sevemedim
……(ekmek vardı tereyağı vardı söylemiştim önemlidir
……utanılacak bir şey yoktu kime anlatmalıyım)
ben sevemezsem sevmek kimselerin elinden gelemez
bizi tutkulara çağırdı otobüse sosise buzdolabına
telefona sinemalara radyolara bir sürü kancık sevdalara
sürü sürü mutsuz alışkanlıklara
yalana dolana itliklere keten elbiselere
……(sonra karısı öldü o çocuğun
……yalnızdı güçsüzdü herkesler gibiydi
……kirlendi kötülendi sarhoşladı pis karılara dadandı
……anladık onu ölenden başkası kurtaramaz
……ölen de kurtarmamıştı)
bak ben seni nerenden kurtaracağım şaşacaksın
şimdi bu taşları biz çektik değil mi ocaklardan
bu asfaltı biz döktük biz onardık değil mi
bu yapıları oniki kat yapmak bizim aklımızdı
biz kurduk istersek umursamayız ya
……(abluka burada başlıyordu çünkü)
ekmek yiyelim tereyağı yiyelim çocuk büyütelim
sen beraber yatacağımız yatakları hazırla
sen bir onu yap yeter bak göreceksin.
*İllüstrasyon: Elif Yıldız
![[Futuristika!]](http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2011/08/futuristika-logo-beyaz.png)

- 13:22
bir grup kursam adını kesin senin önermeni isterdim.
çok güzel bi yazı olmuş.teşekkürler
- 16:01
keyifli bir yazı olmuş. eline sağlık.
- 16:53
;) teşekkürler.
- 00:12
opaque olurdu :)
- 17:46
olmazdı