Adres: Daire 2: General Gramofon

Daire 2: General Gramofon. Adından mütevellit farklı bir müzik anlayışları var. Daha doğrusu farklı bir müzik “yapma” alışkanlıkları var çünkü onlar müziği gerçekten oluşturuyorlar. d2gg başka isimler altında müzik çalışmaları yapmış olan Gökhan Goralı ve Gökhan Deneç’in 2006′da son şeklini verdikleri bir proje. 28 Ocak’ta Peyote’de sahne alacak olan d2gg 2003′te Güven Çatak’ın yönettiği “K’nın Dosyası” adlı kısa filmin müziklerini yapmanın yanısıra 2004 Einstürzende Neubauten İstanbul konserinin açılış performansını gerçekleştirdi.
D2GG – Mondik / D2GG-Sisten Gel
Futuristika: Doğaçlamanın ruhuna inanan d2gg nerelerden besleniyor? Kendi seslerini oluşturmak için hangi sesleri kullanıyor?
d2gg: Doğaçlamayı bir yordam olarak içselleştirmişiz, ruhuna inanmaktan ziyade, o ruha tanık olmuşuz, anlamını, oldurabileceklerini gördükten, tadını/zevkini bir kere aldıktan sonra, su yolunu bulur misali izlek olmuş bize.
Kokunun öyle bir gücü vardır hani, bir koku gelir burnumuza, alır bizi zaman içinde belirli bir an’a, ortama gönderir, hatıraları canlandirir. Biz de seste bunun peşindeyiz. Çocukluktan bu yana yaşadığımız mahallelerde, geçtiğimiz sokaklarda, tanıdığımız insanlarda, bazı sahneler ile bazı seslerin örtüştüğünü öngörüyoruz. Bu bağlamda karşılaştığımız her ses, kendi kavramsallığı içinde bizi besliyor, her fikir kendi sesini çağrıştırıyor.
Ses dünyamızı oluştururken kaygıdan uzak, elimizde imkan dahilinde o an ne varsa ondan yola çıkıyoruz. Amaç ses olduğu için, ses çıkaran herşey araç oluyor bizde. O an için bir klasik gitar da olabilir, az önce yemek yaptığımız tencere kapağı da, eski bir radyo da.
d2gg “akustik sesler ile geribeslemelerinin uyumunu ve uyumsuzluğu” derken neyi kastediyor?
Çoğu içgüdüsel ya da tepkisel gelişen bir takım ses saplantılarımız var. Müziği oluştururken karar/kontrol mekanizmalarını gevşetmek ve rastlantısal oluşumların peşinden gitmek gibi. Akustik olarak çıkardığımız sesleri bir takım kirli, normalde istenmeyen gürültülerle harmanlıyoruz ya da birbirinden ayrıştırıyoruz.
Kullandığımız alet edavatı öttürmeye, rezonansa sokmaya, feedback yaptırmaya kalktığınızda bambaşka bir dünya ile karşılaşıyorsunuz. Estetik olarak farklı bir yere oturuyor.
Peki kullandığınız müzik aletleri ve diğer ekipmanlar neler?
Yola çıktığımız yer, mutfağımız, ev çalışmaları ve ev kayıtları. Fikirler, fikirleri oluşturabilecek alt fikircikler, bu ortamdan çıkıyor ve birikiyor zamanla. Evde elimize geçen her şeyi kullanıyoruz.
Ama öncelikle saymamız gereken şey, radyo. Radyo hissi, yalnızlığı, beklentiyi, sürprizlere açık olmayı, ulaşabilir ama ulaşılamaz olmayı anlatıyor bizde. Bir çıkış noktası, dünyaya açılma aygıtı bir yandan. Radyonun içinden ulaştığımız o muhteşem kafa karışıklığı, anlamlı ve anlamsız gelen sesler, gürültüler, diller, müzikler bizim için ilham verici. Bazen çok net çeker o istasyonu, bazen de bir türlü netleşmez, anlaşılmaz bir hal alır.
Bir de dijital dünyanın getirdikleri/götürdükleri tabiİ. Bilgisayarlarla iç içeyiz, davranışları, kolaylıkları, sorunları ile birlikte yaşıyoruz, birbirimize girişmiş şekildeyiz adeta.
Yaratma süreciniz nasıl işliyor peki? Sesleri kaydedip hemen işliyor musunuz yoksa bazı kayıtların uzun süre yattığı oluyor mu?
Sesleri oluşturmaktan kayda düşeseye kadar birçok şey doğaçlama mecrada ilerliyor. Önce kullanacağımız sesleri kaydediyoruz. Sonra bu kayıtları alıp evirip çeviriyoruz, başkalışıma sokuyoruz. Yani üretimdeki çekirdek kısım bilgisayar karşısında geçen zamanda oluşuyor.
Ortam sesleri var bir de, hemen önümüzde, arkamızda var olanlar. Bazen müziklerimize başkaları eşlik ediyor, biz bile farkında olmuyoruz. Evde gitar kaydı yaparken dışarıda oynayan çocukların sesi kayıta giriyor ve bunu çok sonra keşfediyoruz mesela. Ya da konserde seyircinin içine, sokağa mikrofon gizliyoruz, bunları ağır efektlendirip tekrar çalıyoruz, insanlar o sesleri bizim çıkarttığımızı sanıyor, oysa ki hepimiz o anda var oluyoruz.

Yaptığınız müziğin aurası o ana özgü ve orada olup “bitiyor”, dolayısıyla hiçbir performansınız bir diğeriyle aynı olmuyor. O zaman performanslarınızdaki parçaları birbirine yakın tutmak gibi bir kaygınız zaten yok diyebilir miyiz?
Tabii, diyebiliriz. Radyo örneğindeki gibi, yabancı bir istasyon bulmuşsunuzdur, müzik bulmak istersiniz bir konuşma çıkar, nece konuştuklarını anlamak istersiniz hoop araya müzik girer, ne çıkacağını bilemezsiniz. Her performansın birbirinden farklı olmasını evet, önceden tasarlıyoruz, fakat rastlantısallığı ortadan kaldırmadan, mutlak bir tasarım içine sıkıştırmadan.
Diğer yandan kemikleşmiş bir yapımız yok, renkten renge geçip kabuk değiştirebiliyoruz, bugün bilgisayarlar önünde oturup size 10 dakika vızıltı dinlettiysek, yarın bambaşka bir halde karşınızda olabiliriz.
Performanslarınızda iki kişilik kemik kadronun dışında da insanlar oluyor. Mesela Arkaoda performansınızda Commodor 64 oynayan bir arkadaş vardı. Bu ek kadronun da belli bir düzeni yok sanırım? Kargart’taki bir performansınızda da duvarda çeşitli görseller vardı, bunların seçimini nasıl yapıyorsunuz?
Arkaoda’da biz DeForm’dan Ozan Maral eşlik etti, içinde debelendiğimiz oyun bahçesini iyi anlayan bir yanı var Ozan’ın, o ses bulutunun içinde açık fikirlilikle var olabiliyor.
Canlı performanslarda görüntü kullanmak, onunla bütünleşmek fikri hep vardı zaten. Bu noktada Hüseyin Kılıç arkadaşımız bize bambamşka bir alemin kapısını açtı. Kendisi Wisdom* mahlası ile commodore 64 kullanarak programlama yapan scener’lardan. Onun programladigi grafikler hem işitsel-görsel mecraya iyi bir alternatif oldu, hem de müzikteki core-dump hissi ile, bir an kafada ne var ne yok ortaya dökme yordamıyla çok iyi örtüştü. Hüseyin’in diğer işleri için: noname.c64
Ek kadro dışında birlikte sahne aldığınız birileri var mı? Ya da yolda olan bir proje var mı?
Kafada proje bitmiyor tabi, önemli olan hayata geçirebilmek. İki Gökhan olarak çalıyoruz, benzer kafada buluşabileceğimiz herkesle de çalmak isteriz. İster peynir tenekesi çalsın, ister sakız jelatini.
Yaptığınız doğaçlama müziğe doğaçlama söz katmak gibi bir planınız var mı?
İkimizin ‘vokal yapması’ gibi birşey söz konusu değil ama söz yok da diyemeyiz. Yazdığımız tekstleri bilgisayara okutup şarkılarda kullandığımız oluyor. Alışıldık aletlerle müzik yaparken söz daha etkili oluyor, hem de güme gitmiyor, onu örten başka birşey yok. Fakat şu anki kurulumda onca ses iç içe geçiyor, bunlar arasında sözler de var.
daire 2: 2001′de tamamen doğaçlamaya dayalı müzik yapmaya başladığımızda tenor saksafon (Gökhand) gitar (Gökhang) davul (Özgür) ile kendi aramızda “Meditations”, “Meditations Trio” gibi isimler veriyorduk grubumuza. 2003′te bu çalışmaları özetleyen bir kayıt yaptık. MIAM stüdyosunda geçen uzun gecenin sabahında İstanbul’a kar yağmaya başlar iken Maçka civarında bir yerde fotoğraf çektirdik, sonradan baktık ki fotoğrafta grubun yanında “Daire 1″ diye bir plaka var. Bir arkadaşımız “Grubun adı da “Daire 2″ olsa ne acayip olurdu!” dedi. Benimsedik bu sayılı evcil ismi.
General: Bu He-man’deki General (orjinal ismi “Man at Arms” imiş sonradan gördük). General’in yüzünün yarısının ekranın yarısını kaplayıp çeşitli saptamalarda tavsiyelerde bulunduğu sahne hepimizde çocukluktan yer etmişti. Askerî bir manası yok yani aslında bunun.
Gramofon: İlk kayıt çalma aletlerinden, mekanik enerjiyi sese çeviren bir alet olması, zarif şekli, fonetik güzelliği, belki de ortada saksafon, doğaçlama yokken tüneldeki simitçi “Gramofon Cafe” iken dışarda jazz dinlemekten hoşlandığımız için.
Hepsi birleşince apartmanın daire 2′sinde oturan garip garip müzikleri yüksek sesle mahalleye dinleten bir ekip veya yarı deli bir amca resmi çıkabilir.
Özgur kopup iki Gökhan kalınca ortaya da şu ilginç denklem çıktı: daire 2 general gramofon = d2gg = d 2g g = d g g g = Deneç Gökhan Goralı Gökhan.
Ben insanlara grubun adını söylerken sadece “daire 2″ diyorum. Bazı insanlar bana gelip “general gramofon ne oldu?” diyor, “d2gg”, “d2″ gibi kısaltmalarımız var. Aslında sözel iletişimimizde hiçbir zaman grubun ismini tam telafuz etmiyoruz, edemiyoruz, bundan bir şekilde hoşlanıyorum ben.
d2gg@myspace
Futuristika notu: Bu yazı daha kısa haliyle Taraf gazetesinde yayımlanmıştır.
![[Futuristika!]](http://www.futuristika.org/wp/wp-content/uploads/2011/08/futuristika-logo-beyaz.png)
Yorumlar