Pis

Adı Kemal. Aysel’i görmüşlüğü var. Aysel ile Kemal’i böyle yan yana koyunca sanki “destansı aşk ile’si” oluyorlar: Aysel ile Kemal. Oysa yalnızca yan yanalar. Aysel’i dinliyor Kemal, “Sen çok küçüktün seni sevdiğimde.” diyen kadını. Kadını tekrar tekrar konuşturdukça daha güçlü hissediyor kendini, gittikçe irileşiyor, sığmıyor kendi içine, akmaya başlıyor, Aysel’in memelerini sızlatıyor Kemal.

Kadını “sadece sev beni” derken öpüyor. Aysel sus pus, bakışları duvarda ve içine giren çıkanı var. Kemal’in hiç bakmadığı gibi; çatlaklardan düzlüklere ulaşıyor, tam yırtılacak derken kuruyor.. Herkesin ilk aklına geldiği gibi cinsel, sapık, erotik, cüretkâr bir sahne değil bu. Elleri var birbirlerini kırarcasına sıkan, tutunmuş ve tutmuş, nefesler ayakta ve İstanbul’un en yosmasını bile umursayacak halde değil Kemal. İki aşık gibi bakıyorlar, kurban ve kadın belki de sadece iki aşıklar.

Kemal ilk kez böylesine milli, böylesi Kemal’e yabancı. Onca yüzyıldır sevişen onca insanınkileri kendilerininkine uyarlıyorlar. Birbirlerinin içine girip çıkmayı ve ötesini öğreniyorlar, Kemal’in hiç bilmediği bir şey bu. Kemal delikanlı, Kemal buna hazır değil, ötesi Kemal’e fazla. Kemal cep harçlığına yattığı kadınları biliyor bir tek. Kemal tükürmeli, gidip kusmalı sonra gizlice ağlamalı. Kemal’in altında bir deli yatıyor. Kemal önce onu uyutmalı.

Kemal gidiyor, önce Aysel’den sonra evden. Yürüyor yolda, yürüdükçe türüyor şüphesiz, ayıplanmayı düşünmeden ürüyor. Altına işedi, işeyecek. Öyle apar topar çıkmasaydı evden, işeyebilirdi de muhakkak. Aysel’i düşünüyor, ancak düşlemiyor artık. “Aysel ile Ben” diye geçiyor aklından. Öyle çok çişi var ki Aysel’i keşke terk etmeseydim diye düşünüyor.

Aysel dört dönüyor evde, Kemal yok! Mutfağa giriyor, Kemal’in her sabah kahve içtiğinden emin, mutfak boş, tertemiz, lavaboda hiç fincan yok. Kemal terk etmiş, Kemal gitmiş, Kemal yok.

Artık sadece uyanış anından kahvenin soğumasına kadar kurgulanabilir bu aşk. Kadın farkında, adam unutmuş, sadece memeleri anımsıyor. Kadının elleri nasırlı, günlerdir su görmemişliğinden bacak arası kaşınıyor. Tırnaklarıyla değil, nasırlarıyla kaşıyor kasıklarını.

Sadece yırtık derilerini birbirlerine sürtüp destansı bir aşk hayal etmekten ibaret onların anıları. Böyle bilmeye ikna ediyor kendisini Kemal. Unutsa ve ağlamasa Kemal. Oysa kurgulananların gerçekten daha çok can yaktığını biliyor, Aysel’in bunu bilmeyişini anımsıyor ve ana avrat sövüyor içinden, dışından  Aysel’e. Aysel deli deli gülümsüyor, Kemal’i özlüyor, düşüyor, ölüyor.

Şimdi Aysel ile Kemal destanını ve Kemal’in mükemmel saçlarını bilmeyenler anlamayacaklar şüphesiz bunu, anlamamaya da ikna edecekler kendilerini ama şüphesiz Aysel’in memelerini düşünecekler Kemal gibi.

Oysa kurgulanan herhangi bir aşktan farksız bu aşk, o kadar sıradan ve o kadar basit.

Birileri üç kuruşluk yazısına hayran olup olup baktıkça ve sanki çok matah bir buluşmuş gibi sigaradan çekilen ilk nefes gibi cümlesini iliştirdikçe cümlelerinin arasına “ki gibiler” çoğalmakta. Aysel de yıkanmamakta olacak bizim yüzümüzden. Hâlbuki soksak Aysel’i banyoya çitileye çitileye yıkasak, iki tokat vursak yüzüne, kendine getirsek.

Şunu iyi anlamalısınız ancak, Aysel ölü ve Kemal yürümekte.

Aysel’i tanısanız belki, Aysel’e akşam çayına giderdiniz. Aysel’i soyup sonra terk ederdiniz.

Fotoğraf: Night Lover – Mefitica



2 Görüş; “Pis”

  1. Burak diyor ki:

    Sitede yayımlanan öyküleri genellikle okuyorum ve çekinerek beğeniyorum. Yazanların mutlaka geçmişlerinde yazıp, yazıp bir kenarlara attıkları öyküleri ve şiirleri falan olmuş olmasını umut ediyorum.

  2. Barış Yarsel diyor ki:

    —spoiler—

    Aysel’i tanısanız belki, Aysel’e akşam çayına giderdiniz. Aysel’i soyup sonra terk ederdiniz.

    —spoiler—

Görüş bildir