“Sizi karanlık hayal gücümün perdelerini aralayıp, ardındaki anlık bir görüntüyü algılamaya; korkularımın doğasına ve ‘Antichrist’in derinliğine davet ediyorum” diye tanıtıyordu filmini Lars von Trier… Vizyona girmeden olay oldu. Gösterildiği festivallerin bazılarında yuhalandı, bazılarında sevildi. Netice itibariyle Lars von Trier gibi sinemayı sanatla harmanlayan adamlardan biri korku filmi yapmaya yönelmişti. Michael Haneke yapsa tamam da Lars von Trier’den kimse böyle bir şey beklemiyordu. Aslında izleyici beklemese de o, kendini heyecanlandıran filmlerin başında korku filmlerinin geldiğini söylüyordu… Hatta bir korku filmi çekmek istediğini de belirtmişti, işte “Antichrist”i çekti ve izledik…

Çocuklarının ölümüyle acı çeken evli bir çift, “belki iyi gelir” diye orman içindeki evlerine giderler. Burada hem çocuklarının ölümünü unutacaklar, hem de ilişkilerini onaracaklardır… Şehirden ormana giden ve orada belaya bulaşan çiftlerin hikâyelerini biliyoruz. En azından “Evil Dead” gibi kült ve gerçek bir korku filmi var önümüzde. Gençler ormana tatile gider ve şeytanını uyandırırlardı o filmde. Burada da ormana gelmeleri şeytanı uyandırıyor. Aslında buna tam olarak uyandırmak da denmez, kadının içindeki şeytanı ya da kötülüğü kocasının anlamasına sebep oluyor orman ve mesele de burada başlıyor, ama o arada filmin yetmiş dakikası geçmiş oluyor… Evil Dead’in meşhur tecavüz sahnesi daha sanatsal, ama bir o kadar da pornografik bir hale geliyor. Elbette porno ve korku sinemasının kardeşliğini biliyoruz ve Lars von Trier, korku filmi yapmak için korkuyu kullanmak yerine pornoyu tercih ediyor.

Lars von Trier’in anlatım biçimi korku sinemasını zorlayacak bir durumda. Hatta sadece sinemayı değil izleyiciyi de zorluyor. Uzun planlar, acı çeken bir kadın ve ona yardım etmek isteyen umutsuz bir koca… Yavaş akan görüntüler… Zaten filmin tamamı bu ağır çekime kapılmış gidiyor…

“Sinema tarihinin çok ciddiye almadığı, üçüncü sınıf olarak değerlendirdiği korku filmi yönetmenleri bu filme el atsaydı nasıl olurdu…” Filmi izlerken aslında en çok bunu düşündüm… Mesela bu filmi Wes Craven çekseydi nasıl olurdu? Lars von Trier’in 104 dakikada anlatmak istediğini tahmini 15 dakikada anlatabilirdi. Lars von Trier’in 104 dakika boyunca yarattığı gerilimin daha fazlasını yaratmayı başarabilirdi. Çünkü o insanları korkutmayı daha iyi biliyordu. Sadece Wes Craven değil elbette, tüm korku sineması yönetmenleri Trier’in konusunu en fazla yarım saatlik bir film olarak çekerlerdi. Zaten Trier de histerik bir kadın ve çatıya düşen palamutlarla seyirciyi korkutamadığını anlamış olacak ki, sanatsaldan geleneksele bir yol izleyip meseleye kan ve sadistlik katmayı uygun görmüş… Ama konu tüm bunlarsa bunları layığıyla yapanlar zaten var…