Peder Cotton Marcus, sıradan bir şeytan çıkarma ayini için hazırlanıyordu. Normaldi onun için böyle şeyler, sağdan soldan “İçime şeytan kaçtı, yetiş” diyen mektuplar geliyordu. Aralarından bir tane seçti ve “Hadi gidip kovalım bir genç kızın bedenini zapt eden şu kör şeytanı” dedi, hatta bu yetmedi, “Madem gidiyoruz, kendimizi kameraya çekelim, ileriki nesillere kahramanlıklarımızın belgesi kalsın” diyerek yola çıktı. Yolda giderken ayinden çok, alacağı parayı düşünüyordu ama Sweetzerların çiftliğine vardığında baş edemeyeceği kadar büyük bir kötülükle karşı karşıya kaldı. Bedeni şeytan tarafından ele geçirilen Nell’in öyle kuru ayinlerle, kutsal suyla iyileşecek bir tarafı yoktu. Tabii yiğitliğe leke sürdürmeyip bir iki deneme yaptılar… Lakin sonuçlar çok da olumlu değildi…

William Friedkin 1973 yılında çektiği Şeytan’dan bu yana küçük kızların bedenini ele geçiren iblislerle uğraşıyor korku sineması. Ama biri de çıkıp koskoca şeytanın küçücük bir kızı ele geçirmekten ne zevk aldığını merak etmedi. Girerken değil, kovulurken izledik hep… Hemen hemen hepsinde de aynı şey oluyordu… Hülasa, mesleğinde istidatları öyle çok da kuvvetli olmayan rahipler küçük bir kızın karşısında madara oluyor ve şeytan onlarla saatlerce alay ediyor…

Daniel Stamm’ın yönettiği, Patrick Fabian, Ashley Bell, Iris Bahr ve Louis Herthum’un oynadığı Son Ayin / The Last Exorcism de böyle bir şeytan çıkarma oyununu anlatıyor. Ama bunu anlatırken de korku sinemasının yeni keşfini kullanıyor. Kamerayı konuya dahil ediyorlar ve izleyici de sözde gerçek görüntüler izleyip daha da korkuyor. Rec ve Paranormal Activity’de bu taktik tuttu. Hatta Blair Witch’de de işe yaradı ama bu filmde çok sakil durmuş. Hatta eldeki malzemenin külliyen çöpe gitmesine sebep olmuş. Koskoca şeytanı küçük bir el kamerasıyla kandırmaya çalışınca haliyle ortaya da kötü bir ayin çıkıyor… Şeytan var karşında biraz prodüksiyon olsun lütfen… Hatta film William Friedkin’in Şeytan’ının parodisi gibi duruyor. Ama başarısız bir parodi, zira çok başarılılarını da izledik, hatta yetmedi memlekete getirip Cihan Ünal’a bile şeytan çıkarttık.

Bu şeytan çıkarma meselesinin yeri her zaman ayrıdır korku sineması izleyicisinin gözünde. Vampirlere ve zombilere beslenen samimiyet burada beslenmez. Çünkü ortadaki kötülük kendini belli etmek için aracı kullanır. Kıza mı üzülelim, yoksa rahibin hallerine mi gülelim derken korku figürüne inanmak zorlaşır. O yüzden de figürle ilişki biraz kopuk olur her zaman… Ama yine de vampir ve zombi hikâyelerinden daha fazla korku filmleridir bunlar. Mesela kimse içine şeytan kaçan Regan’dan romantik bir kahraman yaratmaya cesaret edemedi. Gerçi yönetmen Daniel Stamm Son Ayin’le birlikte Regan’dan komik bir şeytanlı kız yaratmış o ayrı tabii.

Daniel Stamm kamera konusunda yenilikçi davransa da diğer konularda, meselenin de efsanevi olduğunu düşünerek, gelenekçi bir tutum sergilemiş. Mesela burada da içine şeytan kaçan kişi yine pek parlak olmayan bir aileden. Şeytan’ı hatırlayalım; boşanmış bir ailenin, hatta bir oyuncunun kızıydı Regan… Burada da ailevi sorunlar şeytana davetiye çıkarırken, ahlak dersimizi alıyoruz, “İyi aileler olun ki çocuklarınızın içine şeytan kaçmasın”

Yönetmen bir tek burada gelenekçi değil tabii ki, her filmde olduğu gibi içi şeytanlı kız, artık şeytanın da etkisiyle fiziken imkânsız hareketleri yapıyor. Bir akrobat gibi ters dönmeler, baş aşağı oturmalar, köprü kurmalar vs… Şahsen merak ediyorum neden bunları yapıyor bu şeytan? Şöyle efendi gibi otursa, “Bu beden benim arkadaş, bundan sonra akıllı olun” gibi aklıselim davranışlar sergilese olmuyor mu? Böyle olunca hem karizma çiziliyor, hem de komik duruma düşüyor. Yani nazarımızda o rahip kadar bile değeri kalmıyor… Yapmasınlar bence bir daha…

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page