Olağan dışı haller haricinde günlük yaşam, bir sağa bir sola kayarak kimi zaman yalpa çizerek akar gider. Dün, dündür bugün ise bugün. Günlük hayatımızda kimi zaman değişik hal ve durumlar yaşanmasının dışında her şey aynıdır. Trafik yine aynı trafik, kalabalık ise yine aynı kalabalık, sadece 17 milyonun içinde 1 kişiyiz. Tek ayrılacağımız detay bu…

Tarih geniş bir kavramdır. Bu nedenle bu yazıda bahsedeceğim olay ve sahneler bize ait “Günlük Tarihin” en güzel kaynaklarından bazılarını teşkil eden, 29 Haziran 1929 yılında yayınlanmış akşamları neşrolan “Son Saat” gazetesinin manşetinde yer alan bir haber oluyor. Günlük gazeteler, 24 saatlik zaman zarfı içerisinde yayınlanmasından dolayı günlük tarih kavramının en güzel dayanaklarıdır. 20. yy ilk çeyreğinde günlük yayınlanan siyasi gazeteler dışında içeriği daha magazinsel olan ve akşamları neşrolan formatı biraz daha farklı gazeteler yer almaktaydı. Ayrıca konumuzla alakalı olmasa da bayram ve resmi tatillerde günlük gazeteler yayınlanmaz, sadece Kızılay’ın çıkardığı gazete yayınlanırdı.

Günümüzde yayınlanan gazetelerde pek şaşılacak haber veya konularla karşılaşmasak da geçmişte yaşanan bir olay kıyamet alameti sayılabilirdi…

Zaman: Cumartesi 29 Haziran 1929

Mekan: Son Saat Gazetesi Yazı İşleri ve İdare İşleri ( irtibata geçmek isterseniz Tel: 1202)

Beş yıldır Istanbul’da neşredilen Son Saat gazetesi bir Cumartesi akşamı okurlarının karşısına ilginç bir manşetle çıkmıştı:

Hilkat  garibeleri… (Yaradılışına şaşılacak şey)

Bu defa da ayaksız bir civciv çıktı

Ve haber şöyle devam etmekteydi:

Son zamanlarda sık sık görülen hilkat garibelerine dün bir yenisi daha iltihak etmiştir (katılmıştır). Bu bir civcivdir. Beşiktaş’da diş doktoru Safter Osman beyin kuluçkaya koyduğu yumurtalardan birinden çıkan bu civcivin hiç ayağı yoktur.

Yumurtasından ayaksız olarak çıkan ve gayri tabii bir şekilde büyük bir kafaya malik bulunan bu civciv halen yaşamakta ve ayakları olmadığı için olduğu yerde kanatları ile çırpınmaktadır.

Bir kadının doğurduğu kaplumbağadan, iki kafalı keçiden, doğar doğmaz yürüyen bir nevzattan, 4 yaşında bülüğa eren Mehmet’ten ve nihayet ayaksız ve büyük kafalı olan bu civcivden sonra akla ihtiyar kadınlar geliyor.

Kadınların doğurduğu kaplumbağa ve acayip şekilde mahlukat karşısında, gebe olan kızlarının ve gelinlerinin başında “Acaba ne doğuracak?” diye bekleşen ihtiyar kadınlar, bu hilkat garibesini kıyamet alameti addetmektedirler.

Son zamanlarda sık sık tesadüf ettiğimiz bu garibeler, insana bir düşünce veriyor.

-Acaba bizden bir kac nesil sonraki insanlar ve hayvanlar masalların yecüç mecücü mü olacaklar?

Sizce nasıl? Biz masallardaki yecüç mecücler miyiz?

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page