Yüksekten kendini boşluğa bırakmak oldukça zor bir iştir. Sizi tutacak hiçbir şey olmadan, o yüksekten aşağı bakarken bütün hücreleriniz, varoluşunuzu sağlayan her şey sizi uyarmaya başlar. Buna karşın oradan atlayabilmek de hayatın bazı konularında kesin karar verdiğinizi gösterir.

Tony Scott dün gece bir köprünün üzerinden, tüm varoluşuna belki karşı gelerek boşluğa atladı. Haberi duyanlar ilk başta bir şok yaşadılar. Çünkü kimse kolay kolay böyle bir yönetmenin, sinema adamının kendisini öldüreceğini düşünmez.

Her ne kadar gişe başarılı filmlerle tanınsa da çoğu sinemaseverin kendi özel seçkisindeki filmlerden biri mutlaka Tony Scott’a aittir. Top Gun, True Romance, Spy Game, Deja Vu, The Fan, The Hunger, Days of Thunder bir şekilde mutlaka size de hitap eden bir filmi olmuştur.

Uzun bir dönem gençliğin pilot olma hayaliyle yaşamasına neden olan Top Gun’ın yönetmeni olarak da bilinse, çoğunlukla merkezinde hız olan filmler çekti. Gerçi True Romance ya da Hunger veya The Fan gibi filmotografisinde farklı yerlerde bulunacak yapımları da yönetti.

Çocukluğundan beri takip ettiği ağabeyi Ridley Scott’un ardında kaldığı söylenirdi ama kendine has bir stili vardı. Bir filmin afişinde adını görünce perdede iyi sahneler olacağını bilirdiniz. Hızdan, aksiyondan başınız dönse bile filmdeki karakterlerle aranızda bir empati kurulurdu. Bunu başarmak zor işti ve Tony Scott bu işte baya başarılıydı.

Şimdi ölümünün ardından farkına vardık ki, esasında karakterleriyle kurduğumuz bağı onunla da yakalamışız. Yoksa sadece gişe başarılı filmler yapan bir yönetmenin ölümü bu kadar dokunmazdı.

16 sinema filmi çekti. Uçakları, trenleri, metroları, yarış arabalarını, denizaltını birer karakter gibi kullandı filmlerinde. Casusların dünyasını da bize açtı, soyguncuların dünyasını da. Zaten o, bir şekilde sınırda yaşayan ve ölüme çelme takmayı sevenlerin hikayesini anlattı. Kim bilir köprünün başındayken de kendisi ölüme çelme takmayı başaracağını düşünüyordu belki.

Denzel Washington ile çektiği Deja Vu filmindeki makine gerçek olsa ve biz bir gün geriye giderek onun ölümünü engelleyebilsek. Keşke filmlerindeki hızı bir an için ödünç alıp, onu hala hayatta, çekeceği yeni filmlerin setinde görebilsek.

Bu sabah kötü bir haberle uyandık. Kırmızı beyzbol şapkalı, hızı karakter gibi filmlerinde kullanan, gişe filmleri yönetmeni gibi görünse de esasında sıradışı karakterleri anlamamıza yardımcı olan bir deha aramızdan ayrıldı. Sinemaseverlere ise tekrar tekrar izleseler de bıkmayacakları filmler bıraktı.