[sws_2_column title=””]“Burası bildiğin cehennemlerden değil” dedi bana karşımda duran yaratık. Ona yaratık diyorum zira nasıl adlandıracağımı bilmiyorum ama kesinlikle insan değildi. İşin ilginç yanı benimle aynı dili konuşuyordu ama ağzını açmıyordu.

Eski bilimkurgu filmlerinden aklımda kalanlarla telepatik bir iletişim kurduğumuzu düşündüm. Etrafta pembe ve mavi karışımı minik bulutçuklar uçuşuyordu ve hepsinden hafif inlemeli bir ses geliyordu. “Bu gördüklerin kullanılmamış fikirlerdir ve unutuldukları için buraya gelirler” diye konuşmasını sürdürdü yaratık.

Etrafın metalik renkte olduğu bir yerdeydi ancak ayaklarıma bakınca ne yapacağımı şaşırdım zira bastığım yerde bir şey yoktu ve havada asılı duruyordum. Ne yapacağımı şaşırınca yaratığın gülümser gibi olduğunu düşündüm zira aklımda kahkahalar vardı.

“Buraya ilk gelenlerde olur hep. Düşecek gibi olursunuz ama düşemezsiniz ve bu aptal hareketleri yaparsınız” sonra gülmeye devam etti. Ben ise nerede olduğumu ve buraya nasıl geldiğimi anlamaya çalışıyordum bir taraftan düşmemeye çalışırken.

Bir düş müydü acaba gördüğüm, birazdan terden sırılsıklam kalkacak ve rüya olduğu için mutlu mu olacaktım? Yoksa bir cehenneme mi düşmüştüm? Ne olduğunu anlamasam da sormaya karar verdim ancak ağzımı açamadım.

“Burada konuşmayız. İstesen de yapamazsın zira ses onları” öldürür diyerek bana fikirler dediği bulutçukları gösteriyordu. Aklımdan “Bunlar nasıl fikir? Fikir böyle mi gerçekten” dedim.

Gülümseme sesini bir daha kafamda duydum ama bu sefer öğrencisinin anlattıklarını anlayan bir öğretmenin gülüşü gibiydi. “Burası fikirler cehennemi. Merak etme seninle alakası yok. Sen gidecek olursan bile başka cehenneme gideceksin. Ancak burayı görmen gerek” dedi.

Ben hala uykuda olduğumu sansam da bir gerçeklik payı da beni korkutmuyor değildi. O sırada yukarıdan bir pembe ve mavi bulutçuk daha geldi. Bulutçuk diyorum çünkü iki elimin yumrukları kadardı etrafımızda dolaşan ‘fikirler’.

“Bu zavallıyı da biri unuttu ve o da buraya geldi. Şimdi sana buranın neresi olduğunu iyice anlatayım. Artık rüyada olup olmadığını düşünme de beni dinle. Sen seçilmiş olduğun için buraya geldin…” sözlerin gerisini bir süre duyamadım. Rüyada olmadığımı, futuristik bir deneyim yaşadığımı algıladım. Ancak futuristika adında bir internet sitesine arada yazı verirken ve futurizmden pek de anlamazken nasıl ben buraya düşmüştüm?

Yine de düşünmeyi sonraya bırakıp yaratığı dinlemeye daha doğrusu kafamın içindeki yankılanan sesine kulak vermeye çalıştım.[/sws_2_column]

[sws_2_columns_last title=””]“Buradaki zavallıların durumunu yazacaksın ve seni okuyan insanlar onları bilecek. Böylece ziyan edilen kimi fikirler azalacak. Bunu yapman gerek çünkü sen bu iş için seçildin. İnsanlara akıllarına gelen fikirleri not etmelerini ya da gerçeğe dönüştürmelerini söyle ki burada daha az acı çeken fikir kalsın. Unutulan bir fikir kadar kötü bir şey yoktur hayatta. Onlar unutuldukları için acı çekerler ve bu cehennemden kurtulmayı beklerler.”

“Burada, yani fikirler cehenneminde unutulmuş fikirler varsa demek ki benim yüzümden de acı çeken fikirler var. Ben de bazı fikirlerimi unutmuştum.”

“Bu konuda haklısın ama şimdi önemi yok. Fikirler solucan delikleri gibidir. Nasıl ki solucan delikleri kısa bir anda açılır ve çok ufaktır, şayet içinden geçebilecek olsan zamanda yolculuk yaparsın işte fikirlerde onlara benzer. Kısa bir zamanda gelirler ve tutmayı beceremezsen buraya düşerler.”

“Bunun olmasından hoşlanmam ama bütün aklımıza gelen fikirleri de hatırlamak ve hayata geçirmek de doğru olur mu?”

“Bunu başaramazsınız. Bak sen bu yaşadığın yarı gerçeği kağıda döksen bile insanların çok azı senin dediklerine kulak asacak. Ancak yine de inan kağıtta kalan bir fikir buradakinden daha şanslıdır çünkü onun bulunma şansı daha yüksektir.”

Biz tam bu konuşmayı yaparken yukarıdan beyaz bir ışık süzmesi parlayarak bir fikir bulutçuğunun önünde durdu. O sırada bulutçuk havalandı ve yok oldu. Ne olduğunu anlamaya çalışırken yaratık bana “Bu gördüğün çok nadir olan bir olaydır. Unutulmuş bir fikir yeniden hatırlandı ve bu sefer not edilecek ya da hayata geçirilmeye çalışılınacak. Bunu iyi bir işaret olarak görüyorum. Artık onun bir şansı daha var” dedi.

Yaratığın orada zebani olmadığını o an anladım. O fikirlerin koruyucusu ya da bakıcısıydı. Ne var ki bir fikir değildi. Acaba kimdi?

“Bu soruları düşünme. Sadece gördüklerini ve duyduklarını bil. Unutmadan kağıda aktar ve insanlara ulaştır” derken ses uzaklaşmaya başladı. Sadece son olarak “Burada bütün konuşmaların bu ile başladığını sakın unutma. Senin yazmayı düşündüğün eski bir hikaye fikriydi. Onun ikinci şansı ol dedi.

“İyi misiniz” diyordu bana görevli. Kütüphanede uyuyakalmıştım ve ilginç bir düş görmüştüm. Ancak yine de düşün gerçek olabilme ihtimali vardı. Unutmamam gerekir diye görevliye hızlıca baştan savma bir cevap verip yazmaya başladım.

Şu an bu yazıyı okuyorsan kimi fikirlerin bir şansı var demek ve ben cehennemden bir fikir bulutçuğunu çıkarmış olabilirim. Ya da hepsi bir rüyaydı. Kim bilebilir….
[/sws_2_columns_last]

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page