Onibaba, Orta çağ Japonyasında geçen , literatüre korku filmi başlığıyla geçmesine rağmen, güçlü psikolojik dram öğeleri taşıyan, 1964 yılı yapımı, çok sinemaseveri derinden etkilemiş bir film.

Kaneto Shindo’nun filmi, insanlığın sinsiyeti çizgisinde ilerleyen, toplumun bireylerinin sürekli karşılıklı çıkar ilişkileri çerçevesinde ilişki kurduğu bir yapıyı gösteriyor. Özellikle iki kadına odaklanan filmde erkekler, yoğun tüketicilikle sonsuz bir ağırlığa ve yavaşlığa kapılmış, umarsız birer asalak gibi resmediliyor. 1964 yılına göre oldukça cesaret isteyen çıplaklığın kullanımıyla, Japonya da dahil olmak üzere dünyanın heryerinde sansüre uğramış filmin yönetmeni Kaneto Shindo, birçok – tam olarak 48- başarılı filmin yönetmeni olarak, mayıs 2012’de 100 yaşında hayata veda etti.

1912 Hiroşima doğumlu yönetmen, özellikle savaş sonrası travmalara odaklanan filmleriyle Japonya’nın yaşadığı toplumsal sıkıntıları, fanteziler, dramlar ve kabuslarla ördüğü filmleriyle aktardı. 2010 yapımı Kartpostal/Postcard filimini tamamlarken, yeryüzünün en yaşlı yönetmeniydi. 1974 yılından aktarıyoruz:

Onibaba ve sınıf savaşı üzerine

“Her şeyden çok imgeyle ilgilendim. Derinden ulaştığı noktalar ve hayalgücü zenginliğiyle ‘İmge’ güçlü ve dokunaklı bir araçtı. Film çekmek, görsel imgelemin bir formu ve bir sanat biçimi aynı zamanda. Bu sanat biçimini üretmeye derinden adadım kendimi. Japonya’da şöyle derler: ‘Gözler de, en az ağız kadar anlatabilir.’

Asıl esin kaynağım, yardımcılığını da yaptığım Mizoguchi’ydi. Amerikalı Orson Welles ve Rus Eisenstein, Fransız Godard gibi batılılardan da etkilendim.

Onibaba’da asıl tarihsel ilgim sıradan insanlara, onların karşılarına çıkan günlük açmazlar karşısında kendilerini taşıyabildikleri enerjilerine odaklanıyor. Kaydedilmiş tarihte yer bulamayan, sıradan insanlar denen kişilerin çabalarını tasvir etmeyi arzu ettim. Onibaba’yı yapmamın asıl nedeni buydu. Aklım hep o sıradanlardaydı. Ağalar, politikacılar ya da ismi ve şöhreti olanlar umurumda değildi.  Ot gibi yaşayan gayet gerçek insanların hayatlarını aktarmayı istedim.

[Onibaba’da insanlar hep ufak tefek ve uzun, upuzun sazlıkların çevrelediği gölün etrafında dolanıyor.] Evet, uzun salınan sazlıklar bana göre dünyanın, insanları çevreleyen toplumun sembolü. Kuroneko’da da çalılıklar aynı sembolik sonla kullanılıyor. Uzun, sık ve salınan sazlıklar bahsetmeye çalıştığım sıradanların yaşadığı ve ağaların, politikacıların gözlerinin ulaşmadığı dünya. Gözlerim, kameranın gözleri, toplumun en dipteki seviyesinden dünyaya bakmaya ayarlanmıştı, en üstündekilerin değil.

[Marksist misiniz?] Marksist! Sosyalizme inan biriyim. Sosyalistim diyebilirim. Topluma en diptekilerin gözleridnen baktığınızda, her şeyi bir politik sınıf savaşı duygusuyla değerlendirmek ve algılamak zorunda olduğunuz gerçeğinden kaçamazsınız. Tüm bu durumi filmin politik arka planını oluşturuyor.

Film yapımcısı olarak sınıf bilincine sahibi. Ancak, her şeyden önce bir sanatçı olduğumu da vurgulamak isterim. Sınıfı savaşını bu nedenle politik mücadeledeki gibi görmüyorum. Daha çok günlük hayatında, bireyleri nasıl etkilediğini görüp tasvir etmeyi seviyorum. Politikaya ve sınıf savaşına tarafsız bir sanatçının bakış açısından bakmayı tercih ediyorum. Politik idealizm ile sosyal çatışmayı görmek zor değildir, en azından politik bir arzunun şaşı bakışlarıyla görebilirsiniz. Bu anlamdaki yaklaşımdan uzak durmaya çalışıyorum. Hepsinden öte, bu savaş bizim toplumumuza özgü bir durumdur. Demek istediğim, sanatçı bakış açısında ise, filmlerimde başrolde olan işçilerin karşılaştığı sorunları görmeyi istiyorum. Onların zorlukları aşarken izledikleri yolla ilgileniyorum. En azından, geleceğe dair bir kazanma umudunu, bir bakış açısını yansıtmayı seviyorum.

Onibaba’da sonda annenin cezalandırılması sayesinde kendi dünyasının sınırlarından kaçmasını istedim. Her iki kadının da kaçışını aslında. Onu cezalandırdım çünkü bu dünyasının sonunu getiren türden bir ceza değildi, cezalandırmanın gücünü tek başına barındırmıyordu. Bu cezalandırılmanın ruhani bir yönü vardı. Böylece çektiği azapla annenin ruhunu kurtarıyordum. İyileştikten sonra, hem anne hem de yönetmen, yeni dünyaya ilk adım için hazırdır artık. Bizi yeni bir geleceğe taşıyabilecek o yeni adıma hazırdır.

O anne benim, ben Onibaba’yım.”

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page