Görsel: romanywg@Flickr http://www.flickr.com/photos/romanywg/2971894574/sizes/z/in/photostream/

Mahallenin abileri vardır. Biraz haylazdır, bakkal önünde bira içerler. Ama her biri pırlantadır aslında. Bir şekilde mahalleye sıkışmışlardır. Hem biraz çekinirsin, hem de gerektiğinde orada olduklarını bilmek garip bir güven duygusu verir. Artık neye gerekeceklerse? Yıllar sonra farkedersin ki, o hep çekingenlik duyduğun abiler o kadar da sert değillermiş. Naif yanları varmış. Hatta o kadar uzun da değillermiş. Ufak tefek, titreyen elleriyle kahvede oturup, gazetelere bakıyorlarmış saatlerce. Oysa bazıları aklında hala upuzundur, güneşin altında parlayan yüzleriyle örnek adamlardır, öyle kalmıştır aklında. Mahalleden, çeşitli nedenlerle, erken ayrılmak zorunda kaldıklarından olsa, hep iyi hatırlanırlar. Ya birileri gelip almıştır onları ya da haberlerini almışsındır. Strummer da algınızda değişmeden kalanlardan. Gençken de güzel adam, yaşı ilerlediğinde de güzel. Hep güzel şarkılar yapan, anlamını yitirmeyen sözler söyleyen bir adam. Strummer bir yana, tüm punk/reggae/ska alemi bir yana. Hani, leş politikacılara atılan yalaka sloganlardaki gibi değil de, üç büyükler dışındaki ufak bütçeli takımların ya da alt liglerdeki kulüplerin futbolcularına, başkanlarına açılan samimi taraftar pankartlarında yazdığı gibi: İçimizden biri.

Bizde her ne kadar, konserleri ya da şarkılarıyla bilinse de, Strummer radyo ve televizyonun, genelde iletişimin gücüne inanırdı. Özellikle, radyo programlarını sevdiği bilinirdi. Röportajlarında hep söyleyecek sözü olan bir adamdı.

The Clash sonrasında çok gezdiği bilinir. Ortadan kaybolmuştu. Değişik kültürleri tanımaya çalıyordu. Gerçek anlamıyla aklı ve kulağı, ana akım dışında pek bilinmeyen her sese açıktı. Özellikle The Mescaleros ile birlikte, sağlam, sapasağlam ve eklektik bir punk/rock’n’roll yaptılar. Albümleri ısrarla dinlenmeye devam etmeli.

Ancak, yakın dönemde keşfettiğimiz kayıtlar gösteriyor ki, Strummer’ın büyük bir keyifle gerçekleştirdiği radyo programı, onun müzik zevkinin ve kültürünün renkliliğini gösteriyor. BBC World Service’de London Calling ismiyle yaptığı yarım saat süren programlarda, seçtiği albümlerden şarkıları sıralamıyor sadece, ruhunu açıyor.

Biz burada, sadece bir programı örnek olması açısından vereceğiz. Tüm programların kaydına, iTunes’dan ulaşılabilir. Ancak naçizane tavsiyemiz, iTunes kayıtlarından uzak durulmasıdır. Çünkü Amerikan tarzıyla editlenmiş o programlar Strummer ruhuna oldukça ters. Oysa, BBC’deki ham haller, bir punk radyo tarzı, kesinlikle büyük keyif. İleride, çocuklarına sadece müzik tarihi değil de, güzel bir insan göstermek isteyenler, bu kayıtları geleceğe saklamalı. Dijital ortam güvensizdir. Kasetlere, bantlara kaydedilmeli. Bir gün uygarlık yeniden kurulursa, bu dünyanın ruhu bu şarkılarda da vardır diyebilmeliyiz.

1998 yılından, ilk program, Joe Strummer – BBC World Service – London Calling:

[cincopa 10724620]

Strummer, radyo programına sevgisini şöyle anlatıyordu: “1960’ların ortasında Afrika’nın sıcak bir geceyarısında, genç bir oğlan, babasının kısa dalga radyosunu, yurdundan birkaç ses duyma umuduyla karıştırırken, Britanya’dan BBC’ye denk geldiğinde hem şaşırmış, hem mutlu olmuştu.” Babasının peşinde, Ankara’da doğup, çocukluğunu babasından uzak yaşayan ve Afrika’da, Malawi’de çalışan babasını ziyaret ederken, ülkesinin radyosunu duyup mutlu olan o oğlan, Joe Strummer, bir şekilde vefa borcunu bu programla ödemek istemişti, arzusu o radyoda yer alan bir ses olmaktı.

1998, 2000, 2001 ve 2002 kayıtlarından oluşan bu arşivin zenginliğinin fikir vermesi açısından, 2000 yılı playlistini buraya alalım:

#1 Joe Strummer’s London Calling playlist (12 Ocak 2000)
1) The Killer – Big Youth
2) Hang on Sloopy – The McCoys
3) Vulin dlela – Brenda Fassie (Soweto, South Africa)
4) Little Old Wine Drinker Me – Dean Martin
5) Y Su Con Juntos – Andres Landero (cumbia)
6) Starting a New Life -Van Morrison
7) Sala Molende – Tabu Frontal (Zaire)

#2 Joe Strummer’s London Calling playlist (19 Ocak 2000)
1) Hit The Road Jack – Big Youth
2) Fire In Soweto – Sunny Okason
3) Nursery Rhymes – Bo Diddley
4) I Ain’t Got No Home – Nina Simone
5) Crawfish – Elvis Presley
6) Rez – Underworld

#3 Joe Strummer’s London Calling playlist (26 Ocak 2000)
1) Cool Breez (Draw Your Breaks) – Big Youth
2) Stairway To The Stars – Ella Fitzgerrald
3) Not Fade Away – Rolling Stones
4) Up Around The Bend – Creedance Clearwater Revival
5) Gini – Afel Bukun (Mali)
6) Castle Made Of Sand – Jimi Hendrix
7) Shumba – Asunde Siaye Guli (Johanesburg, South Africa)
8) Swingtown – Steve Miller Band

#4 Joe Strummer’s London Calling playlist (2 Şubat 2000)
1) Bliztrieg Bop – The Ramones
2) The Upsetter – Freedom Fighters – Bunny & Ricky & CD Version Like Rain (Trojan CDTRL278)
3) Tous Les Garcons – Francoise Hardy
4) Guandia – Nasha ? (bhangra – Birmingham UK)
5) Corrina – Bob Dylan (Live at the Village Vanguard NYC)
6) Syncopate – The Astronauts (Jamaica)
7) Niguel – Babasek (?) – CD Streets Of Dakkar (Stern’s STCD 1084)
8) Public Enemy # 1 – Max Romeo

#5 Joe Strummer’s London Calling playlist (9 Şubat 2000 )
1) Mon Amour Ma Chérie – Amadou et Mariam (Mali)
2) Let’s Do It Again – The Beach Boys
3) Baby What Do You Want Me To Do – Jimmy Reed
4) The Man Who Sold The World (David Bowie) – Lulu
5) ? – (bhangra)
6) ? – Mohamed Alam (bhangra)
7) Baha Boba – Ravi Bahl (bhangra)

#6 Joe Strummer’s London Calling playlist (16 Şubat 2000)
1) Do You Believe In Love – Joy White
2) Yaza Oy Hey (Girl at the Corner, Have you seen my man ?) – Rasha (Sudan)
3) Tippy Toes – The Meeters (New Orleans LA)
4) Sala Mui Ya (cumbia) – Fuentes Label
5) Wang Dang Doodle (Willy Dixon) – Koko Taylor
6) Got You Rolling – Rollings Stones
7) ? – Bundu Boys (Zimbabwe)

Veda şarkısı: : Grounation – GRO 2020 White Joy Idlers On The Street

Tüm programlara aşağıdan ulaşabilirsiniz:

BBC World Service: London Calling with Joe Strummer

Kapanışta, sözü Joe Strummer’a verelim, The Future Is Unwritten’dan serbest alıntıyla, ahval ve şerait hakkında:

“İnsanların, istedikleri her şeyi değiştirebileceklerini söylemek isterim. Dünyada her şey değişebilir. İnsanlar kendi küçük yollarını takip ediyorlar, ben de onlardan biriyim sadece. Ancak hepimiz durmalıyız. Kendi kuyruğunu yakalamaya çalışan bir fare gibi dönüp durmaya son vermeliyiz. İnsanların her şeyi yapmaya muktedir olduğunu anlamaya henüz yeni başladım. Dışarıda birbirlerine kötülük yapan insanlar var, insanlıktan çıkarılmışlar. Kaybedilen o insaniyeti tekrar geri kazanıp yaşamın merkezi haline getirmek zamanıdır. Açgözlülükle bir yere varılmıyor! Times Meydanı’ndaki büyük billboard’lara bunu yazmalılar aslında. İnsanlar olmadan, siz bir hiçsiniz!


Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page