Flaneur Çizgi Roman, yeni albümü “Jim Morrison – Kaos’un Şairi”ni 8 Aralık Pazar günü çıkarıyor. Çıkardıkları albüm seçimleri, içerik, cilt ve tasarımıyla dikkat çeken ekip, aynı gün Kadıköy Trip’te video-kolajlar, şiir okumaları ve şarkılarla şairin doğumgününü de kutlayacaklarını açıkladı. Şair Morrison memleket sathında böylesi temaşaya neden olurken, biz de şairin William Blake ile ilişkisine hafiften dokunduralım dedik. Şahane hayatlar kısmı Walter Benjamin’den, etki William Blake’den, gerisi Morrison’dan.


 

[dropcap size=small]F[/dropcap]antazmagori ya da şahane hayatlar yanılsaması. Hayatların günlük aidiyetinin sınırları içindeki suni rahatlığında gevşemiş ruhların, şehvetini nicedir yitirmiş bakışlarındaki bıkkınlığı son bir umutla kanırtıp, katman katman yosun tutmuş, unutulmuş, bırakılmış, vazgeçilmiş, boşverilmiş hayatlarındaki coşku arayışının tatmin anlarını yükledikleri kültür ikonalarının önüne diz çöktükleri yüzyıldan, ikonaları telefonlarına, bilgisayarların duvarlarına döşedikleri çağda, samimiyetini sınamaya haysiyetin yeterli olmayacağı şair için eski okul stilinde çizgi roman kitabı yayımlanması akopaliktik görülerin altan alta umudu yeşertme meramı olduğunu da gösteriyor, sanki.Şair Morrison sıklıkla William Blake’i konduruyordu dudaklarına. Adını anarken gözlerinin önünde alevler içindeki dünya imgesi Blake’den seken poetikasının kendi sürttüğü sokaktaki yansımasıydı. Kertenkele Kral’da “Aşk Sokağı (Love Street) öldü gitti,” derken, kendi sokağının kendi kuşağının öncülünü ve ardılını kıyamet şairleriyle, kara gelecek tasarımcısı yazarlarla (önce Blake, sonra Huxley) harmanlıyordu. Neden? Müzik kültürel birliktelikle, suni vecd ile temas edip toplumsal aidiyeti artırırken, şiirinde kendi evrenini yaratıyor, kendi yıldızlarında, kendi uzayında kendisinin bile kalabalık yaptığı duru görüye yaklaşıyordu.
jimmorrison2

“Göz ile görmüyorsan seni yalana inandırırlar,” Blake kendi görü şiirlerinde pencerelerden bakar, Morrison kapıları aralar, her ikisinde de gözler kendilerine sunulan dünyaya karşı boyut değiştirdikleri evrenlere ulaşırken aklı ve niteliksiz duygu yoğunluğunu kenara ittikleri, güvendikleri tek organlarıdır, yol gösteren parçalarıdır. Ray Manzarek’in biyografisinden anladığımız kadarıyla Jim Morrison’ın “kitaplardan duvarı” vardır. Genel beğenilerin dışında okuması olmasa da kitapları “oldukça eklektiktir”, sayıca fazladır. 1964 yılında birkaç ay kütüphanede çalışmış Morrison’ın Blake kitaplarına gömüldüğünü hayal edebiliriz. 1965 baharında Blake ve Romantikler için bir makale, ayrıca Bosch için metin yazdığı biliniyor. Bir gün okulun öğretmenlerinden birine “Blake [uyuşturucuyla] uçuyor muydu?” diye sorar. Öğretmeni zannetmiyordur. Sağlığında basılmış tek şiir kitabı Tanrılar Yaratıklar’ın temeli olan ilk not defterinin başlığı “Görü Üzerine Notlar”, Artaud’nun Vahşet Tiyatrosu, Rimbaud ve Blake temellidir.

Şair, şahane hayatlar yanılsamasından arınmış, gören gözleriyle son doğumgününde kaydetmiş:

“Ben ve benim – ah – annem ve babam – ve büyükannem ve büyükbabam – çölde gidiyorduk, şafak vakti, bir kamyon dolusu kızılderili işçi sanırım başka bir arabaya çarpmışlardı ya da – neler olduğunu bilmiyorum – ancak karayolunun tamamına saçılmış kızılderililer vardı, her tarafları kan içindeydi. Sonra araba kenara çekip duruyordu. Korkuyu ilk hissettiğim andır. Dört yaşında olmalıyım – çocukların birer çiçek gibi oldukları zaman – kafası öyle sallanıp duruyordu. Geriye dönüp de o an ilk tepkimin ne olduğunu düşünce şimdi – o ölü kızılderililerin hayaletlerinin ruhları – belki bir ya da ikisi… etrafta korkudan delirmiş gibi koştururken gelip benim ruhuma atlayıp bütünleştiler. O zamandan beri içimdeler.” 

Şamanik birleşme tezahürü Blake ile Milton arasında da yaşandıysa? William Blake, John Milton’un ruhuna girip Milton şiirini yazdırmıştır. Morrison poetikasında, Blake’in kentleri ateşe atması gibi, evlerin cehenneme dönüştüğü tasvirler gibi Amerikan kentlerini tam da savaş zamanında kan ile boyar. Kentler kan gölüdür, güneş kan rengidir, kentler paçalarından aşağı, sokak araları vasıtasıyla, apış aralarından kanarlar. Çocuğunu düşüren bir kadın gibidir dünya. Kendi lanetli çocuğunu kanayarak doğurup, kendi çocuğunu yiyecek, kendini kaybetmiş bir şehvet ve tatminsizlik duygusıdır dünya. Kadın da sevişmenin doruğunda kıyanet görüsüne yaklaşır, şairle bütünleşir.

Nihayetinde, Morrison modern zamanda yaşamını kaybettiği binada her yıl çok sayıda hayranıyla anılan, mezarında şarkıların söylendiği, adına dev posterlerin yapıldığı, aurasını sürdüren bir emtia fetişidir. Şair olan ise, orasında burasında gezinip kendisini tatlı tatlı kaşındıran kertenkeleyi kucağında tutmaya çalışırken görülerindeki geleceği anlattığı şiiriyle zamansız bir ifadeyle bakmaktadır.

[intense_hr type=”dashed” size=”medium” /]

[intense_hr type=”dashed” size=”medium” /]