Marketten dönerken yine o adamı gördüm; siyah takım elbiseli, zayıf, uzun boylu biri.   Başındaki fötr şapka onu biraz komik gösteriyor ama içinde bulunduğum durumun komik olduğu söylenmez. Birkaç gündür nereye gitsem onu görüyorum karşımda. Sinemada, Parkta, otobüste her yerde o var. Dün gittiğim kafede de tam karşımdaki masada oturuyordu. Bir an göz göze geldikten sonra adam, güneşten rengi solmuş siyah ceketinin cebinden bir gazete çıkarıp gazete okumaya başladı.  Kim olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok ama uzaktan bakınca kiralık katillere benziyor. Üstelik oldukça da sakardı; masadan kalkarken çayı üzerine döktü.

Arkama bakmadan yürüyemez oldum neredeyse. Ya paranoyaktım ya da gerçekten takip ediliyordum. Geçen yıl Merve’den ayrıldıktan sonra bir süre psikolojik tedavi görmüştüm. Doktorumun paranoyayla ilgili bir şey söylediğini hatırlamıyorum; sadece basit bir travma yaşadığımı,  fazla büyütülecek bir şey olmadığını söylemişti. Merve’yi hatırlatan şeylerden uzak durmamı ve bir hayvan beslememi tavsiye etmişti. O gün eve bir Japon balığı ile dönmüştüm. Merve’nin beni tanıyan herkese çoraplarıyla uyuyan yavşağın biri olduğuma dair isimsiz mektuplar gönderdiğini öğrendiğimde ise balıkların sayısı iki olmuştu. Olayı Akın’dan öğrenmiştim. İsimiz mektuplardan bir tane ona da göndermiş. Akın, bir akşamüzeri bana gelip “ Abi sen geceleri çorapla mı uyuyorsun?” diye sormuştu. Gerçeğin karşısında çaresiz kalan herkes gibi ben de soruya soruya cevap vermiştim: “Kim dedi?” Akın, “Burada öyle yazıyor,” dedikten sonra cebinden çıkardığı mektubu uzatmıştı bana.

O boş zamanlarını acı çekerek değerlendiriyordu, bense sürekli sigara içiyordum.

Çocukluk arkadaşıyız Akın’la. Birlikte büyüdük sayılır. İyi arkadaştık ama birbirimizden çok farklıydık. O boş zamanlarını acı çekerek değerlendiriyordu, bense sürekli sigara içiyordum. Ben, zamanla kahverengi süveter giyip kırmızı kravat takan bir banka memuruna evrildim.  Akın ise kendini eğlendirmenin bir yolunu bulup laboratuvar teknisyenliği yapmaya başladı. Sürekli bir şeyler test ediyor laboratuvarda. Çocuk bezlerinin su geçirip geçirmediğini, plastik çiçeklerin solup solmadığını…

Akın, geçen ay oyuncak bir tabancıyı test ederken laboratuvarın bir köşesinde test edilmek için sırasını bekleyen şişme bebeklerden birini vurunca işten kovuldu. Dokuz yıldır çalıştığı laboratuvardan içinde, birkaç parça eşyanın bulunduğu küçük bir koli ve yaralı bir şişme bebekle eve döndü.

Eve dönünce ilk işi şişme bebeğini tamir etmek oldu. Söylediğine göre eskisinden daha sağlam olmuş. Laboratuvar teknisyenliğini bırakıp yazar olmaya karar verdi ve bunun için bir yazarlık kursuna yazıldı. Şimdilerde bol bol acı çekip öyküler yazıyor.

Beni takip eden adamla ilgili Akın’la konuşmak için bir akşamüzeri onun evine gittim. Şişme bebeği ile birlikte “Lars And The Real Girl” filmini izliyorlardı. “Nasıl, iyi mi?” diye sordum, “ Bilmiyorum, film daha yeni başladı.” dedi.

“ Onu sormadım. Şişme bebekle birlikte yaşamak nasıl, iyi anlaşabiliyor musunuz?”

“Evet, gerçekten iyi anlaşıyoruz. Şimdiye kadar en ufak bir tartışmamız bile olmadı,” dedi gülümseyerek. “Akşamları Puşkin’den şiirler okuyorum ona. Galiba o da benim gibi Puşkin seviyor,” dedi. “Nerden anladın?” Diye sordum. “Gözlerinden,” dedi.

Tam o sırada kapı açıldı ve günlerdir beni takip eden adam içeri girdi. Şaşkınlıktan olduğum yerde donakaldım.  Bu adam, dedim ama cümlenin devamını getirmedim panikten.  Adam hiçbir şey söylemedi. Bir an Akın’la göz göze geldiler. Akına dönüp;  “Ben de bu adamla ilgili seninle konuşmak için gelmiştim buraya. Senin evinde ne işi var? Beni takip ettiğini biliyor muydun yoksa?

“Kurs hocamız bir arkadaşınızı gözlemleyip onun hakkında bir öykü yazmamızı isteyince seninle ilgili öykü yazmaya karar verdim.  Beni tanıdığın için seni takip etmem zor olacaktı, beni fark edebilirdin. Bunun için Çetin’den seni takip edip, seninle ilgili notlar almasını istemiştim. Seni takip etmesini ben istemiştim. Korkuttuysak özür dilerim”

Benimle ilgili bir öykü yazdığını öğrenince yelkenlerim suya indi. Gururum okşandı. “Nasıl bir öykü peki?  Adı ne olacak? Çoraplarımla uyuduğumu da yazacak mısın?”

Meraklı sorularım Akın’ı güldürdü, küçük bir kahkaha attıktan sonra, “Hayır, çoraplarınla uyuduğunu yazmayacağım,” dedi. “Öykünün adını ‘Japon Balıkları, Şişme Bebekler ve Bir Adamın İnanılmaz Yalnızlığı’ koymayı düşünüyorum ama ‘Kısa Saçlı Bir Adamın Uzun Hikâyesi’ de koyabilirim, henüz karar vermedim”

Oturup  ‘Lars And The Real Girl’ filmini izledik daha sonra. Film boyunca sık sık şişme bebek Bianca’ya sarıldı Akın,  kolunu bir an olsun Bianca’nın omuzundan indirmedi.  Gerçekten güzel bir varlık Bianca ve balıklar gibi ıslak da değil.

Eve dönerken bir şişme bebek almaya karar verdim.  Çünkü ne zaman balıklara sarılsam ıslanıyorum.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page