Boris Vian ve Miles Davis

Kendini bir Philip K. Dick romanı kahramanı olarak tanımlayan Philip K. Dick de, yazdığı romana bir Amerikalı yazarın eseri görünümü verip, bir güzel de önsöz ve sunuş yazısı ekleyip, çeviri roman gibi yayımlatıveren Boris Vian da enteresan durumlar ihtiva eden yaşam öykülerine sahipler.

Philip K Dick 1975 yılında

Saldırgan tarzına hayran olunası Vian, Mezarlarınıza Tüküreceğim isimli romanının sinemaya uyarlanmış halini izlerken ve maalesef henüz filmin sonunu göremeden ölüp gider.

Bu acayip adam, Mezarlarınıza Tüküreceğim; Bütün Ölülerin Derileri Aynıdır; Ve Bütün Çirkinler Öldürülecek; Kızlar Farkına Varmıyor isimli kitaplarının, kendi hayal ürünü olan Vernon Sullivan adlı bir yazarın çevirisi olduğunu iddia etmiş ve yazının başında da bahsettiğimiz gibi, kitaplar öylece yayımlanmıştır.

Kırkına gelmeden öleceğini öngördüğü söylenegelen Vian, otuz dokuz yaşında ölmüş-neye yarar- haklı çıkmıştır.

Boris Vian
Boris Vian

En azından kendi eserinin beyaz perde uyarlamasının bir kısmını görebilmiş olan Boris Vian’ın yanında, Philip K. Dick için, Vian kadar şanslı olduğunu söyleyemiyoruz. Öykülerinden meydana getirilen Blade Runner filmi henüz gösterime giremeden ölüyor Philip K. Dick.

Philip K. Dick, Nicole Panter, yazar KW Jeter ve sanatçı Gary Panter

Hiç de durağan bir yaşam sürmemiş olan yazar okunduğu üzere, yapıtlarında gerçeğe kuşku duyan bir bakış çerçevesinde evrenler yaratmıştır. Gerçek ile bir hayli meşgul olduğunu anlayabildiğimiz Philip K. Dick, kahramanlarından birinin bir bilim kurgu yazarı olduğu Albemuth Özgür Radyosu adlı romanında, kendi kişiliğini verdiğine-her nedense- inanmak istediğim bir karakter olan yazarın, bir arkadaşının karşılaştığı olay karşısında söyledikleri hayli ilginçtir:

“…Rüyasında beni yazılı sayfaları ona uzatırken gördüğü için ben de bir şekilde bu işe karışmıştım. Ama profesyonel bir bilim kurgu yazarı olmama rağmen, gerçekten başka bir yıldız sisteminden dünya dışı bir bilincin onunla iletişim kurduğu fikrini kabul etmiyordum. Asla böyle fikirleri ciddiye almam, çünkü belki de bu tür şeylerin yazarı olduğum için bunları yalnızca kurgulamaya alışkındım. Bu tür şeyler düşünüş tarzıma yabancıydı. UFO’lara bile inanmazdım.”

Tüm bunlar bir bilim kurgu yazarının elinden çıktığı için şaşırtıcı gelebilir ya da tam tersi, bilim kurgu yazdığı için dünya dışı varlıklara inanmak zorunda olmayan bir karakterin gayet doğal bir söylemi gibi gelebilir kulağa ancak bunun yalnızca bu iki düşünce için bu öyküde yer almıyor olabileceğini de akla getirmek, gerçek denen kavramı sorgulamada işlevsel olabilir.

Söz etmeden geçilemeyecek bir ayrıntı da; yazarın özel yaşamı ile ilgili. Kleo adlı eşinden, güzel komşusu Anne’e kendini kaptırınca boşanıp Anne ile evlenen PKD, Anne’nin eski kocasını öldürdüğünü öğrenince, kendisinin de aynı sonla karşılaşacağı paranoyasıyla olacak ki, tek başına bir kulübeye yerleşir. Orada geçirdiği zaman, yaklaşık üç yıl, kendisine yaramış olacak ki on bir roman yazmış bu sürede.

Agorafobi ve geçirdiği depresyonlarla hayatı iyice zorlaşan yazar, birkaç intihar girişiminde bulunuyor fakat başarısız oluyor. Bu depresyon dönemlerinde kullandığı ilaçların etkileri ise Karanlığı Taramak adlı bir roman olarak geliyor dünyaya.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page