Hades'in Persephone'ye tecavüzü

Öfkeliyiz. Hem de çok. Belki de çoktan alışmamız gerekli bir düzende, sindirememenin acısını çekiyoruz. Turgut Uyar ne diyordu şiirinde? “Sevgim acıyor”. Bizim içimiz acıyor. Çünkü “tarihe gömülen koca koca atlar – tarihe gömülür o kadar”. Ali Ersen Erol, egemen düşüncenin tecavüz kurbanı olan bizlere sesleniyor.

Tecavüz. Zorla, rıza olmadan, saldırarak alıkoymak. İdeoloji. Bir kültürün, sınıfın veya grubun toplumsal ihtiyaçlarını ve hayallerini yansıtan fikirler bütünü. İdeolojik tecavüz. Richard Morris’e göre: “Sonuçları psikolojik, ruhsal ve/veya duygusal zarara yol açacak şekilde bir insanın hayat anlayışının/ideolojisinin bir Öteki üzerine gaddarca zorlanması.”

Tecavüzün yaygın olduğu ve küçük çocuklara yapılan toplu tecavüzlerinin sıklıkla gazetelere çıktığı ülkemizde, ideolojik tecavüzlerin de gayet sıklıkla oluyor olması çok şaşırtıcı değil. Hatta, bir tecavüzcünün tahrik gibi gayet saçma bir bahaneyi öne sürerek “adalet” sisteminden indirim aldığı bir düzende, yaşadığımız ideolojik tecavüzlerin de haklı çıkarılması zor değil, kabul ettirilmesi keza hiç güç değil. Sadist siyasetin uygulamaktan gayet haz duyduğu ideolojik tecavüzlerin mazeretleri oldukça basit ve duyageldiğimiz tahrik prensibi ile örtüşür nitelikte. Sadist siyaset, ahlaki üstünlüğünden gayet emin bir şekilde mutlak doğruları ve gerçekleri ilahi bir kesinlikle bildiği için, daha aşağıda bulunan günahkarlarla uğraşırken, kendisine hak gördüğü ahlaki ve medeni kuralları rahatlıkla bir kenara itebilir. Morris’in dediği gibi: “İdeolojik tecavüz kendisini haklı çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda kendisini kutsar.”

Kendisini kutsarken kendinden geçercesine vecdeden sadist siyasetin söylemi, tecavüz için kadınların dekolitesini suçlayan zihniyetin siyasi ayağıdır. Bu cahiliyet devrinde biz cahillere ideolojilerini zorlayanlar, konkistadorların Güney Amerika yerlilerine moderniteyi, “gerçek dini” getirmeleri; veya A.B.D. ordusunun Irak’a “demokrasi” getirmesi gibi, bize doğru ve gerçek ideolojiyi getirmektedirler.

İçinde bulunduğumuz cahiliyet devrinden Asr-ı Saadet’e geçmeyi hedefleyen sadist siyasetin ütopyasını gerçekleştirmesindeki aşamaların gözlerimiz önünde gerçekleşiyor olması, aslında ne kadar tarihi bir ana şahit olduğumuzun göstergesidir. Siyasi söylemi her türlü egemenliği altına alan ve çoğulculuğun seslerini sadist söylemin yankılarına dönüştüren bu siyasi anlayışın sonraki aşaması, toplumu da kendisine benzetmesidir.

Tabii, toplumsal sadizmin benimsetilmesi için yapılması gereken farklı düşüncelerin ortadan kaldırılmasıdır. Böyle bir ortadan kaldırma için anlı şanlı bir tarihi olan kitap yakma yönteminden daha güzel ne olabilir? Türlü türlü kiliselerin, diktatörlerin ve zalimlerin en favori yöntemleri arasında olan kitap yakmaların post-modern sürümü kitap silme sayesinde, bizim sadist siyasetimiz dünya tarihine geçecek bir ilke imza atmıştır.

Artık biz cahillere yapacak tek şey kalmıştır: Bu ütopyayı benimsemek!

Kalplerinizin ve akıllarınızın kapılarını sonuna kadar açın kardeşlerim, açın ve kabullenin tecavüzle gelen bu ütopyanın ayak seslerini. Yakın bütün kitaplarınızı, vazgeçin artık batılı fikirlerinizden. Gerçek özgürlük, bu varoluşa boyun eğmekten geçer. Bırakın kendinizi, rahatlatın kaslarınızı: Kaçınılmazsa zevk almaya bakın!