Sanat herhangi bir karanlığı aydınlatmaya yaramayacaktır. Okuduğum son üç makale (modernizm üzerine, Modernizmin Serüveni adlı kitaptan) sanatın uyan(dır)ışları üzerine kurgulanmış. Russolo, Marinetti gibi büyük sanatçılar, bir eleştirici gözüyle yaklaştıkları ve müthiş bir edebilîilik örneği göstererek yazdıkları bu makalede insan’ın dışındaki tüm gerçek’lere yönelmiş görünüyorlardı. Günümüz çağcıllığının ya da postmodernizminin, belki de kolonyal alerjisinin temelinde de bu olsa gerekti. Şiirde insan, romanda insan, sanatta insan göz önüne alınmaksızın üretilen gerçekler. Burada, insanın yüceliğinden ya da gerçeğin insan karşısındaki pasifizminden dem vurduğum asla düşünülmesin. Ben bir engelin, tümseğin tasvirini yapmaya çalışıyorum yalnızca. İnsan engelinden geçebilen sanatların, günümüzü aşacağına inanıyorum ve bu inancın şiirden resme, videodan elektronik müziğe kadar her alanda kendini göstermesini savunuyorum. Aksi halde sanat ve düşün, kendi kısırlığı içinde boğulacak ve LeGuin tasvirlerinin kötü birer taklidinden öteye geçemeyecektir. Günümüzde de bundan fazlası olduğu söylenemez.

Çağdaş söylencelerin ne denli çağdaş olduğunu ya da işaret ettiklerinin ne olduğunu sorabiliyor muyuz kendimize ya da başkalarına? Manet’nin gördüklerinden daha azını gören, içinde Leonardo’nun hırs ve dehasının kırıntılarını dahi taşımayan, Baudelaire’nin acılarına ortak olmadan, Poe’nin trajedisini paylaşmadan hangi sanatın hangi oluşuyla uğraşabilir sayın “çağdaş?” Peki bu çağdaş, tüm bunların yanında, koca yoksulluğu bir kenara atıp kağıt toplayıcısının geri dönüşüme olan etkisini tartışarak, hangi avant-garde düşünün peşinden götürmeye çalışır bizi. Günümüz çağdaşlığı miyoptur. Toplumculuğun üzerine çıkmak yerine onu aratmıştır. Tıpkı dualizmi aratan toplumculuğun düştüğü hataya düşmüştür.

Kendini kurtar(a)mayacağına yemin eden bir sanat(!)ın peşindeyiz. Toplu bir intihara ihtiyacımız var.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page