Yamamoto Kansuke çeşitli açılardan şanssız sayılabilecek bir fotoğrafçıydı. En büyük şanssızlığı, belki de atası olan, en büyük samuray liderlerinden biriyle aynı adı taşmasıydı. Ayrıca, Freud psikolojisiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan Japonya gibi bir toplumda, Freud etkisiyle hareketlenen bir sanat akımı olan sürrealizme bulaşmış bir fotoğrafçıydı.

Başından beri politikayla içli dışlı olan sürrealist hareket, sanatta politik düşüncelerin dile getirilmesinden, bir devlet görüşü olarak hiç hazzedilmeyen bir dönemde, bir coğrafyada, fotoğrafçılıkta kendini göstermek durumunda kalıyordu: 1931-1987 arasında Japonya’da…

Erken dönem sürrealistler yazın ve resimde otomatik düşünceyi başarıyla uygulayıp bilinçaltı gerçekliklerini ortaya çıkarırken, bu tekniğin fotoğrafta uygulanıp uygulanmayacağını merak etmişlerdi. Sonuçta deklanşöre basmak gayet bilinçli bir hareketti ve bilinçaltının dehlizleri söz konusu olmuyordu. Ancak, ilerleyen dönemde, tüm araçların sürrealizm için kullanıldığı zamanlar yaşandı ve fotoğraf da, sürrealist akımda kendi yerini buldu.

Hayat ve sanat, Michel Foucault’nun ortaya koyduğu, iktidara karşı “direniş odakları” yani heterotopya’lar sayesinde yaşanır ve anlaşılır kılınıyor biraz da. Bu yönden bakıldığında, Yamamoto Kansuke, söz söyleyen sanattan pek hazzetmeyen Japon polis sisteminin içinde kendi bilincinin direniş noktasını, kendi bilinçaltında görmüştü.

Tüm klikleriyle Batı’ya dair bir (sanat) hareketi olan sürrealizmin, yeryüzünün en doğusunda, hem coğrafi hem de kültürel olarak yer alan Japonya’dan bir fotoğraf sanatçısı olarak yankı bulması, takip edilmesi, sürrealizmin temeli olan kara mizah duygusuna veya ileri derecede ironiye uygun görünebilir. Oysa bu çelişki her iki taraf için de geçerli olmalıdır. Japonlar da aynı şekilde, tamamıyla batıya uygun düşen bir hareketin parçası olmak isteyerek, kendilerini lanetlemiş olabilirler.

Bir zaman geldi ki, Kansuke ıssızlıktan ve izolasyondan sıkılıp kendi avangart topluluğunu kurdu: VIVI. Yirmili yaşlarının ortalarında “Yoru no funsui” isimli bir şiir dergisi yayınladı.

Kansuke, sanat hayatı botunca bazen Avrupa’da sergi açmayı, önemli dergilerde çıkmayı başarsa da genel olarak, uç bir sanatçı olarak kaldı.

Gerçeküstünün gerçekliğin içinde varolduğunu ve yeni fotoğraf sanatının aslında yeni bir güzellik anlayışını yansıttığını düşünen bu unutulmuş, belki de hiç bilinmeyen usta fotoğrafçı, son günlerini geçirdiği hastane yatağını çizdiği kağıdı ardında bırakıp öldü. Japonya’da köklü bir gelenek olan, ölünün Budist geleneklere göre yakılmasına karşı çıkan vasiyetine uygun olarak, bedeni tıbbi araştırmalarda kullanıldı.