İmge Kronolojisi - Yüksek Çözünürlük içn görsele tıklayınız
İmge Kronolojisi – Yüksek Çözünürlük içn görsele tıklayınız

 

Bu yazıda ele alınacak olay, 1940 yılında Prost Planı kapsamında yıkılmış olan Taksim Topçu Kışlası’nın, 2013 yılında Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında yeniden ihya edilmesi projesi olmakla beraber, vaka olarak adlandırılmasının sebebi, Cumhuriyet öncesinden günümüze uzanan politik, mimari, kamusal ve ideolojik birçok katmanı imgeler üzerinden açığa çıkartarak farklı zamanları kendisinde toparlayan karmaşık bir olaylar bütünü olmasıdır.1 Geçmişle bugünü bağlayan bu tartışma düzleminde Walter Benjamin’in diyalektik imge kavramıyla gezinmeye çalışacağım.

Yalnız bu yazıyı Mayıs ayı içerisinde Âli Yurtsever’in Görsel Kültür dersi için yazdığımı belirtmekte fayda var, çünkü o zaman varolan birçok katman bugün darmadağın oldu ya da uykuya geçti, bir kısmı daha da karmaşıklaştı, yeni katmanlar ortaya çıktı ve geçmişle bugün arasındaki bağlantılar farklı şekillerde yeniden kurulmakta. O sıralarda Gezi Parkı henüz Türkiye’nin ve dünyanın gündemine girmemişti ve Gezi Direnişi gibi tarihi bir olayın gerçekleşeceği kimsenin aklının ucundan geçmiyordu. Bir akşam, yayalaştırma projesine karşı yapılan oturma eyleminde çadır kurma fikri ortaya atılınca Mücella Yapıcı’nın ”burası yayaların geçiş alanı, burayı işgal etme hakkımız yok” dediğini anımsıyorum. Taksim metrosunun engelli çıkışının önünde bir avuç polis sıkıntıyla insanların dağılmasını bekliyordu. Yazıyı bitirdiğim geceyse iş makineleri parka girmişti ve iki gün sonra ben de uyku tulumumla diğerlerine katılmıştım. O zamandan bu zamana çok sular aktı köprünün altından, hatta Poyrazköy’e yeni köprünün kazıkları bile çakıldı. Mücella Yapıcı’yı gözaltına aldılar, insanlar öldü ve daha bir sürü inanılmaz olay…

Herkesle ve her şeyle birlikte imgelerimiz ve hayalgücümüz de büyük değişikliklere uğradı ancak direniş boyunca ve sonrasında yaratılan imgeler ne yazık ki bu yazıda yer almıyor. Yazıya eşlik eden imge kronolojisine bakacak olursanız Nisan 2013’de sonlandığını göreceksiniz. Haziran ve sonrasında sokakta ve sosyal medyada yapılan üretimlerde ise bu yazıda izini sürmeye çalıştığım ’diyalektik imge’yi bulmamız mümkün olabilir. Birbirine karşıt öğelerin yanyana getirilmesi için gerekli eksenleri sağlayarak bunları billurlaştıran bir görme tarzını belki de yakalamış olabiliriz. Herkesle ve her şeyle birlikte imgelerimiz ve hayalgücümüz de büyük değişikliklere uğradı ancak direniş boyunca ve sonrasında yaratılan imgeler ne yazık ki bu yazıda yer almıyor. Yazıya eşlik eden imge kronolojisine bakacak olursanız Nisan 2013’de sonlandığını göreceksiniz. Haziran ve sonrasında sokakta ve sosyal medyada yapılan üretimlerde ise bu yazıda izini sürmeye çalıştığım ’diyalektik imge’yi bulmamız mümkün olabilir. Birbirine karşıt öğelerin yanyana getirilmesi için gerekli eksenleri sağlayarak bunları billurlaştıran bir görme tarzını belki de yakalamış olabiliriz.
[/av_promobox] [av_font_icon color=”#000000″ icon=”158″ size=”40px” position=”center” link=”” linktarget=”no”]

Taksim Topçu Kışlası (TTK) Vakasının Kronolojisi ve Modernleşme Projesi

[av_dropcap2 color=”black”]T[/av_dropcap2]TK’nın ve kışlayla ilişkisi üzerinden Taksim Meydanı’nın tarihsel değişim sürecini Osmanlı Devleti’nin modernizasyonuyla paralel olarak okuma amacı bu makalenin sınırlarını fazlasıyla aşmaktaysa da, bugünkü temsiliyet savaşında ortaya çıkan imgeler kışladan meydana, oradan da Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme sürecine kadar uzanmaktadır. Kışlayla ilgili görsel kronolojiyi (bkz.Ek1) özetlemek için 1786 Kauffer Haritası (Resim1) ile başlayabiliriz. Burada kışla, güneyde Galata bölgesinden başlayarak çoğunlukla Levantenlerin yaşadığı ve konsoloslukları barındıran Cadde-i Kebir ile kuzeye uzanan aksı sonlandıran askeri bir kütle olarak gözükmektedir.

Resim1: Kauffer Haritası’nda TTK, 1786
Resim1: Kauffer Haritası’nda TTK, 1786

Daha sonra bu modernleşme aksının kuzeye, Maslak yönünde, uzamasıyla önceden bir sınır olan kışla, kentin küçük meydanına bakan bir yapıya dönüşecektir. 1869 yılında kışlaya bitişik eski Latin ve Protestan mezarlığının tanzim ve tesviye edilerek bahçe yapılması ile Grand Champs de Morts (Taksim Bahçesi) düzenlenmiştir (Resim2).

Resim2:TTK ile birlikte Grand Champs de Morts, Altıner (2008)
Resim2:TTK ile birlikte Grand Champs de Morts, Altıner (2008)

1909-1914 arasında askeri amaçlı kullanımı terk edilen ve Birinci Dünya Savaşı sırasında kısmen boş kalan yapı, 1921 yılında futbol stadyumu olarak yeniden işlev kazanır. 1925 Pervetich haritasına göre kışlanın avlusu maçlara ev sahipliği yaparken, yapının içinde bar, araba tamircisi, ayakkabıcı, konut gibi işlevler bulunmaktadır (Resim3). Kışlanın avlusunda, futbol maçları dışında klasik müzik dinletileri, Cumhuriyet Balosu ve 19 Mayıs töreni gibi modern devletin ideolojik ve kültürel yansımaları da görülebilmektedir.

Resim3: J. Pervititch Haritası’nda Taksim Topçu Kışlası, 1925
Resim3: J. Pervititch Haritası’nda Taksim Topçu Kışlası, 1925

1928 yılında Taksim’de Pietro Canonica’ya yaptırılan Cumhuriyet Anıtı açılmıştır. Kaide ve çevre düzeni mimar Giulio Mongeri tarafından yapılan anıt böylece TTK’nın ana cephesinin önünden kuzeye giden modernleşme aksını işaret ederek meydanın merkezini oluşturmuştur. Anıtın çevresini gerçek bir meydana dönüştürmek için öncelikle kışlanın ahırları tıraşlanmış, daha sonra da tamamen yıkılmıştır. Bugün otellerle bir turist adasına çevrilmiş olan Talimhane bölgesi ise kışlanın işlevini kaybetmesinden sonra parsellenmiş ve lüks konutların inşasına açılmıştır.

1936 yılında Mimar ve kent tasarımcısı Henri Prost, Cumhurbaşkanı Atatürk tarafından, kenti modernleştirecek bir master plan hazırlaması için İstanbul’a davet edilmiştir (Akpınar, 2010). Prost’un 1937’de teslim ettiği plandaki 18 kent parkından birisi de Taksim Gezisi’ni içeren 2 Nolu Parktır. 1939 yılında yıkımına başlanan TTK’nın yerinin temizlenmesiyle elde edilen geniş alan için 1939-42 yılları arasında geliştirilen park tasarımı, 1943 yılında tamamlanmıştır. Aynı zamanlarda, Taksim Gezisi’nin sonunda Rüknettin Güney tarafından inşa edilen Taksim Belediye Gazinosu ve Tenis Eskrim Dağcılık Kulübü faaliyete geçmiştir. 1943 yılında Taksim İnönü Abidesi Kaide Müsabakası açılmış fakat daha sonra heykelin konulmasından vazgeçilmiştir. Köksal’ın belirttiğine göre TKK’nın yıkılmasından sonra Cumhuriyet Anıtı’nın merkezine yerleştiği modernleşme aksı kaydırılarak Gezi Parkı’nın anıtsal merdivenleriyle (ve kaldırılan İnönü Heykeli ile) başlayan ve 2 No’lu Park’ın içine ilerleyen yeni bir aks oluşturulmak istenmiştir. 1946 yılında modern kentin ’Şehir Operası’nın temelleri atılır. 1969’da kullanıma açılan ’İstanbul Kültür Sarayı’, geçirdiği yangın sonrasında 1977 yılında AKM olarak yeniden açılmıştır. 1954 yılında 2 No’lu Park içerisinde Hilton Oteli inşa edilmiştir. 1973 yılında meydanın karakterini büyük ölçüde değiştirecek olan ’Etap Marmara’ otelinin inşaatı devam etmektedir. 1968-75 seneleri arasında Taksim Belediye Gazinosu’nun bulunduğu yere Sheraton Oteli inşa edilmiştir. 1977’de meydana sol politik karakterini kazandıracak olan ’Kanlı 1 Mayıs’ olayı gerçekleşir. MC hükümeti döneminde Taksim Camii Şerifi Külliyesi’nin inşaatı için ilk resmi adım atılır. 1980’de 12 Eylül Darbesi gerçekleşir ve AKM’nin önüne süngü heykeli dikilir. 1987’de ’Taksim Meydanı Kentsel Tasarımı Avan Projesi” yarışması açılır. 1994’de Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Taksim Camii’nin Gezi Parkı’na yapılmasını gündeme getirir. 2001 yılında içinde cami de bulunan Taksim Meydanı Kentsel Tasarım Avan Projesi kurul tarafından reddedilir. 2009 yılında 1 Mayıs yeniden resmi tatil ilan edilir. 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında TTK’nın rekonstrüksiyon görsellerini de içeren Hayal-et Yapılar sergisi açılır. 2011’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sergideki görsellerden birini izinsiz olarak kullanarak Taksim Meydan Projesi’ni açıklar. Aynı yıl, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Taksim’de yapılması planlanan cami için verdiği plan izni mahkeme kararıyla iptal edilir. 2012’de Mimar Ahmet Vefik Alp ”Taksim Cumhuriyet Camisi ve Dinler Müzesi” projesini kamuoyuna sunar. 2013 Ocak ayında kurul TTK projesinin uygulanmasını reddeder. Mart ayında yüksek kurul red kararını reddeder ve TTK projesinin uygulanmasının yolu açılır. 1 Mayıs’ta, Taksim Yayalaştırma Projesi inşaat çalışmaları gerekçe gösterilerek Taksim’deki kutlamalar yasaklanır. Kısa bir süre sonra Valilik kararıyla İstiklal Caddesi’nde yürüyüş yapmak yasaklanır.
Bu çok hızlı ve eksik tarihsel gezintiden çıkarabileceğimiz sonuçlardan biri, birbirinden çok farklı yaşantılara ve tahayyüllere ev sahipliği yapan Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nın bugün içinde bulunduğu krizin temelinde, cumhuriyetin ’modernlik projesi’ ile ilgili bir temsil sorununun yatıyor olmasıdır. Akpınar (2010)’ın belirttiği üzere 1920’lerde ve 1930’larda Türkiye’de mimari ve kentsel alanlar erken dönem Cumhuriyet’in ideolojik amaçlarının görselleştirilmesi için temel arenalar haline gelir. Bu anlamda ’İnönü Heykeli’ ve ’Cami Korkusu’ gibi daha ideolojik ve kutupsal imgelerden önce ve temel olarak ’kamusal açık alan’ imgesi, kadının kamusal yaşamdaki görünürlüğü, kadın-erkek eşitliği, kentte serbest dolaşım, hareket özgürlüğü, çok amaçlı mekan kullanımı, hijyenik/sağlıklı yaşam gibi amaçlar ve anlamlar taşımaktadır. Akpınar (2010), Prost Planı’nın sadece ’güzel kent’ tipini yansıtmadığını; fakat aynı zamanda planın temel fiziksel öğesi olan ’serbest sahaların’ (espaces libres) ulus-devletin sekülerleştirici reformlarıyla yakın bağları olduğunu önermektedir. Buna göre, ”Osmanlı başkentinden Cumhuriyet’in başkentine dönüşen İstanbul, Prost’un ”serbest sahaları” aracılığıyla sekülerleşecek ve master planı doğrultusunda modernleşecektir”.
Tanju (2007)’ya göre de Taksim Meydanı (ve dolayısıyla Gezi Parkı) cumhuriyetin modernlik projesinin, kentsel temsiliyet sahnelerinden biri olarak özellikle düzenlemeye çalıştığı yerlerden birisidir. Ancak burası bir farklılık ve özgürlük mekanı olmaktan çok, ne şekilde giyinileceği ve hareket edileceği önceden belirlenmiş olan, bu kurallara uymayanları dışlayan, farklılıklara ve karşılaşmalara kapalı steril bir alandır. Tanju bu kontrol mekanına, Talimhane’deki konut bölgesini, o zamanlar Gezi Parkı’nın sonunda bulunan Taksim Belediye Gazinosu ve Tenis Eskrim Dağcılık Klübünü ve AKM’yi de ekleyerek genişletmekte ve bir bütün olarak okumaktadır.
Bununla birlikte Tanju (2007), modernleşme projesinin dışında kalan ve bu alanda hak iddia eden (tahayyül sahibi/temsil yaratıcısı) dört güç çizgisi daha saymaktadır : Din merkezli İslami pratiklerin bir toplamı, özgürlükçü siyaset üretmeye çalışan bir çokluk (sosyalist/komünist siyaset grupları, sol eğilimli sendikalar, meslek odaları ve liberal/feminist/anarşist/çevreci/LGBT gruplar), sermaye (neoliberalizm) ve popüler güçler çizgisi. TTK vakasındaki imge savaşının tam da bu beş grup arasında gerçekleştiği iddia edilebilir. Bunun dışında, Tanju’nun temel eleştirisinin belirli bir ideolojiye karşı değil, fakat farklılıkların ve tekilliklerin önünü tıkayan aşkın bütünsel bir varlığın hayaline ve bunun kent üzerinde temsil yoluyla sabitlenmesine yönelik olduğunu belirtmekte fayda var.
Hayal-et Yapılar Sergisi ve İmgeler Savaşı

2010 İstanbul Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında açılan Hayal-et Yapılar sergisi günümüzde var olmayan, İstanbul’un farklı dönemlerinden seçilen ve farklı nedenlerle yıkılan 12 yapıyı bilgisayar ortamında modelleyerek, “Peki bu yıkımlar olmasaydı, kent nasıl gelişirdi?” sorusuna alternatif cevaplar üretmeyi amaçlıyordu. 12 yapıdan biri olan Taksim Topçu Kışlası için de beş farklı senaryo (Boş zamanların kenti/Geçici Kent/Açık Kent/Doğaçlama Kent/Kolektif Hatıraların Kenti) oluşturulmuştu ve ‘Kolektif Hatıraların Kenti’ senaryosu için de kışlanın geçmişte ev sahipliği yaptığı futbol maçlarına ve diğer spor müsabakalarına referansla aynı işlevi koruyan ve kolektif hafızayı devam ettiren bir kullanımın görseli hazırlanmıştı (Resim4).

Resim4 Hayal-et Yapılar Kolektif Hatıraların Kenti, PATTU
Resim 4 Hayal-et Yapılar Kolektif Hatıraların Kenti, PATTU

Haziran 2011’de aynı görsel izin alınmadan “Türkiye Hazır Hedef 2023” başlıklı AKP Mitingi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Taksim’le ilgili projelerini anlattığı konuşmada barkovizyondan yansıtıldı. basın tarafından başta inşa edilecek projeye ait olduğu lanse edilen görseldeki ‘Recep İvedik Posteri’ kuşkulara sebep olunca daha sonra “[…] barkovizyona yansıyan görüntü, ‘bu tür yapıların yeniden yapılması fikrine uzak duran’ bir projeden alıntı çıktı” şeklinde haber yapıldı. Sergiyi hazırlayan Pattu Mimarlık’tan Cem Kozar da ilerleyen tarihlerde bu haberi doğrulayan bir açıklamada bulundu: “Bizim projemiz bu yapıların yeniden inşa edilmesine karşı duran bir projeydi. Yola çıkarkenki düşüncemiz bu yıkımların kötü birer anı olarak kalmasıydı. Çünkü böyle binaları yeniden inşa etmeye kalktığınızda bir tiyatro dekorundan öteye gidemeyecektir. Başlarken aramızda dalga geçiyorduk ‘Ya yapmaya kalkarlarsa’ diye.”2

Tek bir imajla başlayan bu sürecin, katları açılan ve çoğalan bir imajlar savaşına dönüştüğü öne sürülebilir. Bu imaj bolluğunu konuya girebilmek için dört grup altında toparlamak faydalı olabilir: 1.Eleştirel Rekonstrüksiyon İmgesi (PATTU) 2. Siyasi Propaganda ve Belediyecilik Faaliyeti Olarak Uygulamaya Yönelik Rekonstrüksiyon İmgesi (İBB) 3. Taksim Topçu Kışlası’nın Tarihine Ait İmgeler (Fotoğraflar/Gravürler) 4. Rekonstrüksiyon Projesine Muhalif Propaganda İmgeleri (Meslek Odaları, STK’lar vb..). Benzer şekilde tek bir anlatı (Hayal-et Yapılar Sergisi) ile başlayan bu sürecin, katları açılan ve çoğalan bir anlatılar savaşına dönüştüğü de öne sürülebilir. Bunları gruplamaya çalışırsak: 1.‘Tarihi Değerleri ve Kolektif Hafızayı Koruma’ Anlatısı 2. ’Küresel/Marka Şehir’ Anlatısı 3. ’Güvenlik/Hijyen’ Anlatısı 4. ’Ulus-Devlet/Modernlik Projesi’ Anlatısı.

Bu maddelerden bazıları kutuplaşmaya diğerlerinden daha dirençli gözükmektedir. Bu yüzden çelişkili ve muğlak imgeleri barındırdıkları söylenebilir. Örneğin ’kolektif hafıza’ anlatısı iktidarın ana çıkış noktalarından biriyken (aslına rücu ettirmek)3, muhalefet de aynı anlatıyı kullanmaktadır (cumhuriyetin ve modernlik projesinin hafızası olarak kentsel SİT alanı). Aynı mekana ait farklı tarihlerden imgeler ortaya dökülmekte ve hangisinin korunmasının gerektiği tartışılmaktadır. ’Güvenlik/hijyen’ için de benzer bir durum söz konusudur: orta sınıf ailelerin boş vakit geçirip yürüyüş yapabilecekleri düzenli ve temiz bir yeşil alan ’modernist’ imgesine karşılık, ailelerin tinerciler yüzünden çıkamadıkları pis ve tehlikeli bir alan imgesi. Ve buna karşı önerilen yeni güvenlik/hijyen alanı: (mütedeyyin) orta sınıfın güvenlikle alışveriş yapabileceği hijyenik AVM. Tanju (2007)’nun Gezi Parkı’na yönelik getirdiği eleştiri, aynen Taksim Topçu Kışlası Projesi’ne de uygulanabilmektedir: ”Yabancının ve tekinsizliğin mekanı olan sokak ve burada başıboşça ortaya çıkma tehlikesi olan farklı öznelleşme türleri, kentsel mekanın ’aile salonuna’ dönüştürülmesi ile denetlenmek istenmektedir”4. Örneğin ’Cumhuriyet Balosu’na ev sahipliği yapan Kışla’ imgesi, kışlayı ortadan kaldıran rejim tarafından sahiplenilen bir kışlayı gözümüzün önüne getirdiğinde kutupsallaşmış zihinsel şemamızda bir kısa devre olur ve bu kısa devre de iktidar tarafından kurulup, muhalefet tarafından desteklenen tarihsel anlatıyı sarsar. Bize sözcüklerle başlayıp, seçilmiş imajlarla desteklenen anlatı ikili ve net bir imge sunuyordu: Tek parti iktidarı totaliter ve faşizan bir iktidar olarak halkın hafızasını silmeye çalışmıştır. Bunun için de kışlayı yıkıp yerine inönü heykeli dikmeye çalışmıştır. Biz şimdi bunu aslına döndüreceğiz. Benzer şekilde muhalefet de başlarda gezi parkını rejimin yerleştirmeye çalıştığı modernite ilkelerinin bir simgesi hatta kurucu öğelerinden biri olarak okumuştur. Cumhuriyet’in oluşturduğu bir kamusal alanı yıkarak yerine eski rejimin askeri yapısını koymak modernlik projesine ihanet etmektir.  ‘Ecnebi barlarında içki içilen’ kışla gibi imgeler iktidarın geçmişten çağırdığı kışla imgesinden ayıklanmıştır. ’futbol sahası’ olarak kışla bile bu imgeden ayıklanmıştır çünkü yeni rejimin futbolla ya da kamusal kullanımla bir derdi olduğunu iddia etmeleri saçma olacaktır. Benzer şekilde ’Batılılaşma hareketleri çerçevesinde modernize edilen Osmanlı ordusu’ imgesi de kullanışsızdır çünkü hem militarizmle hem de modernleşme projesiyle ilişkilenmektedir. ’Cumhuriyet balosu’ ve ’klasik müzik dinletisi’ imgeleri zaten sakıncalıdır çünkü baskıcı rejimin halkı köklerinden nasıl koparttığına işaret eder. Saydığımız program ve kullanımlara ev sahipliği yapmış, bunlarla kolektif bir hafıza oluşturmuş bir binayı bunlardan soyutlayarak yeniden oluşturmak istediğinde iktidarın elinde çok az ve çarpık malzeme kalır: Kışla şanlı Osmanlı tarihinin simgesidir, zamanında kışlada bir mescit bulunmaktadır ve kışla 31 Mart Vakası’na ev sahipliği yapmıştır. Bu üç malzemeden yalnızca ilki resmi olarak kamuya duyurulurken, ikincisi İslami çevreler tarafından sahiplenilmekte ve duyurulmakta, sonuncusu ise modernleşme projesi savunucuları tarafından sahiplenilmekte ve duyurulmaktadır. İlk malzemeye bakacak olursak, aslında kışlanın oryantalist üslubu ve yapıldığı dönemde imparatorluğun durumuyla pek de iktidarın hayalindeki ’yükselme dönemindeki klasik ve olgun Osmanlı üslubu’ imgesine uymadığı söylenebilir. Belki de, daha doğrusu, mimarlık tarihçilerinin övgüyle bahsettiği saf ve olgun klasik Osmanlı mimarlığı kurgusu iktidarın hayalinde zaten hiçbir zaman yer etmemiştir. İktidar, güncel olarak da vapur iskelesinden konuta kadar her alanda uygulanabilen ve bütün zamanları birbirine geçirip yassılaştıran amalgam bir ’Osmanlı Mimarisi’ kurgulamıştır ve bu kurgu Selçuklu’dan Barok’a ve Oryantalizm’e kadar her çeşit akımı ve üslubu kucaklayarak mimarlık tarihi kanonunu yerle bir etmektedir. İkinci ve üçüncü malzemeler ise iktidar tarafından sahiplenilmemekle birlikte kolektif imgelerinde yer ettiği iddia edilebilir. Zaten Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanlığı yaptığı dönemde burada bir cami projesi gerçekleştirmek istediği bilinmektedir ve çok az yer bulmakla beraber İslami çevrelere yakın basında kışla ile birlikte yıkılan mescit ve cami düşmanlığı temaları işlenmiştir. 31 Mart Vakası ise iktidar ve İslami çevreler tarafından sahiplenilmemekle birlikte, modernleşme projesini sahiplenenler tarafından bu kesime atfedilmiş bir imgedir. Özellikle son iki imge tipi hemen yerleşecek bir kutup bularak düşünceyi sabitlemekte ve aşkın bütünsel bir anlatıyı desteklemektedir. Öyleyse etrafta dolaşan diyalektik imgelerin, kışlanın sabitlenmeye çalışan anlamını hareketlendirdiği, canlandırdığı iddia edilebilir.

Aslında bu ikili kutuplaşmadan Tanju’nun bahsettiği beş güç çizgisinden oluşan çokluğa geçersek, TTK vakasında iktidarın imgeleminin İslami çevrelerden çok sermaye ile örtüştüğü görülecektir. Kamu ile paylaşılan ve başlarda muğlaklığını koruyan ’Siyasi Propaganda ve Belediyecilik Faaliyeti Olarak Uygulamaya Yönelik Rekonstrüksiyon İmgeleri’, son zamanlarda ’alışveriş’, ’rezidans’, ’otopark’ ve ’buz pateni sahası’ gibi kavramlarla donandığından, bir güç çizgisi olarak sermayeye yakınlaşmaktadır. ’Rekonstrüksiyon Projesine Muhalif Propaganda İmgeleri’ olarak adlandırdığım ve STKlar, meslek odaları, aktivist gruplar gibi farklı oluşumlar tarafından üretilen imgeler ise Tanju’nun ’özgürlükçü siyaset üretmeye çalışan çokluk’ olarak adlandırdığı grup ile modernleşme projesinin savunucuları arasında dağılmaktadır. Bu imgelerin özelliği görselden ziyade metin ve slogan ağırlıklı olmaları ve diyalektik bir yapıdan uzak olmalarıdır. Genel olarak farkındalık yaratmaya çalışan, kutupsallığı pekiştiren ve konum tutmaya/yerleşmeye teşvik eden, didaktik ve duygusal açıdan tahrik edici imgelerdir. Görseller genellikle projenin gelecekte yol açacağı olası zararları temsil etmektedirler. Sloganlar muhalefet etme, isyan etme, karşı durma çağrısı yapmakta, çoğu zaman emir kipinde işlemektedir. Açıkçası bu türden, düşünceyi hareket ettirmek yerine sabitlemek amacı taşıyan imgelerin ’özgürlükçü siyaset üretmeye çalışan çokluk’ ile örtüşmediğini ve bu yüzden hareketlerin zayıfladığını düşünüyorum. Bu noktada diyalektik imgenin doğasına ve nasıl işlediğine dair spekülasyonlara geçebiliriz.

TTK Vakasını Diyalektik İmge Üzerinden Yorumlamak

[av_dropcap2 color=”black”]W[/av_dropcap2]alter Benjamin, diyaletik imge kavramının Pasajlar projesinin temel metodolojik unsuru olduğunda ısrar etmekle birlikte, tam olarak ne olduğu ve nasıl kullanılacağı konusunda sistematik bir teori ya da doktrin geliştirmemiştir. Susan Buck-Morss’a göre ’diyalektik imge Benjamin’in yapıtında aşırı tanımlanmışken (overdetermined)’, Rolf Tiedemann bu fikrin ’hiçbir zaman terminolojik bir tutarlılık içermediğini’ belirtmektedir (Pensky, 2006). Dolayısıyla elimizde Benjamin’in ve Adorno’nun yaptığı tanımlar ve kullanımlar ile bunların çeşitli yorumları mevcuttur. Bu kısıtlı alan ve belirsizlik içerisinde ben de diyalektik imgeyi kendimce kullanmak zorunda kalacağım.

Diyalektik imgenin çıkış noktası olan Pasajlar projesini, doğa ve tarih arasındaki ilişkiyi sorunsallaştırarak, olayların artzamanlı sıralanması olarak gördüğümüz tarihin mitik doğasını deşifre eden ’bitmemiş’ bir eser olarak okumak yanlış olmaz sanırım. Benjamin, diyaletik imgeler vasıtasıyla kapitalizmin ve modernizmin kök biçimlerini ortaya çıkararak Hegelci tarih fikrini ve diyalektiği eleştirmektedir. Bunu yaparken tarihin iki ucunda kalmış, çoğu zaman karşıt gibi gözüken imgeleri yanyana getirmektedir. Buck-Morss (2010)’a göre diyalektik imge birbirine karşıt öğelerin yanyana getirilmesi için gerekli eksenleri sağlayarak bunları billurlaştıran bir görme tarzıdır. Benjamin’den alıntıladığı üzere ”[diyalektik imgelerin] inşası ”geçmişe bugünden teleskopla bakmak” diye tarif edilir: ”Bu, geçmişin şimdiye, ya da şimdinin geçmişe ışık tutması değildir, [diyalektik] imge geçmişin şimdiyle bir takımyıldızı içinde bir araya geldiği şeydir”. Gourgouris (2006) Benjamin’in başka bir tanımını şöyle aktarmaktadır:

“Düşünmeye, düşüncelerin hareketi kadar sabitlenmeleri de dahildir. Düşünme, gerilimlere doymuş bir takımyıldızı içinde sabitlendiğinde diyalektik imge ortaya çıkar. Bu, düşüncesinin hareketinde bir duraktır. Konumu rastgele değildir, diyalektik karşıtlar arasıdaki gerilimin en yüksek olduğu yerdedir. Dolayısıyla, tarihin materyalist sunumunda inşa edilen nesne, diyalektik imgenin kendisidir. Diyalektik imge tarihsel nesneyle özdeştir ve tarihsel sürecin devamlılığından nasıl şiddetle dışarı atıldığını doğrulamaktadır”

İkinci kısımda bahsetmiş olduğum ve ”muğlak ve çelişkili yapısından dolayı kutuplaşmaya diğerlerinden daha dirençli olan” olarak tanımladığım imgeler, diyalektik imgeye girmek için bir başlangıç teşkil edebilir. Diyalektik imge ’geçmişle bugünü biraraya getirip kutuplar arasındaki salınımı donduran bir an’ ise belki de onu kutuplaşmaya direnen bu imgelerde aramak daha doğru olacaktır. Bu imgeleri diğerlerinden ayrıştıran özellikler, düşünceyi tek bir kutba hapsetmemek (AKP/CHP ya da dinci/laik gibi) ve (diyalektik olarak eski kutuplardan üreyen) yeni kutuplar yaratacak bir sürece dahil etmemek olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla gerçekten Benjamin’in belirttiği gibi düşüncenin askıya alınması ve hareketsizliği söz konusudur ancak bu belirli bir yerde duran bir düşünce değil, bütün yerleşme olasılıklarını ortadan kaldıran bir düşüncedir. Söz gelimi ’modern cumhuriyet kadınının sosyalleşebileceği İnönü Gezisi’ imgesi ve ’mütedeyyin orta sınıf ailenin alışveriş yapabileceği AVM-kışla’ imgesi ’güvenlik/hijyen’ imgesinin iki zıt kutbunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte, ikisi de tanımlanmış ve kodlanmış, steril bir mekan kurgusunda birleşmektedirler. Bu ikisini yanyana getirerek kutuplar arasındaki anlamsız sıçramaya son verecek bir imgeyi diyalektik olarak tanımlamak mümkündür. Benzer şekilde, ilk görüşte insanı şaşırtan ’lüks konutları barındıran Gezi Parkı planı’(Resim5) ya da ’klasik müzik konserine ev sahipliği yapan kışla’ (Resim7) gibi imgelerin de diyalektik potansiyellere sahip olduğu iddia edilebilir.

Prost’un Gezi Parkı Eskizlerinden
Resim 5: Prost’un Gezi Parkı Eskizlerinden
Resim 7: Kışlanın avlusunda klasik müzik konseri - 1934
Resim 6: Kışlanın avlusunda klasik müzik konseri – 1934

Sonuç Yerine

Belki de en başta söylemek gerekiyordu ama bu yazıdaki asıl amacım TTK projesini analiz ederek bir çözüm üretmek değildi. Her ne kadar projenin bu şekliyle uygulanmamasını savunuyorsam da bu yazının amacı bu fikri destekleyerek projeye muhalefet etmek de değildi. Asıl amacım cümle içinde kullandığım fikir, analiz, muhalefet, çözüm gibi düşünsel süreçlerin ve genel olarak düşünmenin işleyişi üzerine düşünmekti. Bunun için neden imge kavramına başvurduğumu yeterince anlatamamış olabilirim ancak farkettiyseniz imgeyi kimi zaman zihinsel bir imaj, kimi zaman iki boyutlu bir imaj, kimi zamansa bir olay yerine kullandım. Yazıda kullandığım imajlar için (Resim X) yazısını kullanırken de düşündüm: Bu baktığım şey bir olay, bir bellek ve hareket halinde taze bir düşünce ve ben bunu resim/şekil gibi akademik bürokrasinin belirlediği isimlerle yazılı olarak tanımlamak ve kodlamak zorunda kalıyorum.

Gezi sürecindeyse dilin ve beraberinde duygu/düşünce dünyamızın nasıl yapıbozuma uğratıldığını, anlamların tersyüz olduğunu, varolan kodların nasıl da neşeyle paramparça edildiğini gördük. Bunun üzerine oturup yeniden düşünmek gerekiyor.

Erdem Üngür binasız bir mimar. Mimarlıkla ilgili olduğunu düşündüğü şeyler yapıyor.

[av_hr class=’short’ height=’50’ shadow=’no-shadow’ position=’center’]

Kaynakça

  • Akın, N. (2012). “YENİ TARİHÎ YAPI?”: Taksim Topçu Kışlası, Mimarlık Dergisi, 364 Mart-Nisan.
  • Akpınar, İ. (2010). ”Modern İmgelerin Günlük Yaşamda Mekanlaşması: Prost’un Yeni Kamusallıkları”, Osmanlı Başkentinden Küreselleşen İstanbul’a: Mimarlık ve Kent, 1910-2010, Yayıma hazırlayan: İpek Yada Akpınar, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırma Merkezi, İstanbul.
  • Altıner, F. P. (2008). II. Abdulhamid Dönemi’nde İstanbul Bahçeleri (1876-1909), Mimarlık Tarihi Programı YL Tezi, İTÜ.
  • Buck-Morss, S. (2010). Görmenin Diyalektiği: Walter Benjamin ve Pasajlar Projesi, çev. Ferit Burak Aydar, Metis Yayınları, İstanbul.
  • Gourgouris, S. (2006). “The Dream-Reality Of The Ruin”, Walter Benjamin and The Arcades Project, ed. Beatrice Hanssen, Continuum, NY.
  • Köksal, A. ve Özaydın, G. (2013). “Bir Temsiliyet Alanı Olarak Taksim`in Mekansal Değişim Öyküsü” başlıklı söyleşi, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi.
  • Pensky, M. (2006). “Geheimmittel: Advertising and Dialectical Images in Benjamin’s Arcades Project”, Walter Benjamin and The Arcades Project, ed. Beatrice Hanssen, Continuum, NY.
  • Tanju, B. (2007). ”Asıl Yakan Temsiliyet”, 10. Uluslararası İstanbul Bienali Kataloğu, İKSV, İstanbul.
[av_hr class=’short’ height=’50’ shadow=’no-shadow’ position=’center’]

Web Kaynakları

  • http://www.hayal-et.org
  • http://www.arkitera.com/haber/index/detay/topcu-kislasinin-tarihi-seruveni/12669
  • http://www.dosdogruhaber.com/gundem/taksimde-aslinda-cami-varmis
  • http://www.kenthaber.com/Haber/Genel/Dosya/gundem/taksim-meydani-ve-topcu-kislasini-biliyor-musunuz-/bf96059e-cd4e-43df-9e83-51daeccccc51
  • http://www.sabah.com.tr/Gundem/2010/12/02/iste_hayalet_istanbul
  • http://emlakkulisi.com/basbakan_recep_tayyip_erdogan_in_taksim_projesi_-61923.html
  • http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/Pages/Haber.aspx?NewsID=19490#.UT9ZOtajVIE
  • http://siyaset.milliyet.com.tr/taksim-meydani-trafige-kapatiliyor/siyaset/siyasetdetay/01.06.2011/1397317/default.htm
  • http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1051458&CategoryID=77
  • http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1051623&CategoryID=77
  • http://emlakkulisi.com/taksim_topcu_kislasi_hayalet_yapilar_dan_alinti_cikti_-77412.html
  • http://www.yapihaberleri.net/haber/Taksim-Topcu-Kislasi-icin-Anitlar-Kurulundan-vize.html
  • http://www.arkitera.com/haber/index/detay/taksimde-yaya-plani-ibb-meclisinden-gecti-/3174
  • http://www.sendika.org/2012/02/dayatilmis-bir-akp-hayali-taksim-projesi/
  • http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/hayal-et-yapilar-sergisi-nde-taksim-kislasi/268
  • http://www.arkitera.com/haber/index/detay/taksim-projesinde-ilk-etap-basliyor–digerleri-kurulda-bekliyor/10377
  • http://www.cnnturk.com/2012/guncel/11/02/taksimde.yeni.toplu.ulasim.guzergahi/682923.0/index.html
  • http://www.arkitera.com/haber/index/detay/kultur-bakani-gunay-da-topcu-kislasina-karsi/10694
  • http://www.arkitera.com/haber/index/detay/topcu-kislasi-projesine-koruma-kurulundan-red/11709
  • http://gundem.milliyet.com.tr/-taksim-gezi-parki-kaldirilmamali/gundem/gundemdetay/02.03.2013/1675299/default.htm
  • http://www.arkitera.com/haber/index/detay/topcu-kislasina-onay-cikti-mimarlar-karara-tepkili/12438

(Tümüne 27.05.2013 tarihinde erişilmiştir)

  1. Vaka kelimesi, Osmanlı ordusunun modernizasyon sürecinde inşa edilen Taksim Topçu Kışlası (1806) ile Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasını tanımlayan Vaka-i Hayriye (1826) ve modernleşmeye karşı Taksim Topçu Kışlası’nda gerçekleştirilen 31 Mart Vakası (1909) arasındaki bağlantıya gönderme yaparak geçmişe ve bugüne ait olayları yanyana getirmek suretiyle diyalektik bir imgenin oluşmasına katkıda bulunacağı umuduyla tercih edilmiştir.
  2. ‘Sergide romans, gözyaşı, sızı, İstanbul dertlenmesi öngörülmedi. Ortada dert olmayışından değil, ölenle ölünmeyeceği için. Doğrudan öğretici olmak da hedeflenmedi. Bu yapılar hakkındaki tezler, kitaplar, makaleler zaten bilgilenmek isteyenlerin önünde açık. Hayal etmenin bir adım ilerisine geçme önerisi de -zinhar- yok. Ortada hiç kalmamış yapıların çeşitli kaygılarla ihya edildiği, baştan yaratıldığı bugünün (2010) ortamında “bizim” yapılarımızın anısına saygımız büyük. Başka bir ifadeyle, onların kağıt üzerindeki hallerinin orada kalması en iyisidir; bir gün birinin baştan inşa edilerek sevimli bir hayaletten hortlağa dönüşmesine razı değiliz. Bunlardan hiçbiri değilse, o halde genel kurgu demek ki kaybettiğimiz bu yapıların aramızda dolaşan ruhları ile serbest/korkusuz bir söyleşi yapmaktan ibaret; o da az şey değil.’
  3. ‘Burayı yeşil alana dönüştürürken bir kültür yok edildi. Niye bunun hesabını sormuyorsun onlara? Taksim Kışlası’nın mimari olarak güzelliğini görmemiştir, oranın yıllarca top sahası olarak kullanıldığından da haberi yok. Biz şimdi bunu aslına rücu ettireceğiz’ – Başbakan RTE, 3 kasım 2012 / ‘Sultanahmet bizim için nasıl önemliyse Taksim meydanı aslına rücu edecek. Taksim Kışlası var idi. Yaklaşık 150 yıllık mazisiyle. Bu Taksim Kışlası’nın aslını inşa edilmesini istiyoruz. Birileri de karşı çıkıyor.’ – Başbakan RTE, 9 Şubat 2013
  4. ‘…O tinercilerden, minercilerden Taksim’i arındıracağız ve tertemiz hale getireceğiz.’ – Başbakan RTE, 2 haziran 2011
Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page