Mika Häkkinen der ki; “arkadaşım değildir ‘yakînen!’” desem de size, neye inanacağınızı benden daha iyi bilirsiniz evelallah! “Yakın-yakîn” korelasyonunun balonunu şişireceğim müsaadenizle. Balonları milletçe seviyoruz nasılsa!

“Reklam yazarı” unvanıyla reklam sektöründe yığınla “jr” ve dahi “sr.” “yazar” gününü gün, Türkçeyi de harap ederken, “Yazmak Eylemi”ndeki üslup oyunlarından habersiz, az Marketing Türkiye üstü MediaCat, Kotler, Ries ve “Penguen-Uykusuz-Bobiler” üçlüsüyle “elma” dişleyebilmek için ıkınıp duruyor. Oysa “Yazmak Eylemi” candır! Harikadır! Baldır bal! Siz, gençler, aaaam, nasıl diyor siz… Hah, bûldum: Süpper!

Kitaplığımda “Bir Gemide” ile “Tüm Ders Notları” da var. Tavsiye ederim. “Sixtir Et”in yanında bu da bulunsun. İyi olur. “Hakkâri’de Bir Mevsim”in yeri ise sinemayla ülfet edenler nezdinde apayrıdır. “O” isimli romanından rahmetli Onat Kutlar ile senaryolaştırdığı bu filmin yönetmenliğini Erden Kıral yapmıştı. Kral bir filmimizdir! Severim. Kahraman Kıral da “Canım Kardeşim”dir.

“Hakkâri’de Bir Mevsim”in kadrosunda Genco Erkal, Şerif Sezer, Macit Koper, Erkan Yücel gibi has oyuncular vardır. 1983’te Berlin Film Festivali Gümüş Ayı Ödülü ile taltif edilmiştir. Günümüzde “Rap, illüzyon, bale, jimnastik, şarkı-türkü, Uzakdoğu sporları” uzmanlığını“jüri üyeliği”nde değerlendirerek hayatını idame ettiren şahsın“Berlin in Berlin”indeki “mastürbasyon”uyla afyonlananların ıskaladığı bir filmdir,  “Hakkâri’de Bir Mevsim”. “Fédération Internationale de la Presse Cinématographique” (FIPRESCI) ödülünü de almıştır 1983’te. Atlamayalım. “Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Federasyonu” doğru bir tercüme midir, her nerede katledilip dilimleniyorsan ve mışıl mışıl uyutuluyorsan Türkiye? Neyse. Beni aşar. Bu arada, Altan Aşar ne tatlı bir ağabeyimizdi.

Hâmil-i kart yakınımdır* 1
Hâmil-i kart

Hey, sen! “Sikini sokacak yir arayan”… Evet, sen! Sanal âlemin muhtarı Google efendi hazretlerine “pornoların her türlüsü”, “sexs pornosu” vb. kelimeler yazıp durma! “Ben Google Değilim” ama! Her ne arayacaksan içinde ara. Elini ha babam donuna, Roger Daltrey’i anmadan daldırıp durma! Tık, tık rahmi aramayı bırak da usul usul rahmanı ara! “Sex” veya “seks” yazamıyorsan, bacaklarının arasında sallanan uzvuna kan doldurduğunda, onu nereye duhul eyleyeceğinin ne önemi var, bunu bir düşün. Cemal Süreya’dan, Turgut Uyar’dan, Ziya Osman Saba’dan, Yahya Kemal’den bir dize fısıldayamıyorsan (“Şiire kimin ihtiyacı varsa onundur.”) şefkatle koynuna aldığın gönüldaşına veya “şiir gibi” bir söz çıkartamıyorsan dudaklarının arasından… Bacaklarının arasında sallanan o uzvunu birkaç santimetre daha büyütsen ne olur, büyütmesen ne olur! Ruhunu yüceltmen pek mümkün, bunu bilhassa düşün.

Gözün o kadar dönmüş ki, Nihal Bengisu Karaca’nın “frikik” görüntülerini dahi arar olmuşsun! En beteri ise arama motoruna “cemalnur sargut frikik” yazacak kadar tepeden tırnağa koca bir penis olmuşsun! Gözüne mil çekilmiş. O miller ki, millerce öteden mi sipariş edilmiş? İbiş ile Memiş mahkemeleşmiş mi, mahkemeleşmemiş mi? “Ve atet küllü vahiddin mihünne sikkinen”i duyunca aklın belinin altında kıpraşmıyor değil mi? Deli Birader, “siki kalkık” der sana. Hep “fikfik”, hep “frikik”… Çok antipatik! Deli Birader’im senin gibiler için “sikini Tuna gibi bir suya köprü itmiş” de diyor.

“Enlarge your penis” masallarıyla hayal üstüne hayal kuruyorsun. Sen “sikiyle boğazına kalmış” bukalemunsun. Tabii Enis ağabey, “Bu Kalem Bukalemun” olduğu kadar, “Bu Kalem Melûn”dur da, eyvallah! “Gökden mü inerdik acaba dünyaya hey Türk/İtmese siküşden babacuğunla anan haz”zı iyice ezberle! Bel altı sohbetlerin olmasın klişe! Galip Paşa’nın ruh şâd olur inşallah: “Sikdüget!”

Ankara’dan abim nasıl gelsin! Tek çocuğum. Bir abim bile yok, hadi ikile! Ankara’dan birkaç kitap geldi. “Dilin Dili”nden mi çıkmıştı acaba? Hain bellek! Nadir kitaplar için “nadirkitap” güzel ilaç! İçinden de işte bu kartvizit çıktı. YKY’nin bir jestiymiş. Ne hoş!

Gelelim “hâmil”e, “carte”a; yani “kart”a… “Hamili kart” yanlış. “Hâmil-i kart yakinimdir” yanlış. “Hâmili kart sahibi” de yanlış. “Hâmil-i kart”, “kartı elinde bulunduran” demektir. Haliyle “sahibi” lüzumsuz. “Carte” ise Fransızca. Arapça+Fransızca ve yanlışlıklar içinde “Çapalı Karşı”! Ve “İkinci Yeni”nin papazı der ki: “Dağlar gibi yalnızlık ne güzel bir hiç”, değil mi?

“Yakînen” ise “kesin olarak, kuşkuya yer bırakmayacak şekilde” demektir. Bu kart sahibini hiçbir kuşkuya mahal bırakmayacak kadar çok iyi/yakından tanırım, diyenler var ve aramızdalar. Vay! “They Live” ha? Endişelenmeyin. “Yakından” ile “yakînen” eş anlamlı değildir. Bunu hiç çekinmeden söyleyin. Ferit Edgü’nün bu kartviziti kimin eline geçer acaba? Eğer birinin eline geçerse, göğsünü gere gere şöyle demesini isterim: Hâmil-i kart yakınımdır.

* Bu yazı Twitter ve Facebook kullanıcıları için uygun olmayabilir.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookEmail this to someonePrint this page