Halit Bey, kutusunun üzerinde yarım ekmek bulunan kemanını az daha yatırarak düzeltti. Ekmeği çantasına koydu, kemanı kapattı. Boyları kısa ve birbirinden farklı pantolon paçalarını yere sürmeye çalıştı, dizlerini kırarak. Kısa olmayı pek sevmiyordu. Salondan çıktı.

Halit Bey, evini alırken, salona dikkat etmişti.

Alçak tavanlar, pütürlü yüzeyler, su geçirmez boya, çift pimapen onun sevmeye çaba sarfettiği ettiği konulardı. Bunlar kendi rahatı için olduğu kadar kemanının ve ekmeğinin iyiliği içindi de. Ancak tek salon bulunan evinde tuvaleti bulması birkaç saati almıştı. Basitti aslında. Dış kapı açılıp salona giriliyor. Salonun diğer ucundaki kapı açılıyor ve bahçedeki tuvalete çıkılıyordu. Halit Bey, tam bunu keşfettiği için mutlu olacaktı ki, tuvaletin salona açılan herhangi bir kapı kolu olmadığını farketti.

İşte o anda bile düşündüğü, tek salonlu evinde kendisinin evin gizli bir dışarısında, kemanının ise salonun bir içerisinde olduğuydu.

Ev sahibi başka bir aileye evi satmaya çalışmasaydı, tıpkı zorlu 4 ay gibi, bir 4 yıl daha Halit Bey dışarıda, gün be gün kemanını konuşturma yetisini yitire yitire. Vah.

Halit bey, geçen sene dul kaldığında evden ayrılmıştı.

Kendisini dul bırakan o alnı geniş işportacı, bir toz yumağı halinde ona kemanını ve içerisinde, üzerinde çay lekesi olan sofra örtüleri doldurulmuş çöp poşetini, içine bir de Halit Bey’in hiç sevmediği kot gömleğini sararak fırlatmıştı. Geceleri o gazinoya, kıçı çirkin yüzü güzel Asiye’nin ardında çalmak için giderken, bu yeni adam, Eminönü’nde kaçak çöp poşetlerini satarak, eski karısına kim bilir belki elmalar incirler almaktaydı.

Şimdi ne karı, ne kulpsuz kapı, ne işportacı, ne Asiye kalmıştı hayatında.

Ben sanatçıyım diyerek perdeci kavga ediyordu mahallenin karılarıyla.

Mahallede kadınlar her gün haberlerden sonra dışarı çıkar, genel istişare yaparlardı. Televizyonu veya radyosu olmayan şuursuzlar, saat başlarını on geçe pencerelerinin önüne dizilir ve son durumları öğrenirlerdi. Ve olayların aslını bilen biri için, sinirle sonuçlanan bu kulaktan kulağa hızla haberi değiştirme bilinci, Halit Bey’in gerçeklik duygusunu biraz zedelemişti.

Halit Bey, geçen sene dul kadıktan hemen sonra, ikinci çöp poşetinin sağ kulağına isabet etmesi sonucu sağır kalmıştı.

Artık sol kulağı duymuyordu. Halit Bey, olayın şokundan ya da sağını solunu karıştırdığından bu durumun acayipliği üzerinde durmadı.

Alan razı, veren razı olmasa ne olurdu.

Hadi ama dostlar diyerek mahalleli kadınları, perdelerini “yaptırmaları” için samimice zorladı perdeci.

Mahallenin kadınlarından birinin gözü Halit’teydi. Şişman, yuvarlak yüzlü, hafif cinli bakışlı. Biraz korkunç bir kadındı. Kadını hiç ayakta göremezdiniz. Kolunun altındaki yastığıyla birinci kattaki penceresinde, yanlarından içeride kalarak etrafı gözler veya bir metre aşağısındaki kapının önünde bir eli belinde, bir eli ufka açık, güllü şalvarıyla oturur olurdu.

Halit geçince ona bakardı. Halit kadının aslında herkese baktığını bilse bile, sağır olduğundan duymamazlığa gelirdi. Sonra, kadınlar, birilerinin kadınları elbette, önce çocuklarıyla, sonra birbirlerinin çocuklarıyla, en son da kocalarıyla kavga ederlerdi.

Halit, bir gün parası olunca bu kadınları bu mahalleden taşımak niyetindeydi.

Halit o gün oradan geçerken, yine ortalık gergindi.

Şişman cinli kadın, en kıdemli komşusu, hem de en cazgırı, hiç saygı uyandırmayan Yaşar Teyze’ye bağırdı. Kadının sesi geldi. Çünkü evi aynı apartmanın iki kat aşağısındaydı ve komşularla konuşabilmek için, düğün ayakkabılarını giyip, klozetinin üzerine çıkıp yukarıya doğru bağırmak zorundaydı.

“Ne var be? Ne bağırıp duruyon?”

Şişman cinli kadın, yaşlı kadının sabah kalkar kalkmaz aslında o klozetin üzerinde beklediğini biliyordu.

“Bu senin yukardaki kadın var ya..”
“Eee n’olmuş?
“Bugün ne diyo biliyon mu bana?”
“Hangisi be? O ne’diycek, salağın biri o..”
“Bak bak, aidat vardı ya.. 40 lira verecekler, in çık, in çık, çık öldürdüler beni yeminle.”
“Eee niye öyle demiş?”
“Daha ne dedi söylemedim ki..”
“Söylesene be, işim var!”
“Ellerini açıyor böyle, bana eliyle bana hoşt der gibi. Anladın mı, terbiyesize bak sen. Onun o kocası da salak zaten..”

Halit, ufak bir pencerenin açıldığını gördü. Ardından genç bir kadın, diğerlerine görünmeden konuşmaları dinliyordu. Halit’in onu farkettiğini görünce perdeyi hızla çekti içeri girdi… “Salağın karısı herhalde.” diye düşündü.

Halit yürümeye devam etti. Sağa yönelmiş bulundu. Ayaklarında yürüdükçe bir rahatlama vardı.

“Doğru ya burda yokuş yoktu.” dedi kendine. Öyle neşelendi ki kemanıyla bir şeyler çalmak, paylaşmak, gülüşmek istedi. Bu nedenle hiç aklında yokken, bakkalda alışveriş yapmaya karar verdi.

Böylece hem ne zamandır istediği sigaraya başlayabilecek, hem de esnafla sohbet edebilecekti.

İçeri girdiğinde içeride kimse yoktu. Bir müddet beş metre karelik yerde bir yerlere döndü. Sonra dışarı çıktı. Bakkal, Ciğerci ile tavla oynamaktaydı. Yanlarında bir sandalye de boştu. Turşucu’ya göz ucuyla baktı Halit. Müşterisi vardı.

Böyle durumlar için geliştirilmiş en güzel sözü bulduğu için sevindi. “Aleyküm selam.” dedi Bakkal ve Ciğerci. “Bi’ çay da bana kap.” dedi Halit, otururken orada olmayan hiçbir kimseye. Zaten o çay da gelmedi.

Ciğerci, Halit’e baktı. “Hangi takımı tutyordun sen hocam?” dedi. Halit takım tutmuyordu. Yalan da söylemeyi sevmezdi. Muhabbet de hoşuna gitmişti.

İstanbul üstlerinde yakan güneşle birlikte, demlikte serin tatlı bir mayıs rüzgarını döküyordu insanların başından aşağı. Sorumsuz bir mutluluk hali.

“Bir şeyler çal da dinleyelim…” demelerini bekledi Halit. Neler çalabileceğini düşündü. Hatta, kendini o denli kaptırdı ki kalbi yerinden çıkacak gibi heyecanla çırpınmaya başladı. Ama Ciğerci de Bakkal da mutsuz görünüyorlardı. Onların kafasında mor bulutlar.

Mor bulutlardan mırıldanmaya başladı Halit, patlat bir şarkı desinler diye.

Ciğerci tavlayı kapattı. Bakkal üzgün tavlaya baktı. Halit kim kazandı anlayamadı. Ciğerci Bakkal’a “Üzülme.” dedi. Bakkal da Ciğerci’ye “Sen de üzülme.” dedi. Halit Bey bir anda “Üzüldük valla.” dedi.

Bakkal sıkkın bir sigara yaktı, yanan ateşe bakarak,

“Buralar öldü hocam.” dedi. Halit’e.

İyice canı sıkılan Halit, keman çantasını düzeltti, “Ben hoca değilim aslında. Öğrenciyim.” dedi. Kolay gelsin dileyerek ayağa kalktı. Turşucu da çıkmış oraya geliyordu. Bakkal, büyük bir mutlulukla ellerini açarak turşucuyu karşıladı.

“Ya sen neredesin güzel kardeşim”? dedi.

Turşucu “Geldik geldik patlama.” diyerek işi biraz ağırlaştırdı..

Halit’in canı hiçbir yere gitmek istemedi.

Tekrar eve doğru döndü. Mayıstı gerçi ama biraz soba yakar, biraz Kleist okurdu.

Sedyesinde ayaklarının üzerine yastıklar koyar, kendini kumlarına gömerdi.

Kim bilir belki orada öylece dururken ölüp ölüp ölebilirdi.

Durup durup durabilirdi.

…..

Evine girdi Halit. Artık akşam olmuştu. Yaşlı klozet teyzenin romatizmaları azmış, yatağında sesi duyulamayacak bir yerdeydi. Cinli kadın sokakta, sigara içerek bekliyordu. Sonra bağırdı birine.

“Ben de 24, şıp felç. Kötü tabii. Doktor Serhat’a demiş. O zaman ben ya ölecek mişim ya felç kalacakmışım, yüce yarabbim beni ikisine bırakmadı.”

Sokaktan sessiz bir alkış koptu yaradana.

…Bir adam girdi sokağa. Cinli’nin apartmanına. Cinli bırakmadı. Sesler yavaşça yükseldi.

“Senin o karın bana ne diyor biliyor musun, kırk milyon aydat istedim, bana böyle yapıyor olmayan şeyi ben nereden vereyim.”

Halit karasız, bir bacağı merdivende kalan adama baktı. Adam sesini biraz yükseltti.

“Yok, yok ki vermemiş, yeri geliyor sizde de olmuyor. Komşuyuz burda, yüz yüze bakıyoruz”

“Hayır olmayabilir, senin o karın neden bana böyle beni iter gibi, öyle mi demesi lazım, demesi lazım ki şimdi üzerimde yok, kocam para vermedi, sonra gelin.”

“Ya allah allah, geçen gün seksen istedin verdik, bende de hep olacak diye bir şey yok ki. Ama oluyor bazen.”
“Bağırmadan konuş bana..”
“Ya ne bağırması?”
“Paran yoksa adam gibi söyle, karına söyletme.”

Adam sinirle karısının ziline bastı. Küçük pencereden yine gizli bakan kadın “Ne var?” dedi. “Aşağı gel aşağı.” dedi adam. Sinirden sağa sola gider bir hali vardı.

Kadın aşağı geldi, cinli kadını kenara çekildi. Adam kadını kendisinin de bilmediği bir sebepten dövdü.

Halit biraz çıtırtı duyunca perdelerini kapattı. Bir sigara yaktı. Kemanını eline aldı.

Kısa olmak da aslında iyiydi.